“3 milyar insan öldü. Hayatta kalanlar, nükleer ateşin küllerinde yanarak yok olan dünyaya baktı. Ve sonra Skynet’e karşı direniş başladı.” – Terminatör 2: Mahşer Günü (1991)
İnsanlık tarihinin en büyük hatalarından biri, makinelerin iyi niyetli olacağına inanmaktı. Google da bir zamanlar insanlığa zarar vermeyeceğine dair söz vermişti. 2018’de yapay zekayı savaş alanlarında ve gözetleme ağlarında kullanmayacağını açıklamıştı.
Trump geldi ve Google bu taahhüdünü sessizce çöpe attı. Doğrudan askeri sanayiye ve insan haklarını ihlal eden sistemlere hizmet edeceğini duyurdu.
★★★
Google, yalnızca bir teknoloji ve reklam şirketi değil, dünyanın en büyük veri toplama ve analiz merkezi.
Arama (Search), YouTube, Gmail, Android ve Haritalar gibi devasa platformları sayesinde milyarlarca insanın günlük hareketlerini, düşüncelerini, iletişimlerini ve alışkanlıklarını kaydediyor. Microsoft veya Amazon gibi şirketler sadece veri işliyor, ancak Google kadar doğrudan bireylerin özel hayatına nüfuz eden bir başka teknoloji şirketi yok.
Şu an Skynet’e bir adım daha yakınız.
★★★
Bundan sonra ne mi olacak? “Hesaplama hatası yok, pişmanlık yok, acı yok.”
Yapay zeka, artık savaş kararlarında söz sahibi olacak. Yüz tanıma sistemleri, hedef belirleme algoritmaları ve robot silahlar Google’ın “gelişmiş yapay zekasıyla” donatılacak. Bir zamanlar Google Asistan size en yakın kahvecinin yerini gösterirdi. Yarın, kimin terörist olup olmadığına sizin yerinize karar verecek.
Aslında karar verdi bile... İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaşta Google’ın İsrail hükümetine özel yapay zeka hizmeti sunduğunu biliyoruz. Sonuç katliamdı!
★★★
Bu kararın en büyük tehlikesi, yapay zekanın otoriter yönetimlerin ve askerlerin elinde bir baskı aracı haline gelmesidir.
Teknoloji şirketleri artık etik ilkeleri değil, kâr maksimizasyonunu önceliyor. Savaş mı çıkaracak? Peki kaç reklam gösteririz? Mahremiyet mi bitti? O zaman veri satışlarını artırabiliriz.
İnsan faktörünün devre dışı bırakıldığı savaşlar, önümüzdeki distopik geleceğin habercisi. Google’ın kararları artık Skynet’in kodlarıyla yazılıyor.
Ve tüm bunların sonunda, Google yöneticilerinin vereceği tek cevap şu olacak: Bu sizinle aramızda şahsi bir mesele değil, bu sadece bir iş...
“Sistem devre dışı bırakılamıyor. Hasta la vista, baby.” – Terminatör (1984)
Lacivert pantolonla kahve ayakkabı
Eskiden, özellikle Londra’da iş dünyasında “No brown in town” (Şehirde kahverengi olmaz) kuralı geçerliydi. Hatta rivayete göre Churchill’e sekreteri “Dışarıda sizi bekleyen kahverengi takım elbiseli bir beyefendi var” dediğinde, İngiliz Başbakanı kaşını şöyle bir kaldırıp “O zaman beyefendi değildir” demiş.
Viktorya dönemine dayanan bu anlayışa göre, kahverengi ayakkabılar kırsal kesimde yürürken, avlanırken giyilir, çamur bulaştığında rengi belli etmezmiş. Siyah ayakkabılar ise şehir hayatıyla ilişkilendirilirmiş. Ancak bu kural, zamanla iş kıyafetlerinin resmiyetini kaybetmesi ile geçerliliğini yitirdi.
The New York Times gazetesi bu konuya değinmiş, modacılara sormuş. Günümüzde, kahverengi ayakkabıların lacivert veya siyah pantolonlarla giyilmesinin artık şaşırtıcı olmadığını, hatta yerleşik bir tarz haline geldiğini okuyucularına duyurmuş.
Ama gazeteye konuşan modacılar hâlâ tek bir şeyde birleşiyor. O da siyah ayakkabıyla mutlaka koyu renkli çorap giyilmesi ve bileklerin görünmemesi...