Değerli okurlar, sevgili gençler...Üniversite sınavı bitti, şimdi tercih dönemi başlıyor. Herkes harıl harıl hangi bölümü seçeceğini, hangi mesleğin “geleceği kurtaracağını” tartışıyor. Ama size çok açık bir gerçeği söylemek zorundayım.
Eski dünyanın ezberleriyle yeni dünyanın mesleklerini seçmeyin.
Bakın, Nobel ödüllü ekonomistimiz Daron Acemoğlu diyor ki; “Eğer yeni üniversite mezunlarının yüzde 30-40’ı iş bulamazsa, bu durum sosyal barışı ve demokrasiyi sarsar. Tarihte bu tür tıkanmalar hep devrimlerle sonuçlanmıştır.”
Daron Hoca’nın işaret ettiği şey şu... Bugün dünyayı iki büyük güç çalkalıyor. Bir yanda demokrasilerin gerileyişi, diğer yanda yapay zekâ. Ve bu ikisi birbirinden kopuk değil. Bugün yapay zekâ dediğimiz şey maalesef iki kelimeyle özdeşleşti. Otomasyon ve gücün merkezileşmesi.
Karşımızda insanlık tarihinin görmediği ölçekte bir güç merkezileşmesi var. Amerika’da sadece yedi teknoloji şirketi, bugün teknoloji borsası NASDAQ’ın tam yüzde 60’ını oluşturuyor. Sıkı durun; bu şirketlerin her birinin yıllık reel geliri, 19. yüzyılın ortasındaki devasa Britanya İmparatorluğu’nun gayrisafi yurt içi hasılasının tam iki katı!
Peki, bu devasa şirketler bu muazzam yapay zekâ gücünü ne için kullanıyor? Ne yazık ki insanlığı daha yaratıcı kılmak yerine; tamamen otomasyon, yani insan emeğini sistemin dışına itmek için!
İşte bu çarkın kurduğu yeni düzende, ilk kurbanlar en alttan başlamak isteyen, kariyerinin başındaki gençler oluyor. Giriş seviyesindeki “entry-level” dediğimiz işler yapay zekânın elinde hızla yok oluyor. Daron Hoca’ya göre sektöre giren her bir endüstriyel robot, 3 ila 6 işçinin işini elinden alıyor ve ücretleri ciddi aşağı çekiyor.
Şimdi kendi kendinize diyebilirsiniz ki; “Ama hocam, o robotlar fabrikadaki mavi yakalı işçileri etkiliyordu, bizim çocuklar üniversite okuyacak, masa başı iş yapacak.”
İşte en büyük yanılgı burada! “İkame etme” yani insanın yerini alma modeli, bugün yapay zekayla birlikte beyaz yakalıların, yani üniversite mezunlarının dünyasına indi.
Eskiden fabrikadaki montaj hattını elinden alan otomasyon; bugün hukuk bürosundaki metin tarama işini, hastanedeki röntgen analizini, yazılım şirketindeki giriş seviyesi kod yazımını ve bankadaki veri girişini gençlerin elinden alıyor.
★★★
Biz maalesef ülke olarak tam sınır hattındayız. Hatta ekonomik krizden öte; pimi çekilmiş toplumsal bir patlama anındayız.
Rakamlar yalan söylemez. Ülkemizde 25-34 yaş arasındaki işsizlerin yüzde 49’u üniversite mezunu! Yani her iki genç işsizden biri üniversite diplomalı.
Eurostat verilerine göre, Türkiye’de 15-29 yaş arasındaki gençlerin yüzde 28’si yoksulluk ve sosyal dışlanma çekiyor. Romanya ve Bulgaristan ile birlikte Avrupa halkları içinde en çok yoksunluk çeken ilk 4 ülkeden biriyiz.
TÜİK verilerinde ise en dramatik kategori ne eğitimde ne istihdamda olanlar. Yani odasına kapanmış, hayalleri çalınmış “Ev Gençleri.” Bu rakam yüzde 30’u bulmuş durumda!
