Fotoğraflarda neden çirkin çıktığınız belli oldu
Vesikalık çektirirken ya da sevmediğiniz birini selamlarken takındığınız ifadenin neden hep ters teptiği ortaya çıktı! Meğer beynimiz sahte gülüşleri asla yemiyormuş. İnsan gözlemcileri saniyeler içinde büyüleyen gerçek 'Duchenne' etkisinin ve göz kenarındaki o tatlı küçük kırışıklıkların arkasındaki evrimsel sır...
Bir ortama girdiğinizde insanların sizi çekici bulup bulmaması; sadece çene yapınız, göz renginiz ya da üzerinizdeki pahalı kıyafetlerle ilgili değildir. Sosyal psikolojinin en köklü ve binlerce kez kanıtlanmış doğrusu şudur: Bulunduğu yerde gerçekten iyi vakit geçiriyor gibi görünen insanlar, anında bir çekicilik mıknatısına dönüşür.
Peki beyinlerimiz bu ilk 100 milisaniyede neyi avlıyor ve neden bazı gülüşleri "yapmacık" bulup kaçıyoruz? İşin arkasındaki biyolojik sırları sokak diliyle masaya yatırdık.
Beyindeki ödül merkezini tetiklemek
Biz farkında olmasak da birisi bize gülümsediğinde beynimizin "ödül işleme" merkezi (medial orbitofrontal korteks) adeta bayram eder. Karşı tarafta güler yüzlü birini görmek, beyin tarafından kelimenin tam anlamıyla "bakması en keyifli ve ödüllendirici şey" olarak kaydedilir.
Ancak burada çok büyük bir tuzak var: Beynimiz sahte gülüşleri yemiyor.
Sahte gülüş ile gerçek gülüşün savaşı: "Duchenne" etkisi
Fransız doktor Guillaume Duchenne, insan yüzündeki gülümseme şifrelerini çözdü. Bugün tıp dünyası gülüşleri ikiye ayırıyor:
1. Duchenne Olmayan Gülüş (Fotoğraf Gülüşü / Sosyal Selamlaşma): Sadece ağız kenarlarının yukarı çekilmesiyle yapılır. Vesikalık fotoğraf çektirirken ya da sevmediğiniz birine kibarlık yaparken takındığınız gülüştür. Beynimiz bu gülüşü anında "samimiyetsiz, yapmacık ve zoraki" olarak kodlar. Fotoğraflarda neden kötü çıktığınızın sırrı da budur; çünkü gözleriniz sürece dahil değildir.
2. Duchenne Gülüşü (Gözlerin İçiyle Gülmek): İşte gerçek mucize bu. Bu gülüşte sadece ağız kenarları yukarı çıkmaz; aynı zamanda gözlerinizin etrafındaki kaslar da kasılır ve göz kenarlarınızda o tatlı küçük kırışıklıklar (kaz ayakları) oluşur. Bu hareket tamamen içgüdüsel ve istemsizdir; taklit edilmesi neredeyse imkânsızdır. İnsanlar bu gülüşü gördüğü an bilinçaltında size "sıcak, güvenilir ve son derece çekici" etiketi yapıştırır.
Neden gülümseyen insanlara bu kadar çekiliyoruz? Cevap evrimsel kodlarımızda gizli. İlk kez karşılaştığımız bir yabancı, ilkel beynimiz için potansiyel bir tehlikedir.
Gülümseme ise tüm kültürlerde ortak olan nadir işaretlerden biridir ve şu mesajı verir: "Benden sana zarar gelmez, dostum, neşeliyim ve iletişime açığım." Karşı tarafın beyni bu sinyali alır almaz tehlike modundan çıkar ve bu rahatlama hissini tek bir özet yargıya dönüştürür: "Bu insan çok çekici." Hatta kadınlar üzerinde yapılan testlerde, gülümsemenin erkeklerdeki aşırı sert/asabi yüz hatlarının yarattığı ürkütücü etkiyi bile tamamen kırdığı görüldü.
Gülümseme her kapıyı açar mı?
Elbette entelektüel bir dürüstlükle belirtmek gerekir ki; gülümsemek sihirli bir değnek değildir. Boyunuzu, yaşınızı, yüz simetrinizi veya kişisel bakımınızı tamamen yok sayıp sizi bir anda dünya güzeli yapmaz.
Araştırmaların asıl desteklediği pratik gerçek şudur: Siz, kendinizin en çekici haline ancak ve ancak gerçekten mutlu göründüğünüzde ulaşabilirsiniz. Bir ortama girmeden önceki o son birkaç saniyede boyunuzu ya da yüz kemiklerinizi değiştiremezsiniz; onlar sabittir. Ama o an kontrol edebileceğiniz tek bir şey vardır: İfadeniz. Bulunduğu yerde mutlu olan, etrafıyla samimi bir ilgiyle bağ kuran ve gözlerinin içiyle gülümseyen bir insan olmak; beynin karşı tarafa verebileceği en yüksek çekicilik puanını kapmasını sağlar.