Kazılar, yol uzun, menzil uzak misali, büyük bir özveriyle devam ediyor. Ulaşılacak derinliğe henüz inilmedi ve varılacak genişliğe de yeterince gelinmedi. Göbeklitepe’den sonra başlayan kazıların sayısı (şimdilik 10. Çok yakın gelecekte bu sayının tüm Anadolu’da 30’a çıkacak) sonunda kazı başkanları profesör, doçent ve doktor arkeologlar, çalışmaların makalelerini yazacaklar.
Bilgi, bilgiye eklenecek.
Bütün dünya okuyacak.
★★★
Tevrat’a dayandırılan arkeoloji anlayışı çöküyor. Göbeklitepe’nin bir tapınak olarak yapılmadığı ortaya çıktı. Geçen yıl Şanlıurfa’da Balıklıgöl’ü 50 bin kişi ziyaret etti. Ancak arkeolog Prof. Dr. Necmi Karul’un koordinatörlüğünde yürütülen 10 kazıdan elde edilen bulguları merak ederek bölgeye gelenlerin sayısı 1 milyonu geçti. Dünya uygarlığının ulaştığı düzeye giden yolun çok erken, neredeyse başlangıç aşamasını oluşturan “Anadolu Kültür Ağı”na ilişkin yeni bilgiler, artık tüm insanlıkla buluşuyor.
★★★
Şimdilik şu gerçeğe varıldı: Dünya’da “hiçbir şey kusursuz, defosuz ve mükemmel” başlamadı. Şanlıurfa’da, Harran’da, Mardin’de, Gaziantep’te, Kahramanmaraş’ta, Malatya’da, Elazığ’da ve Anadolu’nun Suriye, Irak ve İran sınırından Trakya’ya kadar uzanan her yerinde, 11 bin 600 yıl önce “hayat yatlarla, katlarla; yemeğin 1000 çeşidi, giyimin 100 bin çeşidi, insan egosunun doymak bilmez nefsinin 1 milyon çeşidiyle kusursuz başlamış” değildi.
★★★
Evet!
İnsan iki ayağı üzerine kalkmıştı. Elleri serbest kalmış, diğer canlılardan farklı olarak ellerini alet olarak kullanmaya başlamıştı.
Ateşi bulmuştu.
Ateşi yakıyor.
Söndürüyor.
Tekrar yakabiliyor.
Ateşi saklayabiliyordu.
★★★
Fakat neyle beslenecekti? Avladığı hayvanın etini ve topladığı yabani gıdaları henüz saklayamıyordu. Nasıl barınacaktı? Nasıl korunacaktı?
11 bin 600 yıl önce kadınlar, doğada yenebilecek ne varsa topluyordu: Yabani bezelye, yabani nohut, yabani bakla ve ağaçlardaki meyveler...
Erkekler de bir-iki gün yetecek av hayvanını bulmak için av peşinde koşuyordu.
Toplayıcılık ve avcılık!
Bütün hayat buydu.
★★★
Hayat buydu ama yazı henüz bulunmamıştı. Devlet yoktu. Krallar, krallıklar, ordular, aşiret reisleri, ağalık ve mafyalık peydahlanmamıştı. Kutsal kitaplar inmemişti, peygamberler, tapınaklar, din adamları, hocalar ve imamlar ortaya çıkmamıştı. İnsanın insanı sömürüsü, artık ürün ve artı değer başlamamış, yoksulluk-zenginlik, sınıflar, vaat edilmiş topraklar, üstün ırk, vura vura- öldüre öldüre- bombalıya demokrasi, liberalizm- serbest piyasa ekonomisi getirme (emperyalizm) henüz hortlamamıştı.
★★★
Demir- Bakır bulunmamıştı.
Altın- Gümüş bilinmiyordu.
Çanak çömlek bile yoktu.
Fakat bu dönemde bile Anadolu’da insanlar 5.5 metre yükseklikte “T” biçiminde 30 tona yakın taş sütunlar yapıp taşıyıcı kolon olarak kullanıyor, sütunların görünen yüzeyine leopar, aslan, tilki, akbaba, ceylan, yılan, yaban koyunu, yaban domuzu figürleri çiziyordu.
