Sevgili okurlarım, dün medyada yer bulan haberi mutlaka okumuşsunuzdur. Katar’da bir askeri helikopter denize düşüyor ve içindeki dört Katar askeriyle birlikte bizim üç vatandaşımız da şehit oluyor.
İkisi Aselsan görevlisi teknik personel.
Üçüncüsü ise bir pilot... Asker... Rütbesi binbaşı.
Bizim askerimiz...
Bu haberi okuyunca insanın aklına ister istemez bazı sorular takılıyor.
Ne işi var bizim binbaşımızın Katar’da, neyin görevi bu?
Sadece o değil, dünyanın çeşitli ülkelerinde sayısını elbette bilmemiz mümkün değil ama Mehmetçik var.
Katar, Libya, Somali, Azerbaycan, Kosova, Bosna onlardan bazıları.
Askerimizi oralara gönderiyoruz, en başta gelen nedeni onların ordusunu yönetmek, bir şeyler öğretmek.
Türk askerinin oralarda bulunması bize acaba ne kazandırıyor?
O ülkelerin dostluğunu falan mı, hiç sanmıyorum.
★★★
Katar’da şehit olan binbaşımız ve öteki iki sivilin cenaze törenlerinde yer alan ilginç görüntüler dün bizim medyada yer aldı.
Sözüm ona cenaze töreni düzenleniyor.
Herhalde cami avlusu olsa gerek, üç şehidimizin cenazeleri orada yerde yatıyor. Tabuta konulmamış.
Meğer Suudi Arabistan gibi Katar’ın da bazı dinsel inançları varmış!
O inançların uygulamaya geçişi şöyle oluyor:
Ölen herhangi bir kimse mezara gömülüyor ama mezarının yeri hiçbir zaman, en yakınları tarafından bile bilinmiyor!
Mezarın başına vefat eden kişinin adı yazılmıyor.
İşin daha da garibi, nereye gömüldüğünü ailesi bile bilmiyor.
★★★
Katarlıların çoğu da aynen büyük ağabeyleri Suudi Arabistan gibi sapkın Vahabi mezhebinden. O mezhepte isme özel mezar yok. Öleni rastgele gömüyorlar ve iş bitiyor.
Üstelik (eğer çok önemli kişiler değilse) ölenlerin cenazelerini memleketlerine asla göndermiyorlar.
Şimdi üç şehidimizi Türkiye’ye göndermek zorunda kaldılar çünkü onlar “diplomatik” kapsamda yer alıyor.
Sabah gazetesi yazarı Yavuz Donat benim çok eski, belki 50 yıllık arkadaşım ve dostum. Babası yıllar önce hac için Suudi Arabistan’a gidiyor ve orada vefat ediyor.
Yavuz anlatır, üzüntüsünü dile getirirdi:
“Babamın mezarının nerede olduğunu hiç öğrenemedik. Babamın mezarı başına gidip bir Fatiha okuyamadık. Çok üzgünüm ama yapacak bir şey yok.”
★★★
Burada sık sık söylerim, Körfez’deki bu Arap ülkeleri petrol ve doğalgaz şımarığı ülkelerdir. Ama ne yaparsınız ki Allah, dünyanın o en değerli nimetlerini onlara ihsan etmiş.
İki metre kazsanız yerden petrol ve doğalgaz fışkırır!
Aksi takdirde bu entarili herifler çöllerde sürünüyor, açlıktan ölüyor olacaktı.
Evet, sözüm ona cenaze töreninde tabut yok, bir şey yok!..
Üç şehidimizin cenazesini yere yatırmış bu utanmazlar.
Bizim cumhurbaşkanı ve bizim yüce komutanlarımız Katar ve benzerlerini korumak için oralara asker sivil görevlilerimizi göndermeye devam etsinler bakalım!
Kolay gelsin.
★★★
İki gün önce medyaya ilginç bir haber daha yansıdı... Ramazan sömürüsü bütün Türkiye düzeyinde olanca hızıyla sürüp gidiyordu.
Bu inanılmaz sömürüde rol kapmak için bütün devlet erkânı sıraya girmişti...
Onlardan biri de Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu.
Muğla’da idi. Seydikemer’de iftara yetişecek ve üstelik konuşma yapacaktı. Bu fırsatı kaçırmamak gerekirdi!
Ne yapsın garibim Memişoğlu!
Yanında yer alan bazı yalakalar kendisine akıl verdiler:
“Askeriyeden helikopter isteyelim sayın bakanım!”
Ümit bu, olur mu olur yani!
Helikopter istendi.
Nasıl olsa bu zengin devletin elinde yüzlerce helikopter vardı, onlardan birini Bakan Bey’in emrine vermenin herhangi bir sakıncası olmazdı!
Helikopter verildi.
Bakan Bey’in olduğu yere, Muğla’ya gönderildi...
Ve Bakan Bey helikoptere atladığı gibi ver elini iftar sofrasının düzenlendiği Seydikemer... Stada iniş yaptı.
Beyefendi böylece iftarını açtı, dualarını etti ve sevaba girdi.
Allah herhalde kabul etmiştir!