Bir lideri anlamak için bazen politikalarını değil kelimelerini dinlemek gerekir.
Cuma akşamı Donald Trump sahneye çıktı.
Ama aslında bir konuşma yapmadı. Kendi zihnini döktü.
Ve o zihnin dili...…Zehirli ve problemliydi. Belki de hastalıklı.
★★★
Trump konuşmasına şöyle başladı...
“Orta Doğu’yu biz kurtardık. Sadece İsrail’i değil… tüm Orta Doğu’yu kurtardık.”
Bu bir tespit değil. Bu bir “ben olmasam dünya çökerdi” psikolojisi.
★★★
Ardından şiddeti anlatırken kullandığı kelimeler...
“İran’ın askeri kapasitesini yok ediyoruz… Dünyanın daha önce hiç görmediği şekilde... Bu şiddetti...… Gerçekten şiddet.”
Bir lider, savaşı anlatırken “şiddet” kelimesini tekrar ediyorsa keyif alıyorsa orada strateji yoktur.
Bir tür haz vardır.
★★★
İran’a dair kurduğu cümleler üstelik aşağılayıcı...
“Ne olduğunu anlamıyorlar...… Anlaşma yapmak için yalvarıyorlar.”
“Donanmaları yok oldu...… Hepsi denizin dibinde.”
“Hava kuvvetleri öldü...… Tamamen bitti.”
Ve zirve noktası:
“Liderlerinin hepsi öldü...… Artık yüce lider değil, o da öldü. Hamaney’in oğlu da ya ölü ya da çok kötü durumda, çünkü kimse ondan haber almıyor. Bence ‘beni bu işin dışında tutun’ diyordur. Burası öyle bir ülke ki kimse lider olmak istemiyor. İran’ı yönetecek kimse yok. Hadi, el kaldırın bakalım -koca bir kalabalık- kim lider olmak ister? Sessizlik… Kimse istemiyor.”
Bu bir devlet dili değil.
Bu, rakibini sıfırlayarak kendini büyüten bir zihnin dili.
★★★
Sonra bir an geliyor…Ve müstehzi ifadeyle...
“Trump Boğazı’nı açmak zorundalar...… Yani Hürmüz...…Özür dilerim.”
Ardından yavaş yavaş izleyiciye sırıtarak toparlıyor:
“Benim hatam olmaz.”
Bu cümle, konuşmanın anahtarı. Meksika Körfezi’nin adını Amerika Körfezi diye değiştiren biri için hata yok. Çünkü o hata yapmayan biri olarak kendini görüyor.
★★★
Müttefiklere geldiğinde dil değişmiyor:
“NATO bir kâğıt kaplan.” “Bize asla yardım etmezler.”
İngiltere için:
“Uçak gemileri küçük... İyi değiller...… Düzgün çalışmıyorlar.”
Bu diplomasi değil.
Bu, herkesin küçüldüğü bir evrende tek büyüğün kendisi olduğu bir zihin.
★★★
Ve sonra sahnenin en çıplak anı geliyor. Trump, Suudi Arabistan Veliaht Prensi’ni anlatırken şöyle diyor:
“Bana dedi ki, ‘Bir yıl önce Amerika bitmiş bir ülkeydi… Şimdi dünyanın en sıcak ülkesi.’ O da bunu görüyor. Açıkçası benim k..çımı öpeceğini hiç düşünmezdi… Ama şimdi mecbur.”
Bu cümleyi yanlış okumamak lazım. Bu Trump’ın zihninde bir hakaret değil.
Bu bir başarı göstergesi. Çünkü onun dünyasında saygı, eşitler arası bir ilişki değil.
Bağımlılıkla ölçülen bir şey. Bir lider sana “yakınsa” değil, sana “mecbursa” değerlidir.
★★★
Türkiye için söylediği cümle ise daha ince ama daha kritik...
“Türkiye harikaydı… Erdoğan büyük lider. Biz ne istediysek onun dışında kaldılar.”
İlk bakışta övgü.
Ama aslında bir kontrol ifadesi.
Trump’ın dünyasında “iyi ülke...”
İsteneni yapan ülke.
★★★
Konuşmanın ilerleyen kısmında gerçeklik tamamen çözülüyor:
“Eziklerle takılmayı seviyorum”, “Bana her şeyi sorabilirsiniz seks dahil”, “Sekiz savaşı ben durdurdum”, “MAGA muhtemelen dünya tarihinin en büyük hareketi”, “Yüzde 100 destek alıyorum. Daha yukarısı yok.”
Artık veri yok. Sadece kendi kendini büyüten bir anlatı var.
Ve final...
“Küba sırada… Bunu duymamış olun.”
Ama herkes duydu.
Çünkü bu bir şaka değil. Savaşın onun zihninde ne kadar sıradan bir araç olduğunun itirafı.
★★★
Sonuç?
Karşımızda sadece güçlü bir lider yok… Yanılmadığına inanan bir zihin var.
Ve açıkçası insan şunu düşünüyor...
Allah’tan bizim Cumhurbaşkanı’nı fazla sevmiyor.
Sevseydi… Kim bilir bizi nasıl överdi.