Nerede kalmıştık?

En zor ama bir o kadar da heyecan verici işlerden biri yeni bir başlangıç yapmak olsa gerek. Sevgili Galatasaraylı dostlar, değerli Sözcü okurları, bundan tam 45 gün önce, 2026 yılı başından itibaren haftada iki gün Galatasaray hakkında yazılar kaleme aldığım ‘Yeni Birlik’ isimli gazetede ‘Fabrika ayarları’ başlıklı son bir yazım yayınlandı. Daha doğrusu yayınlanamadı, çünkü Galatasaray’ın mevcut yönetimi doğruları söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali bir yolunu bulup gazetede yayınlanan köşe yazımı türlü baskılarla-entrikalarla sansürletmeyi, yayından kaldırtmayı başardı. Bu işi yapan acemi tetikçi Özkan Tamirak’ın Galatasaray’a nasıl sızdığını, neyin peşinde olduğunu, camia olarak nasıl bir hukuksuzlukla muhatap olduğumuzu, Galatasaray’ın nasıl keyfi yönetildiğini sizlere ayrıntılarıylaanlatacağım. Her şey sırasıyla..

Yaklaşık 50 yıldır Galatasaray camiasının Lise-Kulüp-Dernek-Vakıf tüm kurumlarının içerisindeyim.. Galatasaray’da, Ali Uras, Ali Tanrıyar, Alp Yalman, Faruk Süren, Mehmet Cansun, Özhan Canaydın, Adnan Polat, Ünal Aysal, Duygun Yarsuvat, Dursun Özbek, Mustafa Cengiz ve Burak Elmas dahil 12 değişik başkan yüzlerce yönetici ile muhatap oldum, bir çoğu ile yakın temasım, dostluğum var. Bu süreçte sayısız haberler yaptım,makaleler yazdım. Yazdıklarımdan daha çoğunu yüzlerine söyledim. Birçok kez, hatta genellikle yönetimlerin icraatlarını eleştirdim. Hiçbir zaman, hiçbir Galatasaray yönetimi-yöneticisi bugünkü Dursun Özbek ve saz arkadaşları gibi mahalle kabadayısı, lokal mafya babası tavrıyla hoyratca tepkiler göstermedi. Özbek ve malum taifesi bu son davranışları ile benim 10. Temmuz 2026 tarihli ‘Fabrika Ayarları’ başlıklı yazımda bahsettiğim konularda ne kadar haklı olduğumu aslında kanıtlamış oldular. Bir bakıma kendilerine teşekkür etsem yeridir, ama etmeyeceğim, o teşekkürü Galatasaray’ın yakasından düştükleri o hayırlı güne saklıyorum.

Neyse ki dünya da herkes Özbek ve yönetimindeki bazı süper zekalar gibi insanlıktan, nezaketten uzak değil. Zaten bildiğiniz üzere insanlık kötüler kadar cesur iyilerin omuzlarında yükselir. İşte bu iyilerden bazıları; Galatasaray tarihinde emsali olmayan ve Galatasaray’ın kuruluş felsefesine aykırı olan bu kabul edilemez sansür olayı sonrasında, Galatasaray Lisesi’nden ağabeylerim; başta Ahmet Yüce ve Prof.Dr. Celal Erkut ile bundan yaklaşık 40 yıl önce gazeteciliğe başlamama vesile olan sevgili Fatih Abi’me(Altaylı) bu konuda gösterdikleri hassasiyet ve güçlü destekleri için sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Bunun yanı sıra, hiç tanışmadığımız halde uğradığım sansüre tepki gösteren sevgili Bülent Timurlenk ve Tufan Akol’a, sevgili Haluk Yürekli’ye, gurubumuz yazarlarından dostum Alper Mert’e ve adlarını burada sayamadığım bir dolu meslektaşıma, dostuma da ayrıca çok teşekkür ederim. Bunların yanında, sansürlenen yazım ile alakalı Galatasaray Spor Kulübü Divan Kurulu’na dilekçe vererek Eylül ayı divanında bu konu hakkında görüşme yapılmasını talep eden Divan Kurulu’nun değerli üyelerine ve beni arayarak yanımda olduklarını hissettiren herkese bu güçlü destekleri için şükranlarımı sunarım. Son bir teşekkür de sütunlarını bana açan ve basında son kale olmayı sürdüren Sözcü gurubundaki değerli mesai arkadaşlarıma: ‘İyi ki varsınız’..

