Mehterle geldi kamyonla gitti!

Dünyanın tek süper gücünün başkanı olabilirsiniz. Altı katlı bina büyüklüğündeki uçan sarayınız, nükleer çantayı taşıyan subaylarınız ve etrafınızda etten duvar ören yüzlerce Gizli Servis ajanınız bulunabilir. Ancak 7 Temmuz’da Beştepe’de Mehteran Birliği size “Eski Ordu Marşı” çalarken ve siz ritme el işaretleriyle eşlik ederken, sadece 24 saat sonra başkentin ortasında bir yemek kamyonunun kasasında saklanacağınızı kestiremezsiniz.

Ankara Zirvesi’nin ardından yaşananlar, Hollywood senaristlerinin bile kurgularken tereddüt edeceği türden absürt bir casusluk hikayesine dönüştü. Süreç, Esenboğa Havalimanı’nın apronunda kurulan kusursuz bir fiziki illüzyonla başladı. Kameraların görüş açısı dışında kalan hangar önünde, iki uçak birbirine paralel park ettirildi. Gazetecilerin beklediği dev Air Force
One ve hemen arkasındaki küçük askeri C-32A.

Trump, kameralar önünde “Eski günlerin hatırasına açık mavi uçağımla döneceğim” diyerek 747’nin merdivenlerini tırmandı. Kapılar kapandığı an operasyonun düğmesine basıldı. Operasyon: Ankara Havası! (Bunu ben koydum. ‘Kebap Havası’ da olabilir)

İki uçak arasındaki kör noktaya yanaştırılan hidrolik platformlu bir ikram (catering) kamyonu, arka kapıdan Trump’ın Air Force One uçağına yükseldi. Trump ve 3 koruması, iştah açan kokuların yükseldiği sıcacık yemek kolilerinin arasından geçip kamyonun kasasına çömeldiler.

Oradan da 50 metre ötede çalışır vaziyette bekleyen küçük askeri uçağa aktarıldılar. Ankara’dan kalkarken bir yemek kamyonunun kasasında “uçan hindi” misali saklanan ABD Başkanı Trump için gökyüzündeki ilk perde böyle açıldı. Gazetecileri taşıyan Air Force One ise içi boş bir “Yem” olarak peşinden havalandı.

Benzer bir sahne saatler sonra kanaatimce İngiltere’deki Kraliyet Hava Üssü Mildenhall’da da tekrarlandı. Askeri uçak hangarların arkasına gizlice süzülürken, “Yem” uçak piste teker koydu. Bu kez İngiliz sisinin ortasında, Kraliyet Hava Kuvvetleri logosu taşıyan ikinci bir ikram kamyonu sahneye çıktı. Trump, elinde karton bardakla -Ankara’nın hindisinden İngiliz poşet çayına uzanan o absürt çizgide- uçağın arka mutfağından içeri sızdı. Ceketini giydi, kravatını düzeltti ve kapılar açıldığında sanki tüm yolu gazetecilerle aynı uçakla gelmiş gibi merdivenlerden ahaliye el sallayarak indi.

★★★

Peki bir ABD Başkanı yabancı bir ülkenin başkentinden daha önce hiç böyle kaçırıldı mı? Tarihteki tek benzer örnek, Mart 2000’de Bill Clinton’ın El-Kaide füze tehdidi nedeniyle pencereleri siyah film kaplanan bir Gulfstream uçağıyla İslamabad’a indirilişiydi. Ancak hiçbirinde işin içine bir yemek kamyoneti girmemişti. Ankara bu anlamda dünya casusluk tarihine geçti.

★★★

Burada durup asıl soruyu sormak gerekiyor... Dünyayı yönettiğini iddia eden bir lider, Ankara’nın ortasında neden bir ikram kamyonuna sokuldu? Tehdit gerçekten İran mıydı, yoksa sahte bir istihbarat illüzyonu mu?

