İşte bu yüzden çoğu insan hayatını asla değiştiremez
Hayatını değiştirmek isteyen ama bir türlü yapamayan milyonlarca insan sorunu hep aynı yere bağlıyor: Başarısızlık korkusu. Psikologlar ise asıl nedenin çok daha derinde yattığını söylüyor.
Birçok insan, hayatta ilerleyememe ve sıkışmışlık hissini "başarısızlık korkusuna" bağlarken, psikologlar ve sosyologlar sorunun çok daha karmaşık bir boyutu olduğuna dikkat çekiyor.
İnsan davranışlarını inceleyen araştırmacılara göre, günlük yaşam genellikle bir tür "rol yapma oyunu" işlevi görüyor. Bireyler; "iyi bir iş arkadaşı", "hırslı bir yönetici" veya "sosyal ortamlarda aranan kişi" gibi rolleri başarıyla üstlenerek toplumsal beklentileri karşılıyor, ancak psikologlar, bu rollerin zamanla bireyin kişisel gelişiminin önünde bir engele dönüştüğü uyarısında bulunuyor.
Amerikalı sosyolog Erving Goffman, henüz 1950'lerde insanların kendilerini bulundukları sosyal bağlama göre nasıl şekillendirdiklerini ortaya koymuştu.
Goffman'ın teorisine göre bireyler; görüşlerini, hırslarını ve hayallerini "toplumsal olarak kabul edilebilir" görünen normlara uyarlıyor.
Mantıklı görünen bir eğitim seçmekle veya onay gören bir kariyere yönelmekle başlayan bu masumane süreç, zamanla bireyleri "başkasına ait bir hayatı yaşıyormuş" hissine sürülüyor.
'OTOMATİK PİLOT' MODU VE ONAYLANMA BAĞIMLILIĞI
Psikologlar Zhi-Xuan Tan ve Desmond C. Ong tarafından yapılan çalışmalar, insanların çoğunlukla kendi seçmedikleri sosyal normlara göre hareket ettiklerini gösteriyor.
Bireyler kendi hayallerinin peşinden koştuklarına inansalar da, aslında önceden hazırlanmış bir toplumsal senaryoyu takip ediyorlar.
Amerikalı psikolog John M. Grohol'a göre, insanların hayatlarını değiştirememelerinin temel nedeni çoğu zaman "nasıl değişeceklerini bilmemeleri". Grohol, sorunun daha derinde yattığını; bireylerin kendi özgür iradeleriyle aldıkları kararlar ile "sosyal otomatik pilot" modunun dayattığı kararları birbirinden ayırt etmekte zorlandığını ifade ediyor.
Öte yandan Klinik Psikolog Jennifer Guttman, "konfor alanı" kavramına farklı bir boyut kazandırıyor. Guttman'a göre insanlar konfor alanlarında ne kadar uzun süre kalırsa, değişime olan dirençleri o kadar artıyor. Birçok kişinin mevcut işlerinde veya ilişkilerinde kalma nedeni, bu durumun onları mutlu etmesinden ziyade, alternatif yolların "rahatsız edici yüzleşmeler" gerektirmesi olarak açıklanıyor.
Uzmanlar ayrıca "onaylanma bağımlılığına" dikkat çekiyor. Başarılı veya güvenilir kişi rolünü üstlenen bireylerin çevrelerinden aldıkları övgülerden vazgeçmekte zorlandığı, bu rolü kaybetme korkusunun kişiyi mevcut duruma hapsettiği belirtiliyor. 19. yüzyıl filozofu Arthur Schopenhauer bu ikilemi, "İnsan çoğu zaman gerçekten ne istediğini veya neyden korktuğunu bilmez" sözleriyle özetlemişti.
'KÜÇÜK ADIMLARLA BAŞLAYIN'
Psikologlara göre bu döngüyü kırmak, radikal ve dramatik kararlar almayı gerektirmiyor.
Doktor ve yazar Susan Biali Haas, değişime karşı gösterilen direncin temelinde "bilinmeyenden korkmanın" yattığını vurguluyor. Haas, bu direncin üstesinden gelmek için bireylerin küçük adımlarla başlamasını ve çevrelerine danışmadan bağımsız kararlar almasını öneriyor.
Uzmanlar, öğle yemeğinde ne yeneceği veya hafta sonu ne yapılacağı gibi basit kararların bile, bireylerin seçimlerini başkalarına açıklama dürtüsünün ne kadar güçlü olduğunu fark etmelerini sağladığını belirtiyor.
Psikoloji bilimi, hayatını değiştirmek isteyen bireyler için asıl zorluğun eyleme geçmekten ziyade şu sorunun cevabını bulmak olduğunu vurguluyor: "Seçiminizi hiç kimse bilmeyecek olsaydı, nasıl bir hayat yaşardınız?"