Bazı isimlerin cezaevine konulmalarının özel anlamı ve mesajı vardır. Örneğin PKK’nın başı Abdullah Öcalan’ı, İmralı Adası’nda sorgulayan üç isimden birisi istihbaratçı jandarma Albay Hasan Atilla Uğur’du. Bir dönem geldi, Hasan Atilla Uğur da ‘Ergenekon’ olarak bilinen davanın sanıkları arasında yer aldı. Silivri Cezaevine konuldu.
2011 yılının Mart ayında Uğur’un kaldığı odaya bir kişi daha konuldu. O, Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görev yapan, daha sonra Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) geçen, yurt dışı operasyonları yürüten Kaşif Kozinoğlu’ydu. Kaşif Bey ile yolları üçüncü kez kesişmişti. Kara Harp Okulu’nda tanışmışlardı. İkisi de spor branşındaydı. Atilla Uğur, 1984’te Tunceli’de Jandarma Komando Bölük Komutanıyken, Kaşif Kozinoğlu, Özel Harp Dairesi’nin bir timiyle terörle mücadeleye destek amacıyla Tunceli’de görev yaptı, teröristlere karşı omuz omuza mücadele yürüttü. Görev yerleri değiştiği zaman da birbirleriyle bağlantıyı kesmediler.
ÜÇÜNCÜ BULUŞMA CEZAEVİNDE
Atilla Uğur, “Üçüncü buluşmamız” dediğinde sesi boğuklaştı. Ağlamaklı oldu. Sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bosna savaşı sırasında, Aliye İzzet Begoviç’in özel isteğiyle, (Çok iyi biliyorum o konuyu) özel bir görevle Bosna’ya görevlendirildi. Bosna’ya paraşütle indi. Bosna direnişçileri hâlâ ona çok büyük saygı ve minnet duyuyor. Benden 9 ay sonra cezaevine getirdiler, aynı odada kalmaya başladık. Kader, kısmet diyelim.
Özellikle Fethullahçı çetenin yurt dışındaki yapılanmasının en güçlü olduğu zaman ipini çekenlerdendir. Oradaki okulların direkt CIA güdümünde hareket ettiği, ticari işletmeler kurumu dedikleri yapı iş adamlarına birtakım ihaleler verirken, bunların Fethullah’a yaptığı bağışlarla ilgili önemli bilgileri hazırlayıp Ankara’ya göndermişti. O dönemde ben de Genelkurmay’a bu yapıyla ilgili rapor sundum. İşte bu yüzden de hedef olduk.
Kaşif Abi, Savcılığın çağrısı üzerine askeri uçakla Afganistan’dan Ankara’ya geliyor. Karısıyla, çocuğuyla kucaklaşıyor. İstanbul’a geliyor. FETÖ’cülerin hazırladığı mizansen sonucu cezaevine konuluyor. FETÖ için ben ‘Radyoaktif bir örgüt’ diyorum. Her türlü pislik, belaltı, öldürme dahil her şey var. Kaşif Abiyle üçüncü buluşmamız cezaevi odasında odu. Odada üçüncü kişi ise deniz subayı Hasan Ataman Yıldırım’dı.
ONU ŞEHİT ETTİLER
Savunmasını yapmasına 9-10 gün kalmıştı. Fethullah’ın ipini pazara çıkaracak, Ergenekon, Balyoz davalarının çökertilmesini sağlayacaktı. Fakat başımıza çok ilginç bir olay geldi ve dipdiri, sağlıklı adamı kaybettik.
O gün hasta olan bendim. Ben yatıyorum, hastaneye sevk edilmemi bekliyorum. Göğsümde ağrı vardı. Zaman zaman oluyordu. Hatta benim başımda bekledi. Bir anda, ‘Benim de göğsümde sıkışma var’ dedi. Hemen butona bastık. Bu konuda deneyimli olduğumuz için infaz koruma memurlarının daha çabuk gelmesi için devamlı basıyorduk. Yaklaşık üç yıldır yatıyorduk. Ancak 20 dakika sonra geldiler. Normalde üç-beş dakikada gelinmiş olurdu.
