Kardeş vatandan hepimize ders

Yıl 2015’ti.

Mustafa Akıncı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilmişti.

Seçimin hemen ardından Türkiye-KKTC ilişkilerini tarif ederken söylediği bir cümle büyük tartışma yarattı:

Artık yavru vatan yok, iki kardeş ülke var.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan çok sert tepki gösterdi. “Ağzından çıkanı kulağı duymalı” dedi.

Akıncı da geri adım atmadı:

Türkiye yavrunun büyümesini istemiyor mu? Hep yavru mu kalalım?”

Günlerce bu sözleri tartıştık.

Aradan 11 yıl geçti.

Bugün o tartışmayı başka bir nedenle hatırlıyorum.

Çünkü “kardeş vatan” son birkaç günde bize devlet olmanın en temel gereklerinden birini hatırlattı:

Hesap verebilirliği.

***

Girne açıklarında 30 Ağustos’ta korkunç bir deniz faciası yaşandı.

267 kişinin bulunduğu yolcu gemisi alabora oldu.

İnsanlar hayatını kaybetti, kayıplar için günlerdir denizde arama yapılıyor.

Facianın ardından atılan iki adım ise Türkiye’den bakınca özellikle dikkat çekiciydi.

İlki hemen ertesi gün geldi.

Geminin sefere çıkmasına izin veren ilgili liman yetkilileri görevden uzaklaştırıldı.

Haklarında soruşturma başlatıldı ve yerlerine yeni görevliler atandı.

Başbakan Ünal Üstel, “Hiçbir ihmalin üzeri örtülmeyecek” dedi.

Ardından ikinci adım geldi.

Facianın üzerinden yalnızca üç gün geçmişti.

2 Eylül’de Üstel bu kez Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’yı görevden aldı.

Gerekçesi özellikle önemliydi:

Soruşturmanın selameti ve kamu vicdanının rahatlaması.

Şimdi burada duralım.

Henüz kimse hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok.

Görevden uzaklaştırılan kamu görevlilerine “suçlusunuz” denilmiş değil.

Bakanın görevden alınması da onun cezai sorumluluğunun hükme bağlandığı anlamına gelmiyor.

Zaten mesele de bu değil.

Suçu mahkeme belirler.

Kusuru soruşturma ortaya çıkarır.

Ama siyasi ve idari sorumluluk, cezai sorumluluğundan başka bir şeydir.

Devlet şunu söyledi:

Sizin sorumluluk alanınızda insanların öldüğü bir facia yaşandı.

Bu olay araştırılırken makamınız soruşturmanın üzerinde gölge oluşturmayacak.

Biz Türkiye’de yıllardır tam olarak bunu istiyoruz.

***

Soma’da 301 madenci öldü.

Maden ocağını denetlemekle görevli kamu görevlilerinin sorumluluğu tartışıldı.

Savcılık soruşturmak istedi.

İzin süreçleri başladı.

İtirazlar yapıldı.

Dosyalar yıllarca dolaştı.

Sonunda Anayasa Mahkemesi, kamu görevlileri hakkında etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

Facia 2014’teydi.

Karar yıllar sonra geldi.

Çorlu’da 25 canımızı kaybettik.

6 Şubat depremlerinde on binlerce kişi öldü.

Kartalkaya’da aileler, çocuklar yanarak can verdi.

Bu faciaların ardından hep aynı soruları sorduk:

Binayı yapan kim?

İşletmeci kim?

Müteahhit kim?

Tamam.

Peki denetleyen kim?

İzni veren kim?

Ruhsatı veren kim?

Eksikliği görmeyen kim?

Kamu adına imza atan kim?

Ve iş kamu görevlilerine geldiğinde, çoğu zaman dosyanın önüne yeni bir duvar çıktı:

Soruşturma izni.

Acılı aileler yakınlarını toprağa vermenin yanında bir de o duvarın aşılması için yıllarca hukuk mücadelesi verdi.

Bazı dosyalarda hala veriyor.

Oysa Girne’de facianın ertesi günü liman görevlileri görevden uzaklaştırıldı.

Üç gün sonra ilgili bakan görevden alındı.

Kim suçlu, kim suçsuz, buna yargı karar verecek.

Ama devlet daha en başta şunu yaptı:

Yargının önünü açtı.

Türkiye’de yıllardır istediğimiz de zaten bu.

Yargısız infaz değil.

Cezayı siyasetin vermesi değil.

Sadece hesap sorulabilmesinin önündeki zırhın kaldırılması.

***

Belki Mustafa Akıncı’nın 11 yıl önce söylediği sözün bugün başka bir anlamı var.

Hep yavru mu kalalım?” diye sormuştu.

O gün mesele Türkiye-KKTC ilişkilerinin nasıl tarif edileceğiydi.

Bugün ise bambaşka bir yerden söylüyorum:

Evet, kardeş vatan.

Çünkü kardeşlik bazen birbirinin omzuna el koymaktır.

Bazen yanında durmaktır.

Bazen de hiç konuşmadan ayna tutmaktır.

Girne faciasının ardından KKTC bize bir ayna tuttu.

O aynada çok basit bir devlet ilkesi vardı:

Kamu görevi yalnızca yetki değildir.
Kamu görevi aynı zamanda sorumluluktur.

Ve o sorumluluk, insanlar öldüğünde makamı korumakla değil, soruşturmanın önünü açmakla başlar.

Belki de yıllar önce “kardeş vatan” denmesine bu kadar kızmak yerine, bugün kardeşimizin yaptığına biraz daha dikkatli bakmalıyız.

Çünkü bazen mesele kimin büyük, kimin küçük olduğu değil; kimin büyüklük gösterip sorumluluk alabildiğidir.

Yazarın Diğer Yazıları