Savaşın dinmediği Orta Doğu coğrafyası...
Bir füze, bir boğazı kapatabilir.
Bir tanker saldırısı, dünya ekonomisini sarsabilir.
Bugün Orta Doğu, tam da böyle bir dönemin içinde...
★★★
ABD ile İran arasındaki çatışma yeniden alevlendi.
ABD, Hürmüz Boğazı çevresindeki İran hedeflerini vurdu.
Gerekçe: İran’ın Hürmüz boğazına mayın döşeme girişimleri ve Amerikan güçlerine yönelik saldırılar...
İran ise, ABD’nin bölgedeki askerî varlığını hedef aldı.
Trump, İran’ın misilleme yapması durumunda daha şiddetli saldırılar düzenleneceği uyarısında bulundu.
İran halkına, rejime karşı ayaklanma çağrısı yaptı.
★★★
1956...
Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır, 26 Temmuz 1956’da Süveyş Kanalı’nı millileştirdi.
İngiltere ve Fransa, kanal üzerindeki ekonomik ve stratejik çıkarlarını kaybetmek istemiyordu.
Sonuç?
İsrail, Sina Yarımadası’na saldırdı.
Ardından, İngiltere ve Fransa bölgeye çıkarma yaptı.
Fakat hesap tutmadı.
ABD ve Sovyetler Birliği’nin baskısıyla İngiltere ve Fransa geri çekilmek zorunda kaldı.
★★★
Süveyş Krizi, yalnızca Mısır’ın bir kanal üzerindeki egemenlik mücadelesi değildi.
Bir imparatorluk çağının kapanışını hızlandıran krizdi.
Bu kriz, İngiltere ve Fransa’nın eski süper güç etkisini kaybettiğini gösterdi.
ABD ve Sovyetler Birliği, küresel siyasette daha baskın aktörler haline geldi.
★★★
Bugün Hürmüz’e bakarken, Süveyş hatırlanmalı...
Çünkü stratejik su yolları, yalnızca ticaret yolları değil...
Jeopolitiğin damarlarıdır.
★★★
1980’ler...
Bir başka tarihsel ders...
İran-Irak Savaşı’nda, iki ülke birbirlerinin petrol ihracatını hedef almaya başladı.
Tankerler vuruldu.
Petrol tesisleri saldırıya uğradı.
Deniz ticareti, savaşın bir parçasına dönüştü.
Bu dönem, tarihe “Tanker Savaşı” olarak geçti.
★★★
Ve 2026...
ABD, İran’ın Hürmüz çevresindeki askerî hedeflerini vururken...
İran, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını hedef alıyor.
Ve bu çatışma, Hürmüz’de deniz ulaşımı ve küresel petrol taşımacılığını ciddi şekilde etkiliyor.
Çünkü Hürmüz, sadece İran’ın çıkış kapısı değil...
Dünya enerji sisteminin ana damarlarından biri...
★★★
1956’da Süveyş Krizi, dünyanın güç dengelerini değiştirdi.
1979’da İran’da rejim değişti, ama etkisi İran sınırlarını aştı, enerji piyasalarını sarstı.
1980’de İran-Irak Savaşı, petrolün de deniz yollarının da savaş hedefi olabileceğini gösterdi.
Ortaya çıkan tablo:
Orta Doğu’da çatışma ve istikrarsızlık, dünyanın enerji güvenliğini doğrudan etkiler.
Hürmüz’de yaşanan çatışmanın, dünya enerji piyasasını etkilediği gibi...
★★★
Ve böyle bir ortamda, önemli bir gelişme yaşandı.
Mekke Anlaşması...
7 Ağustos 2026’da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Ortak Savunma Anlaşması imzalandı.
31 Ağustos 2026’da, anlaşma kapsamında oluşturulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi’nin ilk toplantısı İstanbul’da yapıldı.
Üç ülke, anlaşmanın kurumsallaştırılması ve bölgesel barış ile istikrara katkı sağlanması konusunda uzlaştı.
Zamanlama dikkat çekici...
Çünkü Mekke’de savunma mekanizması kurulurken, Hürmüz’de savaşın yeni bir cephesi oluşturuluyordu.
Üç ülke, artık ortak bir savunma mekanizmasına sahip.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da, anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını, temel amacın caydırıcılığı güçlendirmek olduğunu belirtti.
★★★
Tarih bize şunu gösterdi:
İttifakların gerçek gücü, imza törenlerinde değil, kriz anında ortaya çıkar.
Bir ittifakın ne kadar güçlü olduğunu barış zamanında ölçemezsiniz.
Asıl sınav, savaşın kapıya dayandığı gün başlar.
Mekke Anlaşması’nın da gerçek sınavı budur.
İran’ın misillemesi yalnızca Amerikan üsleriyle sınırlı değil; Körfez’de ABD’nin müttefiklerini de savaşın içine çekecek nitelikte.
Ve Suudi Arabistan bu denklemin tam merkezinde.
Hürmüz’de Suudi petrolü taşıyan iki tankerin saldırıya uğraması, Suudi Arabistan’ın savaşın içinde olduğunun bir göstergesi.
★★★
Peki, Suudi Arabistan saldırıya uğrarsa?..
İşte, Mekke Anlaşması’nın gerçek sınavı burada başlar.
Çünkü anlaşma, birine yönelik saldırıyı üç ülkeye yapılmış saldırı olarak kabul ediyor.
Türkiye’nin önüne şu soru gelebilir:
“Müttefikinin güvenliği için ne kadar ileri gidilecek?”
Bu sorunun cevabı yalnızca askerî değil, siyasidir.
Ve Türkiye’nin burada yapması gereken, savaşın içine sürüklenmek değil...
Savaşın büyümesini engelleyecek diplomatik adımlar atmaktır.
Çünkü Türkiye’nin çıkarı; açık deniz yolları, güvenli sınırlar, istikrarlı enerji kaynakları ve güçlü bir bölgesel dengedir.
★★★
Asıl soru şudur:
Türkiye, yeni Orta Doğu’da kendi güvenlik ve çıkar eksenini nasıl koruyacak?
Bir ülkenin stratejik bağımsızlığı, her savaşta taraf seçmek değildir.
Bazen en büyük stratejik başarı, başkalarının savaşında taraf olmamaktır.
★★★
Bugün Hürmüz’de yükselen her duman, Türkiye’nin de bulunduğu coğrafyaya bir mesajdır.
Ve Atatürk’ün sözü, bugün Hürmüz’den Mekke’ye uzanan coğrafyada hâlâ yol göstericidir:
“Yurtta barış, dünyada barış.”