Gazetecilik her yerde zordur ama Türkiye gibi demokrasisi gelişmemiş ülkelerde çok daha zor!
Düzgün gazetecilik yaparsanız kimseye yaranamazsınız.
Başınıza ne geleceği belli olmaz!
Dün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü idi...
1962 yılından beri
64 yıldır kutlanan bir
gün bu...
Fakat bu defa kutlamak içimizden gelmedi.
Neyi kutlayacaktık ki?
- Yok yere hapse atılan ve cezaevinde yargılanmayı bekleyen Merdan Yanardağ ve Enver Aysever gibi düzgün gazetecilerin çektikleri çileyi mi?
- Hapis istemiyle yargılanan yazarları-çizerleri mi?
- İşsiz kalan meslektaşlarımızın çektikleri sıkıntıları mı?
- Kayyım atanan televizyon kanallarını mı?
- Medyaya getirilen yasakları mı?
- Öldürülen, yaralanan ya da tehdit edilen gazetecileri mi?
- Yazdığı haberler nedeniyle Murat Ağırel’in ailesiyle birlikte tehdit edilmesini mi?
- Gazetecilerin can ve mal güvenliğinin yanı sıra hukuk güvenliğinin de kalmamasını mı?
Neyi kutlayacaktık sahi?
★★★
Ülkemizde halkı savunan, güçlüye karşı güçsüzün yanında duran, haksızlıklara karşı çıkan, toplumu soyan çıkar çevrelerini eleştiren gerçek gazeteciler hep tehdit altındadır.
Güçlüyle bir olup ezileni daha da ezen, çıkar çevrelerinin suyunda giden, menfaati gereği çarpık düzeni görmezden gelen gazeteciler için tabii ki tehlike söz konusu değildir.
Onlar kendi keyiflerine bakarlar!
★★★
Tüm bunları neden yazdım?
Dün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü idi ya...
Hemen her gün, dolaylı ya da dolaysız aldığımız tehditleri hatırladım da ondan...
En son tehdit yağmuruna tutulan gazeteci kardeşimiz Cumhuriyet yazarı Murat Ağırel’di...
Son bir aydır yaptığı haberler ve sert eleştiriler nedeniyle aldığı tehditlerin haddi hesabı yok.
Adliyeye başvuran Murat Ağırel “Bana, kızıma, aileme, yazamayacağım kadar ağır taciz ve tehdit dolu ifadelerle saldırdılar. Hepsini devletin yetkili ve sorumlu makamlarına ilettim.” diyor.
Tehditlerin amacı gazeteciyi susturmak!
Düzgün ve doğru gazetecilerin bu durumu, Türkiye’de gazetecilik mesleğinin nerelere savrulduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Bugün ona yapılan, yarın bir başkasına yapılacaktır.
Defalarca gördük. Susturulmak istenen gazeteciler önce hedef gösterilir, bu etkili olmazsa tehdit edilir, o da yetmezse ailesi, çocukları devreye sokulur.
Ya da vurulur,
kurşunlanır!
★★★
Murat Ağırel ”Susacağımı, korkup ‘Bana müsaade’ diyerek kaçacağımı sananlar beni tanıyamamışlar demektir. Gazeteci korktuğu gün ölür. Ben henüz ölmedim” diyor.
Türkiye’de gazetecilik yapmak böyle bir şey işte... Tehdit de var, hapis de var, vurulmak da var!
Kaygı verici bir durum ama ne çare ki, biz bu mesleğin sevdalısıyız!
Murat Ağırel’in dediği gibi “Gazeteci korktuğu gün ölür!
Siyasetin anlamlı dili (!)
Çıkarılan yasayla cezaevlerinden 50 bin hükümlü tahliye edildi. Hapisten çıkan bir kısım mahkûmun derhal yeni suçlar işlemeye başlaması doğal olarak kamuoyunda
tepki yaratıyor.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız internetteki (X) hesabında “Aslında biz af değil, infaz düzenlemesi yaptık. 50 bin kişi çıkıyor. 6 ay içerisinde 50-60 bin kişi daha hapisten çıkacak.” diye yazmış.
Onu okuyan bir internet kullanıcısı da:
“Toplum barışını bombalama görevini sana mı verdiler? İnfaz affıyla 100 bin suç makinesini niye toplum içine salıyorsunuz?” diye mesaj yollamış.
Hukukçu milletvekili Feti Yıldız’ın cevabı pek kibarca olmuş ve:
“Defol lan şuradan!” diye cevap vermiş.
Ülkemizde siyaset dili işte böylesine zarif, kibar ve anlamlı (!)
GÜNÜN SÖZÜ
Basından yoksun ülkeler adaletten de yoksun olurlar! (Namık Kemal)