Nesli iki kez tükenen kaplumbağa hala aramızda dolaşıyor olabilir
İnsan faktörü doğal dengenin korunması önünde ciddi bir engel oluşturduğunu bir kez daha gösterdi. Bir kaplumbağa cinsinin yok olduğu ve neslinin tükendiği düşünülürken kaplumbağa yeniden ortaya çıktı. Bu türe ait son canlı olan Yalnız George'un vefatıyla türün sona verdiği sanılıyordu. Ancak buluntular insanların avlayarak yok ettiği türün hala hayatta olabileceğini gösterdi.
Her gün sessiz sedasız yaklaşık 200 bitki ve hayvan türünün nesli tükeniyor. Ancak insanoğlu olarak bir canlı türünün yeryüzünden tamamen silinişine gerçek zamanlı olarak tanıklık etmemiz çok nadirdir. İşte 2012 yılında tüm dünya, bir devrin kapanışını ve bir türün son nefesini verişini canlı canlı izledi. Galápagos Adaları'nın en ünlü sakini, Pinta Adası kaplumbağalarının son temsilcisi "Yalnız George" hayata gözlerini yumdu. Onun ölümüyle bir türün yok olacağı on yıllardır biliniyordu; yine de bu kaçınılmaz sonla yüzleşmek, kaybın acısını hafifletmeye yetmedi.
YOK OLDU SANILIRKEN O GERİ DÖNDÜ
Pinta Adası dev kaplumbağalarının 20. yüzyılın ortalarında neslinin tükendiğine inanılıyordu. Bir zamanlar adalarda bolca bulunan bu canlılar, insanlar tarafından aşırı tüketilmiş ve koruma çalışmalarında trajik birer ders niteliği kazanmıştı. Ancak 1971 yılında Macar bilim insanı József Vágvölgyi, adadaki salyangozları incelemek için yaptığı bir gezide büyük bir sürprizle karşılaştı: Pinta Adası kaplumbağalarından hayatta kalan son bir erkek üyeyi canlı olarak buldu.
Yaklaşık 1910 doğumlu olduğu tahmin edilen bu kaplumbağaya sevgiyle "Yalnız George" adı verildi. Bilim insanları George'u koruma altına almak amacıyla Santa Cruz Adası'ndaki yetiştirme merkezine taşıdı. George burada tam 40 yıl boyunca yaşadı. Bu süreçte uzmanlar, George'un çiftleşebilmesi ve türünü devam ettirebilmesi için dünyanın dört bir yanında kendi türünden bir dişi aradı ancak ne yazık ki sonuç alınamadı. George, türünün gerçekten son örneğiydi. 2012 yılında, 100 yaşını aşmışken bölmesinde cansız bulunan George’un ardından, Pinta Adası kaplumbağalarının neslinin tükendiği 2015 yılında resmen ilan edildi.
İNSANOĞLUNUN DOĞAYA VERDİĞİ ZARARIN SEMBOLÜ
Yalnız George’un ölümü, onu küresel ölçekte biyoçeşitlilik kaybının ve doğa koruma bilincinin en büyük sembolü haline getirdi. George'un hikayesi insanlığa şu acı gerçekleri bir kez daha hatırlattı:
-Bir canlının neslinin tükenmesi geri dönüşü olmayan bir süreçtir.
-İstilacı türler, doğal yaşam alanları için küresel birer tehdittir.
-Doğal dengenin korunması, türlerin hayatta kalması için tek anahtardır.
Pinta Adası kaplumbağaları aslında milyonlarca yıl boyunca Galápagos ekosisteminin en önemli temel taşlarından biriydi. Yaklaşık 100 yıl yaşayan bu canlılar, diğer büyük kaplumbağaların aksine zamanlarının çoğunu karada geçiriyor ve adadaki kaktüslerle besleniyorlardı. Adanın bitki örtüsünü otlayarak ve tohumları yayarak kontrol altında tutuyor, diğer pek çok canlının da bu sayede hayatta kalmasını sağlıyorlardı.
BALIKÇILAR VE KEÇİLER SONUNU HAZIRLADI
18. ve 19. yüzyıllarda balina avcıları ve korsanların adaya gelmesiyle kaplumbağalar için sonun başlangıcı oldu. Kolayca yakalanabilen bu canlılar etleri ve yağları için yüzer yüzer toplandı. 1959 yılına gelindiğinde adada sadece birkaç kaplumbağa kalmıştı. Asıl büyük darbe ise balıkçıların adaya besin kaynağı olması için getirdiği sadece 3 adet keçiyle geldi. Keçi nüfusu yıllar içinde hızla patlayarak 40 bine ulaştı. Keçiler adadaki tüm bitki örtüsünü, özellikle kaplumbağaların tek besin kaynağı olan kaktüsleri kökünden yiyip bitirdi. Yiyecek hiçbir şeyi kalmayan kaplumbağalar, açlıktan tamamen yok oldu.
HİBRİT KAPLUMBAĞALAR UMUT IŞIĞI OLDU
Hikaye burada bitti sanılıyordu ancak George’un ölümünden kısa bir süre sonra bilim dünyasını heyecanlandıran bir gelişme yaşandı. Wolf Yanardağı yakınlarında keşfedilen 17 genç kaplumbağanın Pinta Adası soyundan gelen birinci kuşak hibritler (melezler) olduğu anlaşıldı. Genç olmaları, safkan Pinta anne veya babalarının hâlâ hayatta olabileceği umudunu doğurdu.
2020 yılında yapılan araştırmalarda, Wolf Yanardağı'nda hem Pinta hem de yine nesli tükenmiş olan Floreana Adası kaplumbağalarının genlerini taşıyan 31 hibrit canlı daha tespit edildi. Hatta incelenen bir dişi kaplumbağanın %16 oranında Pinta Adası genetiğine sahip olduğu belirlendi. Bu durum, doğada hâlâ keşfedilmeyi bekleyen safkan bir Pinta kaplumbağasının yaşama ihtimalini güçlendiriyor.
Bugün bilim insanları, bu melez kaplumbağaları inceleyerek ve özel olarak işleterek Yalnız George’un soyunu yeniden canlandırmaya çalışıyor. Tamamen saf bir Pinta kaplumbağasının doğması düşük bir ihtimal olsa da imkansız değil. Eğer bu çalışmalar başarıya ulaşırsa, tarihte iki kez yok olduğu sanılan bir tür, kendi küllerinden yeniden doğmayı başaracak.