Sevgili okurlarım bu AKP-MHP iktidarı döneminde tanık olduğumuz bir gelişme sizin de dikkatinizi mutlaka çekmiştir.
Bu 24 yıllık iktidarın listesinde bir numaralı propaganda masalları özellikle bir tek algıdan oluşuyor.
Savunma sanayisi!
Karşımıza hep bu konuyla çıkıyorlar, bu konuda ulaştığımız ‘başarıları’ her gün ve her fırsatta karşımıza getiriyorlar.
“Türkiye savunma konusunda bir dünya devi oldu!”
Gerçekten olup olmadığımızı biz bilemeyiz. İnşallah olmuşuzdur!
Karşımıza her gün yeni silahlar, ismini cismini hiç bilmediğimiz bu yeni silahların tanıtımları çıkıyor. Bunlar iktidar medyası eliyle her gün televizyonlarda, gazetelerde uzun uzun işleniyor, tanıtımları yapılıyor.
Yerli üretim savaş uçakları, insansız hava araçları, vurdu mu deviren füzeler, roketler, toplar, tanklar, her biri karşımızda geçit resmi yapıyor.
Buna savaş gemilerini falan da ekleyin.
Nitekim bundan kısa süre önce kendi uçak gemisi benzerimizi (!) de yaptık, adını Anadolu koyduk.
Evet, bunların tamamı bu iktidarın elinde güncel propaganda aygıtlarına dönüştü.
★★★
Hepsi bu kadar değil elbette...
Mehmetçik birçok ülkede görev yapıyor. O ülkelerde üsler kurmuşuz, Mehmetçiği göndermişiz.
Sayın sayabildiğiniz kadar!..
Suriye, Libya, Somali, Kosova, Bosna, Azerbaycan, Arnavutluk, Lübnan vesaire.
Başka ülkeler de olduğunu sanıyorum ama bilmiyoruz.
Yani ismini cismini bilmediğimiz ya da bildiğimiz birtakım Afrika ve Asya ülkeleri daha...
İşin daha da ilginç yanı, beklenmedik gelişmeler olmadığı takdirde Mehmetçik şimdi Gazze’ye gidip orada İsrail askeriyle yüz yüze gelecek. Bakalım neler olacak.
İşin bir ilginç yanı daha, biz bu ülkelerin askerlerini ve başka alanlardaki personelini Türkiye’de eğitiyoruz.
Bunlar büyük para gerektiren işlerdir.
Bu amaçlarla harcanan paralar daha sonra bize bütçe açığı, enflasyon olarak geri dönüyor ve bu işin ceremesini Türk Milleti olarak biz çekiyoruz.
Bu gibi acı gerçekler bizde ne yazık ki tartışılmaz ve üzerine gidilmez..
★★★
Şimdi gelelim bunları niçin yazdığıma...
Askeri açıdan böylesine ‘güçlü’ bir ülkeyiz, yedi cihanda varız ama aynı zamanda ‘kendi vatan toprağımızı elden çıkarmış’ durumdayız.
Suriye’deki Süleyman Şah türbesini kastediyorum.
Orası, üzerinde Türk bayrağının dalgalandığı yurt dışındaki tek toprağımızdı. Peki bu nasıl olmuştu?
O yaklaşık 20 dönümlük araziyi biz 1921 yılında Fransa ile imzaladığımız ilk uluslararası anlaşmayla (Ankara Anlaşması) elde etmiştik. O yılları bir düşünün, bir yanda Kurtuluş Savaşımız olanca hızıyla sürerken Mustafa Kemal Paşa Fransa ile anlaşma yapıyor ve bu anlaşmaya bir hüküm ekliyordu. (O yıllarda Suriye’yi Fransa yönetiyordu.)
O arazi Türk toprağıdır, üzerinde Türk bayrağı dalgalanacaktır.
Sınırımıza sadece 20 kilometre mesafede bir toprak parçası... Fırat nehri üzerinde bir adacık.
★★★
Mustafa Kemal Paşa hemen ardından adacığa Türk bayrağı çektirdi.
Evet, yurt dışında sahibi olduğumuz tek vatan toprağı idi...
Osmanlı’nın atası, Fırat’ı atıyla geçerken boğulan Süleyman Şah’ın mezarı oradaydı.
Sonra gelen Cumhuriyet hükümetleri oraya güzel bir türbe binası yaptırdı. Her ay Türkiye’den nöbetleşe gönderilen 30 askerimiz orada nöbet tutar, uluslararası Ankara anlaşması uyarınca Suriye devleti de onlara her ay 10 koyun ve erzak gönderirdi.
Gel zaman git zaman Suriye’de işler karıştı. Devlet etkinliğini yitirmişti.
PKK ve IŞİD isimli iki terör örgütü bizim türbemize saldırdı, bayrağımızı indirip yaktı, türbeyi bombalayıp yok etti.
Artık orası gerçek bir harabe.
★★★
Şimdi bir memleket düşünün, yönetenler karşımıza her fırsatta çıkıp “Savunma sanayimiz dört dörtlük oldu. Mehmetçik nerede olsa göreve hazırdır. Güçlüyüz, kuvvetliyiz” diye nutuk atar...
Ama onların aklına şu bizim Süleyman Şah türbesi bir türlü gelmez!
Atatürk’ün bize emanet ettiği, yurt dışındaki yegâne vatan parçası. Sınırlarımız dışında bize ait olan tek toprağımız.
Oysa günün birinde Suriye sınırından 20 kilometre içeri girme zahmetine katlansalar tablo böyle olmayacak ve silah zoruyla bile olsa yurt dışındaki tek vatan toprağımız yine bize geçecekti.
Savunma sanayimiz çok güçlüymüş, Mehmetçik her göreve hazırmış falan filan... Çok güzel.
Haydi bakalım, vatan toprağımız işte orada, 20 kilometre mesafede kurtarılmayı ve bayrağımızın çekilmesini bekliyor.
Bu konuda ne dersiniz efendim!