Ege’de 20 adamız Yunanistan tarafından işgal edildi. Petrol ve doğalgaz aramalarıyla ilgili Türkiye’nin hak ve çıkarlarını azaltmak için her türlü oyuna başvuruluyor. Türkiye, yabancı ülkelerin belirlediklerini uygulayan ülke olmaktan çıkıp, kural koyan ülke olmak için önemli bir eşikte. Artık “Mavi Vatan” sözde kalmayacak ve bunun için yasa çıkarılacak. İşte, o yasa Yunanistan’ı çileden çıkarmaya yetecek.
Denizlerde güçlü olmak yalnızca donanma inşa etmek değildir. Güçlü olmak; haritayı hukukla, hakkı normla, stratejiyi metinle tahkim etmektir. Türkiye, denizlerde yalnızca fiilî varlığını güçlendiren değil, bu varlığı güçlü bir hukukî zeminle tahkim etmek istiyor. Bunun için önemli hazırlıklar yapıldı, yasa tasarı taslağı hazırlandı.
MAVİ VATAN VİZYONU
Yıllardır diplomatik, askerî, bilimsel ve stratejik boyutlarıyla gündemde olan “Mavi Vatan” vizyonu, şimdi tarihî bir hukuk hamlesiyle kurumsallaşma aşamasına ilerliyor. Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi (DEHUKAM) tarafından düzenlenen “Deniz Hukukunda Güncel Gelişmeler” üzerinde çalışmalar yapıldı. Türkiye, denizlerdeki hak ve menfaatlerini ilk kez kapsamlı bir iç hukuk düzenlemesiyle çerçevelemeye hazırlanıyor. Bu yalnızca teknik bir mevzuat hazırlığı değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin denizlere ilişkin devlet aklının hukuk metnine dönüşmesi olarak değerlendiriliyor.
İlgili bütün bakanlıkların yaklaşık 10 yıldır çok kapsamlı olarak yürüttüğü ortak çalışmanın sonuna gelindi. Bayramdan sonra yasa teklifi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulacak. DEHUKAM Müdürü Dr. Mustafa Başkara, SÖZCÜ’ye, “Ortaya konan çalışma, on yılı aşkın bir emeğin ve çok katmanlı bir devlet koordinasyonunun ürünü olması bakımından son derece önemlidir. Taslak metin, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi, Dışişleri Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı olmak üzere ilgili kamu kurumlarının katkıları, Cumhurbaşkanlığı politika kurulları ve akademik çevrelerin ortak çalışmasıyla şekillendi” dedi.
NEDEN İHTİYAÇ DUYULDU?
Bu çalışmanın, Türkiye’nin denizlerdeki haklarını savunma iradesinin masa başındaki en güçlü yansıması olarak görülmesi gerektiğini belirten DEHUKAM Müdürü Mustafa Başkara, böyle bir kanuna niçin ihtiyaç duyulduğunu şöyle açıkladı:
“Türkiye, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne haklı gerekçelerle taraf değil ve özellikle Ege Denizi’nin özel durumlarını göz ardı eden maddelerine de ısrarlı itirazcı. Bu durum çoğu zaman eksik veya yüzeysel yorumlanıyor. Oysa mesele yalnızca taraf olup olmamak değildir. Asıl mesele, Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru haklarını kendi iç hukukunda güçlü, sistematik ve kapsamlı bir zemine oturtulmasıdır.
Bugüne kadar Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilişkin temel düzenlemesi, büyük ölçüde 1982 tarihli Karasuları Kanunu ile sınırlı kaldı. Oysa bugün denizler artık sadece seyrüsefer alanları değil. Enerji güvenliği, deniz üstü rüzgâr yatırımları, hidrokarbon aramaları, deniz bilimsel araştırmaları, çevre koruma, mavi ekonomi ve deniz güvenliği gibi birçok stratejik başlık, kapsamlı bir hukuki çerçeveyi zorunlu kılıyor.”
KRİTİK VE ÖNEMLİ
DEHUKAM Müdürü, Türkiye’nin artık denizlerde yalnızca kıyı devleti refleksiyle hareket eden bir ülke değil; denizci devlet perspektifini kurumsallaştırmak isteyen bir aktör olduğunu, bu farkın son derece kritik ve önemli olduğuna dikkati çekti. Hazırlanan yasa teklifi taslağıyla nelerin nasıl düzenleneceği şöyle belirtildi.
