“Milli Mücadele”, öyle mi?

Birinci Dünya Savaşı bitmişti...

27 Ekim 1918’de ateşkes görüşmeleri başladı.

İngilizlerin önlerine koyduğu ateşkes metnini okuyan Osmanlı Heyeti, İstanbul’a şu telgrafı çeker:

“Önümüze konan antlaşma metnini kabul etme imkânımız yok. İzin verin İstanbul’a dönelim.”

★★★

29 Ekim 1918’de, Padişah Vahdettin’den cevap gelir:

“Koşullar ne kadar ağır olursa olsun, bir an önce ateşkes antlaşmasını imzalayın...”

Ve imzalandı...

Ardından, 13 Kasım 1918’de İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan İstanbul’u işgal ederler.

★★★

Sıra barış antlaşmasına gelmişti.

Osmanlı heyetinin başkanı Ahmet Tevfik Paşa, 12 Mayıs 1920’de Paris’ten Padişah’a ve başbakanlığa telgraflar çeker:

“Verilen antlaşma koşullarının bir devlet kavramı ile ilgisi yoktur”.

Haklıydı...

Çünkü, Sevr Antlaşması’na göre Osmanlı Devleti tarih sahnesinden siliniyor, Türk Milleti’nin son yurdu da elden gidiyordu.

Buna rağmen Padişah Vahdettin, Sevr’in imzalanmasını istedi.

★★★

Zaten, Sevr henüz ortada bile yokken...

30 Mart 1919’da Sultan Vahdettin, 15 yıllığına İngiltere’nin sömürgesi olmak için başvurmuştu.

Bununla da yetinilmez...

Vahdettin’in temsilcisi sıfatıyla Sadrazam Damat Ferit, 12 Eylül 1919’da İngiltere ile başka bir gizli Antlaşma’yı imzalar.

Boğazların İngiltere’nin denetimine bırakılması...

Türkiye’de bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması...

Türkiye’nin Mısır ve Kıbrıs üzerindeki bütün haklarından vazgeçmesi kabul ediliyordu.

★★★

Padişah, kendi tahtını korumayı düşünürken...

15 Mayıs 1919’da İzmir’i Yunanlar işgal etti.

Ve Kurtuluş Savaşı başladı.

23 Nisan 1923’te, Ankara’da Büyük Millet Meclis’i açıldığında, Türkiye’nin büyük bölümü işgal altındaydı.

Yaklaşık 200 bin kişilik istila ordusu vardı.

Bu sayı, yaklaşık 300 bine çıktı.

★★★

İngiliz, Fransız ve İtalyanlar İstanbul’u...

Fransızlar Adana’yı...

Güneydoğu’da İngilizler Urfa, Maraş ve Gaziantep’i...

Güneyde İtalyanlar Antalya ve Konya’yı...

Karadeniz’de İngilizler Samsun ve Merzifon’u...

Yunan ordusu da Batı Anadolu’yu işgal etmişti.

Padişah Vahdettin de, isyancıları destekliyor; İngilizlerle işbirliği yapıyordu.

★★★

1921...

Birinci ve İkinci İnönü Savaşı...

Sakarya Meydan Muharebesi...

1922...

Büyük Taarruz...

Ve sonunda işgalciler vatan toprağından sökülüp atıldı.

11 Ekim 1922’de, silahları susturan Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı.

Ve 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’yla Türk milleti, bağımsızlığını tüm dünyaya kabul ettirdi.

★★★

Açlık, yokluk, kıtlık...

Sakarya Zaferi’nin ardından 1’inci Ordu Komutanı Ali İhsan (Sabis), 15 Ekim 1921’de askerin durumunu şöyle rapor eder:

“Askeri üniformalı olan yüzde beş insana rastlamadım. Köylü kıyafetleri bile vücutlarını koruyacak durumda değildir...”

Evet...

Türk ordusu, çıplak denilecek kadar kötü giydirilmişti.

Çok sayıda çıplak ayaklı er vardı.

Askerlere taze sebze yedirilemediğinden, bol sirke verilerek hastalıklar önlenmeye çalışılıyordu.

★★★

Cephede, kahramanlar vatanın şerefi için can verirken...

Padişah Vahdettin İngilizlere şu mesajı gönderir:

“Mustafa Kemal ve adamları İngilizlerin düşmanıdır... Ne isterseniz vermeye hazırım. Halife olmak haysiyetiyle daima sizin tarafınızı tutarım.”

★★★

Başkomutan Mustafa Kemal, Sakarya Zaferi’nin ardından muharebenin adını koyar: “Büyük Kanlı Savaş”...

Yenilen Yunan ordusu, Türk ordusundan yaklaşık iki kat üstündü.

Muharebede, ön safta bulunan subayların yüzde 80’i, erlerin yüzde 60’ı şehit olur.

Fransız Le Temps gazetesi ise, savaşın gerçek adını koyar:

“Gerçekte savaş, İngiltere ile Türkiye arasındadır.”

★★★

Zaferden dört yıl sonra...

Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, Başbakanlığa bu savaşın resmi adını sorar:

Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığına 12 Ocak 1926’da cevap gönderir:

“Anadolu İstiklal mücadelelerine, “İstiklal Harbi” adının verilmesi uygun görülmüştür...”

Atatürk ise, 29 Ekim 1933’te 10’uncu Yıl Nutku’nda, “Kurtuluş Savaşı” adını kullanır.

Bu devletin kurucuları...

Dünyanın en meşru, en haklı ve en kutsal savaşlarından biri olan bu mücadeleye, “İstiklal Savaşı” veya “Kurtuluş Savaşı” adını verdiler.

Çünkü esaretten, işgalden, yok oluştan, orta çağ geriliğinden kurtuluştu bu...

Tarihi yazanlar, tarihi yapanlara sadık kalmak zorundadır.

★★★

Bugün, bazıları bu büyük destanı küçümsemeye çalışıyor.

“Millî Mücadele” diyor.

Yunanistan, pikniğe geldiği için mi Anadolu’da 130 bin kayıp verdi?

Ve yenilgiyi, “Felaket” olarak yazdı?

Senaryo gereği mi altı devlet adamını kurşuna dizdi?

★★★

Vatanın, milletin namus ve şerefi kurtarılmışsa...

Camide ezan okunuyorsa, Şanlı Bayrak dalgalanıyorsa...

Padişah türbeleri, işgalcilerin ayakları altında değilse...

Vatan ve makam varsa...

Tüm bunları, Başkomutan Mustafa Kemal’e ve o kahramanlara borçluyuz.

★★★

Vatandan, milletten başka sevgili bilmeyen o kuşağa...

Kanıyla bu vatanı yeşerten kahramanlara...

Minnet duymak bir tercih değil; vefa borcudur, vefa...

İnsan bu vatanda yaşar da, Atatürk’e ve o kahramanlara minnet duymaz mı?..

★★★

Tarihte hiçbir ülke, kahramanlarının kemiklerini bu kadar sızlatmamıştır...

Ve tarihte hiçbir ülke, kahramanlarına bu denli sırt çevirmemiştir...

“Vefa imandan gelir” sözünün de mi, hiç değeri yok...

Yazarın Diğer Yazıları