Bir kadın düşünün.
Sigara içmiyor. Düzenli spor yapıyor. Evine sebze alıyor. Çocuğuna meyve yediriyor. Beyaz ekmek yerine tam tahıl tercih ediyor. Yani yıllardır televizyonlarda, reklamlarda, doktor programlarında duyduğu her şeyi yapıyor: “Sağlıklı besleniyor.”
Ama günün birinde akciğer kanseri olduğunu öğreniyor.
Üstelik hiç sigara içmemiş.
İnsan ister istemez “Bir insan doğru olan her şeyi yapıp yine de neden hasta olur?” diye soruyor.
Ya sorun yediğimiz gıdaların üzerindeki görünmeyen kimyasallarsa?
★★★
Amerika’da yapılan yeni bir araştırma tam da bu ihtimali tartışıyor.
University of Southern California bünyesindeki araştırmacılar, 50 yaş altındaki 187 akciğer kanseri hastasını inceledi. Bu insanların ortak özelliği şuydu... Hiçbiri sigara içmiyordu.
Ama daha çarpıcı bir ayrıntı vardı.
Bu hastalar ortalama Amerikalıdan daha sağlıklı besleniyordu.
Daha fazla sebze. Daha fazla meyve. Daha fazla tam tahıl.
“Sağlıklı Beslenme Endeksi” Amerika’da ortalama 57 puanken, genç akciğer kanseri hastalarında bu puan 65’ti.
Üstelik araştırmada özellikle genç kadınlar dikkat çekiyor.
Sigara içmeyen genç kadınlarda akciğer kanseri teşhisi, aynı yaş grubundaki erkeklere göre daha sık görülüyor.
Nasıl oluyor da sağlıklı beslenen, sigara içmeyen insanlarda akciğer kanseri görülüyor?
Cevap pestisitlerdi. Yani tarımda kullanılan kimyasallar.
★★★
Ama bu şüphe sadece akciğer kanseriyle sınırlı değil.
Nature Medicine dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, bu kez 50 yaş altındaki kolon ve rektum kanserlerine baktı.
Çünkü eskiden daha çok 50 yaş üzerinde görülen bu kanser türü, şimdi 45’in altındakilerden itibaren yaygınlaşıyordu.
Ve karşılarına Picloram adlı bir kimyasal çıktı. Yani yabani ot ilacı.
Bu madde 1960’lardan beri kullanılıyor. Çalıları ve odunsu bitkileri öldürmek için tercih ediliyor. Toprakta uzun süre kalabiliyor.
Daha sonra ABD’de 7 eyaletteki veriler karşılaştırıldı. California, Connecticut, Georgia, Iowa, New Mexico, Utah ve Washington’dan gelen verilerde en dikkat çekici eşleşme picloram adlı yabani ot ilacındaydı. Picloram kullanımının yoğun olduğu bölgelerde, 50 yaş altı kolon kanseri oranları daha yüksek görünüyordu.
İkinci güçlü kanserojen etkisi ise glyphosate adlı başka bir yaygın tarım ilacında görüldü.
★★★
Buradan Türkiye’ye dönelim.
Çünkü bizim soframız da bu tartışmanın dışında değil.
Avrupa Birliği’nin Gıda ve Yem Hızlı Uyarı Sistemi kayıtlarında Türkiye kaynaklı ürünler yıllardır pestisit alarmı veriyor. Biber, limon, üzüm, nar, kuru incir, Antep fıstığı...
2024’te Türkiye menşeli ürünler için toplam 492 alarm bildirimi yapıldı. Bunların 143’ü doğrudan pestisit kalıntısıyla ilgiliydi.
Mesela limonlarda izin verilen sınırın 3.7 katı, portakallarda ise 4.9 katı imazalil kalıntısı tespit edildi.
Türkiye’de doğrudan “pestisit şu kadar kişiyi kanser yaptı” diyen resmi bir tablo yok.
Ama daha rahatsız edici başka veriler var.
BM Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre Türkiye’de son 20 yılda birim alandaki pestisit kullanımı yüzde 78 arttı.
Greenpeace Türkiye’nin 2025 analizinde İstanbul’dan alınan 155 meyve-sebze örneğinin yüzde 61’inde birden fazla pestisit kalıntısı bulundu. Yüzde 31.6’sında ise hormonal sistemi bozucu, nörolojik gelişimi etkileyici veya kanserojen olduğu bilinen pestisitler tespit edildi.
Yani kanser bağlantısını net ölçmüyoruz.
Ama kimyasal yükün arttığını görüyoruz.
Bu bir “sebze yemeyin” yazısı değil.
Ama artık birilerinin şu soruyu sorması lazım:
Bu ürün nasıl üretildi? Hangi ilaç kullanıldı? Ne kadar denetlendi? O tabağın üstünde görmediğimiz ne var?
Ve biz her öğünde neye maruz kalıyoruz!