İsyanın matematiği

Soğuk bir sabah. Varşova Gettosu.

Altı yaşında bir çocuk, uzatılan bir ekmek parçasına erişemeden kaldırımda yatıyor.

Açlıktan.

Bir baba, yastığın altındaki ekmeği çaldıktan sonra, elinde o “ganimetle” ölüyor.

Bu sahneler bir savaşın yan ürünü değildi.

Bunlar planlanmıştı. Hesaplanmıştı. Ölçülmüştü.

Nazi Almanyası, insanı öldürmenin sadece kurşunla değil, kaloriyle de mümkün olduğunu keşfetmişti.

1941’de rakamlar şöyleydi...

Almanlar 2 bin 613 kalori... Polonyalılar 699 kalori... Yahudiler 184 kalori...

Yani bir insanın yaşaması için gerekenin yüzde 10’u bile değil.

Bu bir eksiklik değildi. Bu bir hata değildi. Bu bir formüldü.

Açlığın formülü. Ölümün matematiği.

★★★

Aradan 80 yıl geçti. Yer değişti. Ama yöntem tanıdık.

Gazze...

2006’da İsrail bir hesap yaptı.

Bir insanın hayatta kalması için gereken günlük kalori 2 bin 279 idi.

Sonra ikinci soruyu sordular “Ne kadar verilirse ölmez... ama güçlenmez?”

Sonra dikenli tellerin arasından insani yardım adı altında “açlık kamyonları” gönderdiler.

2.1 milyon insan için aylık 62 bin ton gıda. Sonra bu da düşürüldü 56 bin tona... (Günde 800 gram)

Yani sadece hayatta tutacak kadar.

Fazlası yok.

Birleşmiş Milletler’in minimumunun dörtte biri.

Geri kalanı “izin”e bağlı.

Bu artık yardım değil. Bu bir kalibrasyon. Açlık kalibrasyonuydu.

The Guardian buna “kıtlığın aritmetiği” dedi. New York Times ise uydu haritalarla gösterdi... “İnsanlar gıdaya ulaşmak için 50 derece sıcakta saatlerce yürümek zorunda bırakılıyor” dedi.

★★★

Aynı matematik bu kez sokakta karşımıza çıktı.

İran’da...

Bu hafta New York Times’ta yayımlanan bir haber... Gazeteci Mark Mazzetti yazıyor.

Habere göre Mossad, eski başkanı Yossi Cohen (2016-2021) döneminde şu soruyu soruyor: “Bu rejimi gerçekten devirmek için kaç kişi sokağa çıkmalı?”

Ve ardından bir hesap yapılıyor. 1979’dan bu yana tüm protestolar inceleniyor. Katılım sayıları karşılaştırılıyor.

Ve sonuç, “Bu eşik bugüne kadar hiç ulaşılabilir olmadı” deniliyor.

Dikkat edin... Ortada bir rakam yok. Ama bir sonuç var... “Yetmez.”

Bu noktada akademi devreye giriyor.

Harvard’lı siyaset bilimci Erica Chenoweth imdada yetişiyor...

Ortaya koyduğu meşhur oran yüzde 3.5...

“Bir ülkede nüfusun yüzde 3.5’i aynı anda, aynı amaçla sokaktaysa... Hiçbir rejim uzun süre dayanamaz” diye hesaplıyor.

İran için bu ne demek?

85 milyonluk nüfusta 3 milyon insan.

2019 Kasım protestolarında (benzin zammı sonrası başlayan ayaklanma) yaklaşık 100’den fazla şehirde yüz binlerce insan sokağa çıktı. Reuters’a konuşan İranlı yetkililer, katılımın 200 bin ila 300 bin kişi olduğunu tahmin etti.

2022’de Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar ise daha yaygındı. 160’tan fazla şehirde gösteriler düzenlendi. Katılım yine yüz binlerle ifade edildi... Ama toplamda milyon seviyesine ulaşmadı.

Yani en geniş dalgada bile sayı, Chenoweth’in kritik eşiği olan yüzde 3.5’in oldukça altında kaldı.

Sonra Mossad bir kez daha denedi. Bu kez tarih Ocak 2026 idi. Tahran’da 1.5 milyon kişi sokağa döküldü. Ülke genelinde 5 milyon kişi protestolara katıldı. Protestolar kanlı bastırıldı. Resmi olmayan rakamlara göre 15 bin kişi öldü.

Teori yanlış mıydı? Hayır.

Mossad şu sonuca vardı. “Kalabalık, örgütlü gücü (Besiç kuvvetleri) aşacak kadar yoğun, sürekliliği sağlayacak kadar kalıcı ve sistemi kilitleyecek kadar senkronize olmalı” diye raporladı. “Güvenlik aygıtı aşılamadı” denildi.

Şimdi İsrail İran’ı 4 haftadır bombalıyor. Ne karakol, ne karargah, ne cephanelik ne de birlik bıraktı ülkede...

Amaç yine halkı sokağa dökmek... İşin en sarsıcı tarafı ise şu...

Varşova’da ekmek kuyruğunda ölenlerle, Gazze’de un kuyruğunda ölenler ve İran’da katledilen çocuklar arasında...

Sadece zaman farkı var.

Ve belki de tek değişmeyen şey, insanın başka bir insanın hayatını, bir denklem haline getirme alışkanlığı.

Yazarın Diğer Yazıları