Kadim bir istihbarat atasözü der ki: “Bir lideri yerde öldürürseniz arkasında bir kahraman ve milyonlarca delil bırakırsınız. Ama onu gökyüzünde yok ederseniz, geriye sadece ‘kaza’ denilerek kapatılan dosyalar kalır.”

Bu sorunun cevabını ararken yüzümüzü Tel Aviv’e ve Benjamin Netanyahu’nun siyasi genetiğine çevirmeliyiz.

Netanyahu’nun hayatı havalimanlarında ve uçak kabinlerinde şekillendi. 8 Mayıs 1972’de Kara Eylül Örgütü’nce kaçırılan ve Tel Aviv’e inen Sabena Havayolları’nın 571 sefer sayılı uçağına operasyon yapan kişi, beyaz teknisyen tulumu giyerek içeri giren Netanyahu’dan başkası değildi. Yanındaki komando ise yine kendisi gibi sonradan başbakan olacak Ehud Barak’tı. Genç Netanyahu o baskında omzundan dost ateşiyle vuruldu.

4 yıl sonra ise, 1976’daki ünlü uçak kaçırma olayı ve akabindeki Entebbe Baskını’nda terminal binası önünde vurularak ölen komutan öz ağabeyi Yonatan Netanyahu’ydu.

Sahte kılık değiştirmeler, havalimanı tiyatroları ve gökyüzü operasyonları, bu zihniyet için bir çalışma yöntemi değil, adeta aile mirasıdır.

Nitekim 23 Aralık 2025 gecesi Ankara Haymana’da düşen ve Libya’nın komuta kademesini taşıyan uçak kazasını hatırlayalım. Uçak Esenboğa’dan havalanmadan hemen önce, aprona kimsenin dikkatini çekmeyen Tel Aviv tescilli özel bir jet yanaştı.

Araç, havalimanının en tenha, kameraların ve projektörlerin görüş açısı dışında kalan 5 No’lu kör apronuna çekildi. İddiaya göre, İsrail ekibini taşıyan bu jet, Libyalı heyetin diplomatik uçağıyla tam 1 saat 41 dakika boyunca yan yana, sır sırta bekledi.

Süre dolduğunda, hiçbir resmi açıklama yapılmadan Esenboğa’dan havalandı ve Flightradar’a göre rotasını doğrudan Tel Aviv’e kırarak sorunsuz bir şekilde iniş yaptı. İsrail ekibi evine döndükten kısa bir süre sonra ise Esenboğa’dan kalkan o Libya uçağı Haymana semalarında bir anda gökyüzünden silindi.

İran’la savaşa girmek istemeyen, Orta Doğu’da yeni bir çatışmadan kaçınan Trump’ı ikna etmenin en kestirme yolu, onu ölmek üzere olduğuna inandırmaktı. Gerçek bir füze atılmasına gerek yoktu. ABD Gizli Servisi’nin sistemlerine sahte bir İran füzesi kilitlenmesi sinyali göndermek veya Esenboğa çevresinde sahte bir alarm simüle etmek sıfır maliyetli bir False Flag (Sahte Bayrak) zaferidir.

Netanyahu ve Mossad aklı şunu çok iyi biliyordu: Trump’ı vurmak büyük bir kaos yaratırdı ancak onu Ankara’nın ortasında bir ikram kamyonunun kasasına saklanacak kadar korkutmak, Washington’a döndüğünde onu İran’ın en acımasız düşmanına dönüştürürdü.

Haymana’daki o karanlık gece belki provaydı. Esenboğa’daki catering kamyonu ise oyunun kendisi.

Eeee işte... Orta Doğu’da diplomasi; zafer marşlı, süvari takımlı, lezzetli kebapların yendiği sırmalı salonlarda başlar. Ama tek bir fısıltıyla insan kendini ışıklı masadan karanlık dehlizlerin ortasında bulabilir.

Ama dürüst olalım. Dünya tarihi henüz, fonda “Erik Dalıyla” bir ikram kamyonunun kasasında saklanan bir ABD Başkanı’na hiç sahne olmamıştı.

Yazarın Diğer Yazıları