Hangi kitap beyinde ne yapıyor?

2 bin 300 yıl önce Akdeniz’den İskenderiye Limanı’na yaklaşan bir gemide olduğunuzu düşünün. Daha şehir görünmeden İskenderiye (Pharos) Feneri beliriyor. Arkasında saraylar, sütunlu yollar, bahçeler... Ama İskenderiye’yi çağının New York’u yapan zenginliği değil, çok daha çılgın bir fikirdi...

İnsanlığın bildiği her şeyi bir yerde toplamak...

Mısır Kralı I. Ptolemaios’un hayali buydu. Dünyanın dört bir yanından bilim insanları, hekimler, filozoflar getiriliyor; devlet onlardan tek bir şey istiyordu... Düşünmelerini...

Kütüphanenin girişine şu cümleyi yazmışlardı: “Bilim sizi tanrıların gazabından kurtarır.”

Bugünün tarikat, cemaat, hurafe, zır cahillik ikliminden 2 bin 300 yıl önce söylenmiş bir cümle...

Limana gelen gemilerde kitap varsa topluyor, kopyasını sahibine veriyor, aslını kütüphanede tutuyorlardı. Çünkü bilgi güçtü.

★★★

Şimdi aradan iki bin yıl geçti. Homeros, Shakespeare, Tolstoy, Darwin, İbni Sina, Dostoyevski... İnsanlığın yazılı mirası cebimizde. Kitapları kurtardık. Fakat okuru kaybediyoruz.

Amerika’da 236 bin kişinin 20 yıllık verileri incelendi. 2004’te her gün keyif için kitap, gazete ve dergi okuyanların oranı yüzde 28’di. Bugün yüzde 15’e düştü.

Peki kitap okumayı bıraktığımızda yalnızca hikâyeleri mi kaybediyoruz?

Hayır.

Çünkü okuduğumuz tür değiştikçe beynimize yaptırdığımız iş de değişiyor. Her farklı roman türü beyinde farklı bölgeye egzersiz yaptırıyor.

Aşk romanı okurken beynimiz yüzlerce sayfa boyunca insan ilişkisi çözüyor. Kim kimi seviyor? Kim aldatıyor? Söylenen sözün altında ne var? Bu kadın yalancı mı? Adam dolandırıcı mı? Yani insanları mimikten okuma becerimizi, ön lobumuzu çalıştırıyor.

Dostoyevski, Tolstoy gibi büyük romancılarda iş daha zor. Suç ve Ceza’nın Raskolnikov’u katil mi, vicdanlı mı? Pişman mı, yoksa yakalanmaktan mı korkuyor?

İyi bir edebiyat kitabı bize insanın aynı anda hem iyi hem kötü, hem haklı hem haksız olabileceğini gösteriyor. Belirsizliği taşımayı öğretiyor. Başka insanların haklı, bizim haksız olabileceğimiz dünyalara sokuyor. Başkalarına tahammülü ve onların bakış açısından görmeyi öğretiyor.

Polisiyede beynin yaptığı iş başka. Eski bilgiyi hafızada tutuyor, 40 sayfa sonraki yeni ipucuyla karşılaştırıyor, ihtimalleri eliyor, teori kuruyoruz. Polisiye beynin önüne yüzlerce sayfalık problem çözme oyunu koyuyor. Alzheimer ve demans riskini azaltmada bire bir.

Bilimkurgu “Ya böyle olsaydı?” diye soruyor. Ya insanlar Mars’ta yaşasaydı? Ya yapay zekâ bizden daha zeki hale gelseydi? Beyin hiç yaşanmamış bir gelecek kuruyor. Başka ne mümkün, diye düşünmeye başlıyor. Bilimkurgu okuyanlar hayatta daha çok risk alan daha atılgan bireyler oluyor.

Tarih kitabı ise “Neden?” diye soruyor. Bir savaş neden çıktı? Bir imparatorluk neden çöktü? Aynı olayı başka kaynak nasıl anlatıyor? Tarih, neden-sonuç kurmayı, kaynak sorgulamayı, her anlatılana hemen inanmamayı öğretiyor.

★★★

İşin en önemli kısmı ise çocuklukta başlıyor.

Çocuğa kitap okumaya doğduğu gün başlamak gerekiyor. Daha konuşamıyor, harfleri bilmiyor olabilir. Ama sesinizi, kelimeleri ve resimleri birbirine bağlamaya başlıyor. Özellikle 4-6 yaş arasında çocuğun bilinci, farkındalığı ve başkasını anlama becerisi hızla gelişiyor. “Ben böyle düşünüyorum ama karşımdaki başka türlü düşünebilir” demeyi öğreniyor. Empati, şefkat ve merhamet burada filizleniyor.

Sonra çocuk büyüyor ve kitap hayatından çıkıyor.

1984’te 13 yaşındaki çocukların yüzde 35’i her gün kitap okuyordu. 2023’te bu oran yüzde 14’e indi. “Hiç okumuyorum” diyenlerin oranı yüzde 8’den yüzde 31’e çıktı. 2024’te lise son sınıf öğrencilerinin yüzde 32’si temel okuma seviyesinin bile altında kaldı.

Şimdi buna yapay zekâ da eklendi.

Gençler yalnızca daha az okumuyor; yazma işini de makineye bırakıyor. Oysa çoğu zaman ne düşündüğümüzü yazarken öğreniyoruz. Cümle kuruyor, siliyor, geri dönüyor, çelişkiyi görüyor, kanıt arıyor, kelime seçiyoruz. Yazarken kendi düşüncemizle kavga ediyoruz.

Çocuk, kitabı okumadan özetini alıyor. Sorunun cevabını düşünmeden yapay zekâya soruyor. Kompozisyonu kurmadan yazdırıyor.

Zahmeti ortadan kaldırıyoruz. Ama belki de zahmetle birlikte zihinsel egzersizi de bitiriyoruz.

Sosyal medyada bunun izlerini görüyorum. Bir satır yazıyorsunuz: “Vatan haini.” Başka bir konuda farklı düşünüyorsunuz: “Düşman.” Ya bizdensin ya onlardan. Ya iyisin ya kötüsün. Arada gri alan yok.

Oysa aşk romanı karşındakinin ne hissettiğini düşündürüyor. Edebiyat bir insanı tek cümleyle tarif edemeyeceğimizi gösteriyor. Polisiye ilk gördüğüne inanmamayı öğretiyor. Bilimkurgu başka ihtimalleri düşündürüyor. Tarih “Neden-Sonuç” ilişkisini kurduruyor.

İskenderiye’de insanlar 2 bin 300 yıl önce dünyanın bütün kitaplarını bir yerde toplamaya çalışıyordu.

Bugün dünyanın bütün kitapları cebimizde.

Ama onları okuyan yok.

Yazarın Diğer Yazıları