Nihayetinde, olan oldu artık önümüze bakma zamanı diyerek, bugünden itibaren prensip olarak Salı ve Cuma günleri haftada iki gün sizlerle bu sütunlarda buluşacağız. Ekstra durumlar, ani gelişmeler olursa gündeme göre kendimizi ayarlayıp daha sık yazı kaleme alacak, dostlarımıza güven yazılarımızda adı geçen sahte kahramanlara endişe ve rahatsızlık vermeye devam edeceğiz.

Bu arada, önümüzdeki yakın dönemde Galatasaray’da çok önemli, çok ses getirecek konuların peş peşe gündeme geleceğini sizlere şimdiden belirtmek isterim. Son dört yılda Galatasaray’ın tüm kaynaklarını fütursuzca kullanan, hacı baba misali fahiş bedellerle transferler yapan, kulübün yönetici olabilecek insan kaynaklarını hoyratça tüketen, tüm iyi niyetli uyarıları futbol maç sonuçlarının top çizgiyi geçti mottosunun ardına sığınarak duymazdan gelen, yüzlerce yıllık camia geleneklerine aykırı davranıp kendi kişisel ajandaları için fazla mesai yapan bir yönetim anlayışının nasıl duvara tosladığını ibretle izleyeceksiniz, izleyeceğiz. Biraz beklerseniz, ‘Başkanım , konuşmam nasıldı,  size iyi yalakalık yaptım mı?’ diye soran yöneticiyi de,  falcıya gidip fal baktıran ve :’Endişelenmeyin bu sene de biz şampiyon olacağız, falda çıktı ’ diyen yöneticinin adını da sizlerle paylaşacağım. Biraz sabredin, Galatasaray kimler tarafından, hangi irrasyonel akılla yönetiliyor daha iyi anlayacaksınız.

23 Mayıs 2026 günü Özbek ve koltuk arkadaşları yeni dönem için yönetime seçildiklerinde önlerinde iki yıl yani 730 günleri vardı. Askerde, erlerin terhislerine kalan süreyi şafak hesabı ile yaptığından bahisle; seçimden 45 gün sonra Galatasaray yönetimini kastederek  ‘Şafak 685’ başlıklı bir yazı yazmıştım. Dursun Özbek’in bu yazıma çok kızdığını duydum. Sanırım onun hayali ömür boyu başkanlık yapmaktı. Şimdi geldiğimiz noktada, aradan geçen sürede normalde ‘Şafak 640’ demek isterdim ama yaşanan gelişmeler ışığında görünen o ki; yönetim ile camia arasındaki bağın kopukluğu, tribünlerin malum durumu, yönetim içindeki ‘sevgi iklimi’ kaynaklı esen sert rüzgarlar, zamanında yatırılmayan futbolcu vergi borçları, henüz alınamamış bitmiş Kemerburgaz tesisleri iskanı, yine Kemerburgaz’da alt yapı tesisi yapmak için alınamamış inşaat ruhsatı, Florya ile alakalı yakında gündeme gelecek hukuksuz tasarruflar, yapılan şark kurnazlıklarının olumsuz sonuçları bu yönetimin boyunu aşacak,şafak hesapları şaşacak ve bu yönetim ‘erken terhis’ olacak gibi görünüyor.

Her şeyden önemlisi, 25 yıl önce Galatasaraylı hak sahibi kurumlar ile kulüp arasında imzalanan Galatasaray markası-logosu kullanım hakkı bedeli konusunu Dursun Özbek’in Talimhane oto yedek parçacı esnafı alışkanlığı ile bir oldu-bitti’ ye getirmeye çalıştığını duyuyoruz. Oysaki bu konu zaten tek başına O’nun Galatasaray’daki geleceğini belirleyecek en belirgin başlık olarak Galatasaraylıların gündemindeki sıcak yerini koruyor, koruyacak.Sanırım Dursun Özbek, bu konunun önemini anladığında çok geç kalmış ve Galatasaray maçlarını artık evinden seyrediyor olacak. Umarım yanılırım.

İlerleyen süreçte sizlere Galatasaray’da kimlerin neyi-neden yaptığını, kimlerin Galatasaray’ın kurumsal kimliği ve oturdukları koltuklar üzerinden ne gibi avantajlarsağladığını paylaşacağız. Galatasaray’da, Özbek döneminin röntgenini hep birlikte çekecek, konuşulmayanları-gerçekleri gün yüzüne çıkaracağız. Yönetimdeki baskın zararlı karakterlerin, yaşanan somut olaylar ışığında eylemsel kişilik analizlerini hep birlikte yapacak, bünyeye zararlı olanları hep birlikte tesbit edeceğiz. Kısacası futbolun sadece futbol olmadığını bir kez daha görecek ve 45 gün önce kaldığımız yerden yazmaya, sizleri aydınlatmaya devam edeceğiz.

Yazarın Diğer Yazıları