Hazırlanan taslak; Türk iç suları, Türk karasuları, Türk kıta sahanlığı, Türk bitişik bölgesi, Türk münhasır ekonomik bölgesi ve diğer deniz alanları başta olmak üzere Türkiye’nin deniz yetki alanlarını kapsamlı biçimde tarif ediyor.
İSTANBUL VE ÇANAKKALE BOĞAZLARI
Özellikle Montrö Boğazlar Sözleşmesi kapsamında zaten belirli statüye sahip olan İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi bakımından mevcut hakların teyidi de metnin dikkat çekici unsurlarından. Düzenleme ile İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’nin Türk iç sularının parçası olduğunu yasa maddesi haline getiriliyor. Taslakta ayrıca Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne de açıkça atıfta bulunuluyor.
Taslakta özellikle deniz alanlarının sınırlandırılmasında “ilgili ve özel koşulların” esas alınması, Türkiye’nin uzun yıllardır savunduğu hakkaniyet temelli sınırlandırma yaklaşımının hukuk metnine taşınması anlamına geliyor. Bu sadece bir teknik tercih değil, doğrudan Türkiye’nin jeopolitik tezlerinin hukuki tahkimi olarak nitelendiriliyor.
EGE’DE STATÜKO, AKDENİZ’DE KARARLILIK
Kanun taslağının dikkat çekici yönlerinden biri de karasularına ilişkin mevcut uygulamaları değiştirmemesi. Buna göre: Ege Denizi’nde mevcut 6 mil uygulaması korunuyor,
Karadeniz ve Akdeniz’deki 12 mil devlet uygulamaları devam ediyor.
Bu yaklaşım hem mevcut dengeyi koruyor hem de Türkiye’nin stratejik manevra alanını daraltmıyor. Taslak, yeni krizler üretmek için değil mevcut hakları sistematik biçimde kayıt altına almak için hazırlanmış.
ENERJİ VE MAVİ EKONOMİDE HUKUKÎ EGEMENLİK
Taslağın belki de en stratejik boyutu enerji alanında. Hazırlanan çerçeve, Türkiye’ye münhasır ekonomik bölgede ve kıta sahanlığında; hidrokarbon kaynakları, madenler, biyolojik kaynaklar, deniz akıntısı, gelgit, rüzgâr ve güneş temelli deniz üstü enerji faaliyetleri üzerinde açık ve sistematik yetki tanımlıyor.
Bu, özellikle gelecekte hızlanması beklenen deniz üstü enerji yatırımları açısından son derece önemli. Bir başka ifadeyle Türkiye yalnızca bugünün deniz hukukunu değil, geleceğin enerji jeopolitiğini de hukukî zemine oturtuyor.
ASIL KIRILMA BURADA
Türkiye, deniz hukukunda sadece kuralları takip eden bir ülke değil; kavramların ve terminolojinin oluşumuna katkı sunan bir aktör olacak. İşte asıl kırılmada burada. DEHUKAM Müdürü Mustafa Başkara, bu konuyu şöyle açtı:
“Denizlerde güçlü olmak yalnızca donanma inşa etmek değildir. Güçlü olmak; haritayı hukukla, hakkı normla, stratejiyi metinle tahkim etmektir. Mavi Vatan ancak böyle kalıcı olur.
Türk Deniz Yetki Alanları Kanun Taslağı bu nedenle yalnızca bir kanun hazırlığı değil; Türkiye’nin denizlerdeki egemenlik iddiasını gelecek nesillere taşıyacak hukukî hafızanın inşasıdır. Eğer bu taslak Meclis iradesiyle yasalaşırsa, bu yalnızca bir mevzuat düzenlemesi değil; milli iradenin denizlerdeki en güçlü hukukî tescili olacaktır.”
Bu çalışmayı yürüten Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku Ulusal Araştırma Merkezi (DEHUKAM) yetkililerini, şu günlerde TBMM’de siyasi parti yetkilileriyle sıkça görüştüğünü de öğreniyoruz.
Böyle bir yasa çıkarılması, Yunanistan’ı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimini ve bazı komşu ülkeleri çileden çıkaracaktır. Türkiye bu konunun öneminin farkında ve geri adım atmama kararlığında olduğunu da belirtelim.