Kuru fasulye pilav milli yemeğimiz değilmiş: Bakın kime ait çıktı
Türk mutfaklarının vazgeçilmez ikilisi kuru fasulye ve pilav bir aradayken adeta tüm dertleri unutturacak bir lezzet şöleni ortaya koyar. Uzun yıllarca mili yemeğimiz olarak adlandırdığımız ve kral tacını başından indirmediğimiz kuru fasulye pilav ikilisinin aslında bize ait olmadığı yönünde bir iddia ortaya çıktı. Bakın kuru fasulye aslında hangi milletin yemeğiymiş.
Sofrada dumanı tüten bir tabak kuru fasulye, yanına tane tane dökülen tereyağlı pilav ve kütür kütür bir turşu... Türk mutfağı denince akla gelen ilk üçlü budur. Ancak nesiller boyu "atalarımızdan yadigâr" diyerek kaşıkladığımız bu eşsiz lezzetin hikayesi, aslında sandığımızdan çok daha farklı bir coğrafyada başlıyor. Hazır olun; kuru fasulyenin "milli" yolculuğu, gastronomi dünyasında ezberleri bozuyor.
OKYANUS ÖTESİNDEN GELEN MİSAFİR
Gastronomi uzmanlarının dikkat çektiği o şaşırtıcı gerçek şu: Kuru fasulye, aslında bu topraklara ait bir bitki değil. Anadolu mutfağının demirbaşı olarak bildiğimiz fasulye, aslında Amerika kıtasının keşfinden sonra dünyayı dolaşmaya başlayan "yeni dünya" mahsullerinden biri. Yani binlerce yıllık Türk mutfağı tarihinde fasulyenin yeri, aslında oldukça yeni.
İTHAL MALZEME MİLLİ GURURA DÖNÜŞTÜ
Peki, malzemesi dışarıdan gelen bir yemek nasıl olur da bir milletin en sevdiği, uğruna festivaller düzenlediği "milli yemek" statüsüne erişir? İşte burada Türk mutfak dehası devreye giriyor. Bir yemeği milli yapan şey sadece topraktan çıkan malzeme değil; ona kattığınız ruh, geliştirdiğiniz pişirme tekniği ve etrafında kurduğunuz sofra kültürüdür.
Dünyanın başka yerinde fasulye haşlanıp salatalara eklenirken, biz onu güveçlerde, kısık ateşte, tereyağı ve salçayla bir sanat eserine dönüştürdük. Onu pirinç pilavı ve turşuyla birleştirerek dünyada eşi benzeri olmayan bir gastronomi üçlemesi yarattık. Ve tabii ki esnaf lokantalarından saray mutfağına kadar her sofrada ona en başköşeyi ayırdık.
HAYAL KIRIKLIĞI DEĞİL BAŞARI HİKAYESİ
Fasulyenin sonradan mutfağımıza girdiğini öğrenmek birçok kişide hafif bir hayal kırıklığı yaratsa da, aslında bu durum Türk mutfağının ne kadar kapsayıcı ve dönüştürücü olduğunun bir kanıtı. Biz, dünyanın öbür ucundan gelen basit bir malzemeyi alıp, yüzyıllar içinde kendi kimliğimizle yoğurarak "milli bir sembol" haline getirmeyi başardık.
Sonuç olarak; teknik açıdan bakıldığında tohumlar "ithal" olabilir ama o tencerenin içindeki lezzet, emek ve kültür %100 Anadolu kokuyor. Yani kuru fasulye pilav, sadece bir yemek değil; bizim uyum sağlama ve güzelleştirme yeteneğimizin tabağa yansımış halidir.