BENİM GELMEMİ İSTEDİ
Giderken ayaktaydı. Ama sedye de getirmişlerdi. Bana, ‘Atilla sen de gel’ dedi. Bizim o kapının dışına çıkma imkanımız yoktu. Maalesef onun şehit edildiği haberini aldık. Allah gani gani rahmet eylesin. Çok büyük bir kahramandı.
Saygı Bey, bu olayın araştırılması için açılan soruşturma çok değerli. Bu olayı yeniden soruşturanlardan Allah razı olsun. Bu kesinlikle yapılmalıydı. Bir milletin kahramanının kaç sene sonra da olsa gerçeğin açığa çıkması, Fethullah çetesinin, radyoaktif çetenin ortaya çıkması açısından bence çok önemli.
BEKLERKEN, ÖLÜM HABERİ GELDİ
Dışarıda ne olduğunu bilmiyoruz. Koğuştan Kaşif Abi çıkarken Hasan Ataman Yıldırım’ın da, benim de endişemiz yoktu. Yani zaman zaman olan bir sıkıntı olabileceğini, alıp götürürler, tansiyonu ölçülür ya da ne bileyim bir şey yapılır, tekrar geri getirilir diye düşünüyorduk. Geri getirileceğini beklerken ölüm haberi geldi.
Daha sonra öğreniyoruz ki ambulansa geç bindirilme olmuş. Bunları kanıtlayamam ama şimdi araştırmada çıkacaktır. Yolda ambulans değişmesini Sağlık Bakanlığı da kabul etti. Yolda niye ambulans değiştiriyor? Birinci ambulansa doktor olmadığı söyleniyor. Doktor yoksa, doktor olmayan birisi mi müdahalede bulundu? Allah rahmet eylesin büyük bir kahramandı. Bu soruşturma sonunda millet onu daha iyi tanıyacak.
Kaşif Kozinoğlu’nun en büyük özelliği, inanılmaz derecede Mustafa Kemal Atatürk hayranı bir adam, bir subaydı. Kapı gibi dimdik duruşu vardı. Cezaevine geldiğinde inanın Harp Okulu zamanındaki gibi duruyordu. Çok düzgün, namuslu bir adamdı. Yalnız çok çabuk sinirlenirdi.
YÜZDE 100 HEDEFTEYDİ
FETÖ’nün yüzde 100 hedefinde olan bir isimdi. Eğer, 9-10 gün sonra duruşmaya çıkıp birtakım şeyler söyleyebilseydi süreç, bana göre 15 Temmuz darbe girişimine doğru gitmez, çok önceden Ergenekon, Balyoz kumpasları çökertilirdi.
Koğuştan çıkana kadar dimdik ayakta olan bir adam hakkında daha sonrasında bizim bu duyduklarımız düşündürücüdür. Ben bunlara birebir şahit olmadığım için istihbaratçı olarak da kimseyi de zan altına koyamam. Ama inanılmaz bir şekilde ambulans değişikliği, geç gelinmesi, geç götürülmesi, kafalarda elbette soru işaretleri oluşturuyor. O sorular şimdi de var. Ama net olarak size şöyledir, böyledir demem ahlaksızlık olur. Cezaevine Mart ayında geldi, Kasım ayında vefat etti. Terörle mücadele için yetiştirdiği binlerce özel harekatçı, polis, jandarma bana göre PKK terörünün kökünü kazımıştı.”
Dün de yeni gözaltına alınanlar oldu. Soruşturma derinleştiriliyor. Bugün de Kozinoğlu’nun kabri açılacak, ölüm nedeni bir kez daha araştırılacak. Yıllardır “suikast” iddiası konuşuluyordu. Bakalım nasıl bir sonuç çıkacak...