★★★
Yıllarca bize “Bir toplumda eğitim seviyesi arttıkça, insanlar daha demokrat olur” masalı anlatıldı.
Daron Acemoğlu bu parıltılı masalı paramparça ediyor. Eğitim düzeyi arttıkça demokrasi otomatik olarak artmıyor; aksine, sistem büyük bir tıkanmaya giriyor.
Çünkü siz milyonlarca genci üniversite mezunu yapıp hayallerini gökyüzüne çıkarıyorsunuz; ama kurduğunuz bu yeni düzen o gençlere sadece işsizlik, güvencesizlik ve asgari ücret köleliği sunuyor. Eğitimli gençlik, babalarından daha kötü yaşıyor. Demokrasiye olan inancını kaybedince de radikalizmin ana motoru haline geliyor.
Bakın Almanya’da 14-29 yaş arası gençlerin yüzde 22’si aşırı sağcı AfD partisini destekliyor. Fransa’da aynı yaş grubunun yüzde 33’ü radikal sağa oy veriyor. Paris sıcaktan yanarken, sosyalist belediye başkanı tarihi doku gerekçesiyle klima yasağını esnetmiyor; Marine Le Pen ise çıkıp “her eve klima” vaat ediyor. Biri karbon ayak izi anlatırken, öteki “sen bu gece uyuyabilecek misin?” diye çözüm sunuyor. Siyasetin yeni dili tam olarak budur.
★★★
Peki, bu acımasız tabloda gençler ne yapacak?
Bugün çip üretemeyen, enerji depolayamayan, verisini koruyamayan, kuantumu anlamayan ülkeler dışarıya mahkum kalıyor. Geleceğin mesleği diye tek bir meslek yok; geleceğin insanı var. O insan da sadece diploma alan değil; yapay zekâyı kullanan, sahayı bilen, veri okuyan ve teknolojiyle insan zekâsını birleştirebilen insandır.
Gençlere tavsiyem şu...
Hangi bölümü okursanız okuyun, eğitiminizi mutlaka yapay zekâ bileşenleriyle hibrit hale getirin.
Eğer hukuk okuyorsanız veri hukuku, yapay zekâ etiği ve dijital telif alanlarında yan dal yapın; mühendislik okuyorsanız sadece temel derslerle yetinmeyip yapay zekâ mimarisi, büyük veri analitiği veya siber güvenlik sertifikalarını cebinize koyun.
Tıp okuyanlar dijital sağlık ve yapay zekâ destekli tanı sistemlerini, iktisat okuyanlar ise finansal teknolojiler ile algoritmik risk modellemelerini yan dal olarak seçmek zorunda. Çünkü yeni dünyanın temel kuralı çok açık... Tek başına bir meslek değil, o mesleği teknolojiyle birleştirebilen multidisipliner uzmanlar kazanacak.
Sadece üniversite not ortalamasına güvenmeyin. Birinci sınıftan itibaren GitHub, LinkedIn ve projelerle dijital portföy oluşturun. Yan dal, çift ana dal ve mikro sertifikaları zorunluluk görün. Rutin masa başı işler yerine; elektrikli araç bakımı, robotik sistemler, akıllı tarım ve veri merkezi teknisyenliği gibi “teknolojik mavi yaka” alanlara yönelin.
Yeni dönemde en kırılgan yerlerden biri tam da rutin masa başı işleri olacak. Buna karşılık elektrikli araç bakımı, robotik sistemler, otonom araç teknikerliği, siber güvenlik operasyonu, güneş paneli kurulumu, akıllı tarım, enerji depolama, veri merkezi teknisyenliği gibi alanlar hızla değer kazanacak.
Yani eskiden mavi yaka küçümsenirdi. Yeni dönemde teknolojik mavi yaka ve altın yaka yükselecek.
Özetle işverenin önüne sadece diploma değil, “Ben bunları yaptım” diyeceğiniz somut bir dosya koyun. Elinde proje olan, portföy olan, staj olan, sertifika olan, sahada ter dökmüş genç diğerinin önüne geçecek.