O tarihten önce üretilen arabalardaki özelliğin gerçek işlevi ortaya çıktı
Eski araçlarda var olan ve günümüzde üretilen arabalarda bulunmayan bir özelliği işlevi ortaya çıktı. Eski model araçlarda bulunan bu özelliği yıllarca kullanan sürücülerin bile gerçek işlevinden haberi olmadığı ortaya çıktı. Meğer orada olmasının gerçekte başka bir sebebi varmış.
Otomobil dünyasının tozlu sayfalarında gezindiğimizde, bugünün sürücülerine bilim kurgu gibi gelecek detaylarla karşılaşıyoruz. Bir zamanlar şoför mahallinde sadece iki ya da üç değil, tam dört adet pedal bulunuyordu. Modern araçlarda vites konsolundaki şık bir tuşa, eski modellerde ise koltuk arasındaki bir kola dönüşen o sistem, bir dönem sol ayağımızın hemen altında, zeminde nöbet tutuyordu.
Standart bir manuel vitesli araçta dizilim bellidir: En sağda gaz, hemen solunda fren ve en solda debriyaj. Peki, en sol köşeye gizlenmiş o dördüncü metal parça ne işe yarıyordu? İlk bakışta bir hız artırıcı (boost) veya gizli bir mekanizma gibi görünse de gerçek çok daha işlevseldi: Ayakla kumanda edilen park freni.
Elektronik park frenlerinin (EPB) dünyayı ele geçirmesinden ve el freni kollarının standartlaşmasından önce, güvenliği bu dördüncü pedal sağlıyordu. Genellikle üzerine sürücünün karıştırmaması için "Park" ibaresi damgalanan bu pedal, debriyajla karıştırıldığında felakete yol açabileceği için her zaman en sol köşeye, panelin dibine konumlandırılırdı.
1973 MİLADI VE GÜVENLİK STANDARTLARI
Bu dördüncü pedal sadece bir park kolaylığı değil, aynı zamanda bir "acil durum freni" idi. Otomobil teknolojisinin henüz emeklediği yıllarda, ana fren sisteminin patlaması veya hidroliğin boşalması durumunda sürücünün hayata tutunacağı son daldı.
Öyle ki, 1 Temmuz 1973’ten itibaren üretilen tüm araçlarda bu yedek sistemin bulunması yasal bir zorunluluk haline getirildi. Sürücü pedalın üzerine "klik" sesini duyana kadar basar, bırakmak istediğinde ise genellikle pedalın hemen üzerindeki bir kolu çekerdi. Bazı modellerde ise tıpkı bir tükenmez kalem mantığıyla, pedala ikinci kez basıldığında kilit mekanizması serbest kalırdı.
KANEPELERDEN KOVA KOLTUKLARA İLERLEYİŞ
Dördüncü pedalın yok oluşu, aslında otomobil iç mekan tasarımındaki büyük bir devrimle doğrudan bağlantılı. 1960’lı ve 70’li yılların Amerikan otomobillerini hatırlayın: Ön tarafta tek parça, geniş "sedir tipi" (bench seat) koltuklar vardı. Emniyet kemerinin bir zorunluluk değil tavsiye olduğu o günlerde, bu koltuklar hem daha fazla yolcu kapasitesi sunuyor hem de üretim maliyetini düşürüyordu.
Ancak zamanla otomobiller küçülmeye, yakıt ekonomisi önem kazanmaya başladı. İç mekanda "bench" koltukların yerini, sürücü ve yolcuyu saran "çanak" (bucket seat) koltuklar aldı. İki koltuk arasında oluşan boşluk ise bardaklıklar, saklama alanları ve teknolojik özelliklerle donatılmış bir orta konsola dönüştü.
Ayak altındaki alan daralıp orta konsol genişleyince, dördüncü pedal yerini o meşhur "el freni koluna" bıraktı. Ancak teknoloji dur durak bilmiyor. Bugün üretilen yeni araçların sadece %9'unda geleneksel el freni kolu bulunuyor. Mekanik kolların yerini parmak ucuyla dokunulan elektronik düğmeler alırken, dördüncü pedal artık sadece klasik otomobil tutkunlarının anılarında ve restorasyon atölyelerinde yaşıyor.
Otomobilinizde sadece iki pedal varsa, bunun sadece bir konfor değil, onlarca yıllık bir mühendislik ve tasarım evriminin sonucu olduğunu unutmayın. Kim bilir, belki birkaç on yıl sonra bugünkü pedalların tamamı tarihin tozlu raflarındaki yerini alacak.