ÖVÜNÇ kaynağımız Nobel ödüllü iktisatçı Daron Acemoğlu’nun “Hangi Liberal Demokrasi” isimli son kitabı Solina Silahlı tarafından Türkçeye çevrilip yayınlandı. Ben 488 sayfalık bu kitabı okumadım. Okuyamam da. Bu konuda özürlüyüm. Medyada yer alan inceleme ve eleştirilerden anladığıma göre Acemoğlu, özellikle son 50 yıldır tüm dünyada (?) uygulanan “liberal demokrasi” sisteminin, beklenen “milli gelirin âdil dağılımı” sonucunu veremediğini söylüyor. Üstelik hızla yayılan “Yapay Zekâ” teknolojisinin, bu gelir dağılımı adaletsizliğini daha beter hale getireceğini söylüyor. Aslında liberalizmden vazgeçmiyor. Burjuva (üniversite mezunları) liberalizmi olarak gördüğü mevcut nizam yerine “İşçi Sınıfı Liberalizmi” adını verdiği melez bir sistem öneriyor. Yani “devletin” ekonomiye müdahale etmesini öneriyor. “İşçi Sınıfı” deyimi Marx’ı çağrıştırıyor. Demek ki, Daron Hoca’nın kalbinin bir yerinde “sosyalizm” özlemi yatıyor. Daron Hoca’nın babasını, ortak arkadaşımız Arman Onaran dolayısıyla gıyaben tanırdım. Kendisi İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk kürsüsünde görevli Doçent Dr. Kevork Acemoğlu (1938-1988) dur. Kevork Hoca pos bıyıklı yakışıklı bir ilericiydi. 27 Mayıs 1960 İnkılabı ya da Askeri Darbesi sonrasında, bir süreliğine çok partili parlamenter demokrasiye ara verilip “hızlı ve adaletli kalkınma” için “ikinci cumhuriyet kurulmalı” lafları edilmeye başlanmıştı. Bu süreçte Türkiye’yi sola yönlendirmeye çalışan aydınların çıkardığı YÖN dergisinin meşhur “bildiri” sini imzalayanlardan biri de Kevork Acemoğlu imiş. Anlaşılan, genç Daron, karizmatik bir kişiliği olan babasının etkisinde kalmış. Bu da doğaldır. Profesör Acemoğlu tam anlamıyla bir “politik iktisatçı” dır. Esasen iktisadın başlangıçtaki adı “ekonomi politik” tir. Bu adın etimolojik anlamı “devlet yönetimi” dir. Dolaysıyla politik iktisatçılar devletçidir. Büyümeden çok gelir dağılımı üzerinde dururlar.
DARON ACEMOĞLU ELEŞTİRİLİYOR
The Economist dergisi, ismini vermediği meçhul uzmanların (?) fikirlerini sayfalarına taşıyarak Acemoğlu’nun yeni kitabını eleştiriyorum diye Acemoğlu’nun bilimsel yetkinliğini sorgulamış. Ayıp etmiş. Türkçede buna “şahsiyat yapmak” denir. Anlamı “ortaya konan bir tezi, karşı bir tezle çürütemeyenlerin, tez sahibini aşağılayarak onun tezini (fikrini) itibarsızlaşmaya çalışmasıdır.” Financial Times başyazarı Martin Wolf ise Acemoğlu’nun tespit ve analizlerini dürüstçe özetledikten sonra kitabın en büyük eksikliği “İşçi Sınıfı Liberalizmi” ni gerçekleştirecek siyasi güçlerin nasıl ortaya çıkacağını anlatamamasıdır” diyor ve şu soruyu soruyor: Bu değişim mümkün mü?
KUVVEDEN FİİLE ÇIKIŞ
Bu deyimin anlamı “tasavvurun tahakkuku” yani “düşüncenin gerçekleşmesi”dir. Kuvve, fikrin içinde saklı potansiyel güçtür. Her fikrin az veya çok bir kuvvesi vardır. Bir fikrin kuvvesi ne kadar büyükse gerçekleşme olasılığı o kadar yüksektir. Ancak fikir sahipleri ile fikri fiile dönüştürenler hiçbir zaman aynı kişi olmamıştır. Jean-Jacques Rousseau, Karl Marx, Popper, Keynes veya Hayek kuvvesi büyük olan fikirler üretmiştir. Bunları fiile geçirenler arasında mesela Lincoln, Lenin, Atatürk, Roosevelt, Deng veya Merkel vardır. Acemoğlu’na, “Fikirlerin doğru ama bunları kim gerçekleştirecek” diye sormak haksızlıktır, İcracı önderleri, uygun şartlar oluşunca hayatın kendisi yaratır. The Economist’in, Acemoğlu boş konuşuyor demesi eleştiri değildir. Yapılması gereken Acemoğlu’nun fikirlerinin içindeki kuvveyi irdelemektir.
SON SÖZ: Fikir, fikrin kurdudur.