İran’dan sonra sıra Türkiye’de mi?

ABD’de Başkanı Carter, Aralık 1977’de İran’ı “Fırtınalı bir denizde istikrar adası” olarak nitelemişti.

1978 Ağustos’unda, CIA’nın Beyaz Saray’a verdiği raporda, İran’da bir devrim olasılığının bulunmadığı yazılıyordu.

CIA’nın yanıldığı kısa sürede ortaya çıktı.

Ve birkaç hafta içerisinde, sokak gösterileri başladı.

İran Şah’ı Rıza Pehlevi, Ocak 1979’da ülkeyi terk etmek zorunda kaldı, Mısır’a gitti.

★★★

Paris’te sürgünde bulunan Ayetullah Humeyni, 1 Şubat 1979’da İran’a döndü.

Bazı kaynaklara göre, Humeyni’yi iki milyon kişi karşıladı.

Karşılayanlar arasında öğrenciler, memurlar, entelektüeller, tüccarlar, işçiler, esnaflar ve din adamları gibi farklı kesimlerden İranlılar vardı.

★★★

1979’da Humeyni’nin gelişiyle birlikte İran için ABD, “Şeytan ve Düşman” olmuştu.

ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük kaybı ise İran’dı.

Ve ABD için İran, artık “Ezeli Düşman”dı.

★★★

Solcular Humeyni’yi, Şah’a karşı olan muhalefeti birleştirebilecek anti-emperyalist bir lider olarak gördü.

Sol ve entelektüel kesim, “Siyasi İslam”ın kültürel amacını öngöremedi.

Sonuçta, İran devrimi solun da, entelektüel kesimin de sonu oldu.

★★★

Humeyni’nin yönetime el koymasından hemen sonra Başbakan Ecevit tarafından, Humeyni’ye iyi niyet mesajı gönderilmişti.

İran’ın Türk Büyükelçisi Turgut Tülümen, bu mesajı iletmeye ve Humeyni’nin görüştüğü ilk büyükelçi olmaya önem veriyordu.

Tülümen, kabul edilişini şöyle yazıyordu:

“15 Şubat 1979 akşamı, Humeyni tarafından, karargâh binası olarak kullandığı okulun bir salonunda kabul edildim. Bu şekilde yeni rejimi de tanımış oluyorduk...

Kabul yerinin girişinde ayakkabılarımızı çıkardık... Ayetullah Humeyni, İran ve Çin halılarıyla döşenmiş küçük bir salonun köşesinde, yere serili ince bir şilte üzerinde bağdaş kurmuştu...

Humeyni eliyle sol tarafı gösterdi. Hepimiz yere bağdaş kurmuştuk.”

★★★

Humeyni’nin yönetimi devralacağını hisseden bazı uyanık devlet görevlileri ve özellikle iş adamları önce servetlerini yurt dışına transfer etmiş, sonra da kendileri kaçmışlardı.

Kaçamayanlara gelince...

Haftalar ve aylar içerisinde, aralarında eski başbakan, bakanlar, generaller ve üst düzey bürokratların da olduğu yüzlerce kişi, binaların damlarında kurşunlanarak idam edildiler.

Bu kişilerin kanlar içinde yerde yatan bedenlerinin fotoğrafları, gazetelerde günlerce çarşaf çarşaf sergilendi.

Solun desteklediği “Devrim”, işte böyle acımasızdı.

★★★

Humeyni’nin yönetime el koymasından 46 yıl sonra, 2025’in son günlerinde İran’da geniş çaplı gösteri hareketleri başladı.

Bu satırlar yazıldığında, gösteriler altıncı günündeydi.

Gösterilerin, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ABD ziyaretine denk gelmesi elbette bir tesadüf değil.

Devrik İran Şahı Pehlevi’nin sürgündeki oğlu Rıza Pehlevi de, protestoların yaygınlaşması için sosyal medya paylaşımlarını planlı şekilde sürdürüyor.

★★★

25 yıl önce...

11 Eylül 2001’den 10 gün sonra...

Yer, ABD Pentagon...

Çok gizli belgede şu
yazıyordu:

“Beş yıl içerisinde Irak’la başlayan ve sonrasında Suriye, Lübnan, Libya, Somali ve Sudan’la devam edip İran’la bitecek yedi ülkeyi dağıtacağız.”

Altı ülke gitti...

ABD ve İsrail, İran’ı dağıtmak ve rejimini değiştirmek için düğmeye bastı

★★★

İsrail ve ABD, son 10 yıldır İran’ın askeri yeteneklerini, nokta operasyonlarıyla test etti.

Haziran 2025’te, İsrail İran’ın nükleer ve askeri hedeflerine yönelik 12 gün süren, büyük çaplı bir hava operasyonu düzenledi.

ABD de, aynı operasyonda İran’ın üç ana nükleer tesisini hava bombardımanıyla hedef aldı.

Sonuçta ABD ve İsrail, İran’ın askerî gücünün İsrail’e karşı uzun süreli bir çatışmayı sürdüremeyeceği yönünde bir değerlendirme yaptı.

★★★

İran, dünyanın üçüncü (bazı kaynaklara göre dördüncü) petrol rezervine, ikinci büyük doğalgaz varlığına sahip bir ülke.

46 yıllık Molla rejimi yolculuğunun acıklı hikayesi: Çöken para birimi, enflasyon, ciddi bir ekonomik kriz ve hayalleri sönen, yoksullaşan bir halk...

Topluma, sadece acı ve gözyaşı vadeden bir rejim...

★★★

“Siyasal İslam”ın etkin olduğu bir ülkede, ordu askerlik sanatından uzaklaşır.

Ve askerlik sanatı yerine, dini hükümlerin etkin olduğu hiçbir ordu ülkesini savunamaz.

Liyakat sisteminin çöktüğü, adam kayırmacılığın zirve yaptığı hiçbir rejim ayakta kalamaz.

Bu tür rejimlerin tek silahı vardır: Algı yönetimi...

★★★

Evet, sıra İran’da...

İran’ın çöküşü, Suriye ve Irak politikasından ders alınmaz ise Türkiye için felaketle sonuçlanabilir.

Türkiye, 476 kilometrelik sınırdan göçmen akınına hazır mı?..

Kuzey Irak’tan, PKK’nın kolu PJAK’a destek için İran’a kaç PKK’lı terörist geçti? Biliyor muyuz?..

PJAK’ın özerklik ilanıyla, Irak, Suriye ve İran halkaları tamamlandığında...

Geriye, Türkiye halkası kalır.

Türkiye farkında mı?..

★★★

Türkiye eğer, tümüyle ulusal çıkarları ve ulusal güvenliği esas alan bir politika izlemezse...

“Terörsüz Türkiye” süreci, terör örgütünün tümü dağılmadan ve silah bırakmadan sürdürülürse...

Sıra, Türkiye’dedir...

★★★

Çünkü...

“Tarih bir dikiz aynası, arada bir bakılması gereken.”

Yazarın Diğer Yazıları