★★★
Arı peteğine benzer evler ve onun yanında toplanıp konuşacakları, karar alacakları; avcılığı en iyi bileni, toplanan yabani bitkinin hangisinin zehirli, hangisinin faydalı olduğunu bileni, taştan kap kacak duvar yapma bilgisine en iyi sahip olanı dinleyecekleri mekanlar yapıyorlardı.
★★★
Bu mekanlarda alınan kararla ava gidecek, yenilebilecek bitki toplayacak, barınak kuracak insan gruplarını organize ediyorlardı. İlk toplum liderleri bu toplantılardan çıktı.
Göbeklitepe tapınak değildi.
Gerçekte bir kamu alanıydı.
Onlar ilkel değil uygar kimselerdi. Bugün ne biliyorsak ilk onların bulduklarının üstüne koyarak geldik.
★★★
Burada bir parantez açayım. Ben Şanlıurfa’ya Fest Travel’in turuyla gittim. Bizi 10 kazı alanından biri olan Sefertepe’da bizzat çalışan akademisyen Serpil Üstün, kusursuz anlatımıyla aydınlattı. Parantezi burada kapatayım. Devam edeyim. 11 bin 600 yıl önce insanlar, hayvanları tanımaya, bitkileri ayırmaya, mevsimleri yaşamaya, gökyüzünü, yeryüzünü, yeraltını, hayvanların kuzeye ve güneye güç edişini keşfetmeye başladılar.
Ölümü yaşadılar.
Önceleri mezar, mezarlık yoktu. Kazılarda ortaya çıktı: Ölülerinin bedenini yabani hayvanlar yesin diye dışarda bırakıyorlar, kafataslarını alıp evlerinin bir köşesinde gömüyorlardı.
★★★
Başlangıçta insanlar pasif leş yiyiciydi. Aslan, kaplan, leopar avını avlıyor, yiyor, leşini bırakıyor, kalanı akbabalar, kurtlar, çakallar tüketiyor, insan onlardan kalan leşi yiyordu. Et olarak fazla bir şey kalmadığı için kemiklerin içindeki iliği de yemeyi akıl etti. İliği çıkarmak için baltayı kullanırken sonraları kesici, delici, oyucu, neşterin atası aletler de yapmayı akıl etti.
★★★
Avlanmaya başladı. Pasif leş yiyicilikten vazgeçti. Tepelerde oturuyordu. Yamaçlara indi. Vahşi hayvan sürülerini (yaban koyunu-yaban domuzu) ürkütüp yönlendirerek tuzaklara çekmeyi akıl etti ve başardı. Kazılarda 300 avlak alan bulundu. Dünya arkeoloji tarihine “avlak alan” Taş Tepeler projesindeki kazılarda erişilen bilgilerle geçmiş oldu. Avlak alanlarla birlikte insan, hazır et stokuna sahip olduğunu gördü. Beslenme sorununu çözdü. Beslenme sorununu çözünce toplayıcı- avcı olmaktan vaz geçip yerleşik düzene, tarıma hemen geçmedi. Yamaçlardan ovaya indiğinde bile avcılık toplayıcılığa bir süre devam etti. Böylelikle “Toplayıcılık- Avcılık bittikten sonra yerleşik düzene geçildi” görüşü Şanlıurfa’daki kazılar soncu ulaşılan bilgiler ışığında çökmüş oldu.
★★★
Avlak alanlarla birlikte ihtiyaç fazlası ürün (artık ürün) çıktı. Bu ürüne sahip olma kaba kuvvetini, egemen olmayı, klan şefliğini, liderliği, krallığı, ağalığı, sınıfları doğurdu. Avlak alanda topladığı yabani hayvanların içinde en hızlı evcilleşenlerin koyun-sığır-domuz olduğunu keşfetti. Hazır ve zengin protein kaynağına ulaşınca beyni de gelişmeye başladı. Beyni gelişince ihtiyaçları karşılayacak buluş yapma gücü hızlandı.
★★★
Çanak- çömlek yapmadan önce taştan kaplar yaptı. Ahşabı kullanmadan önce taş masalar üretti. Başlangıçta evlerini oval yapıyor. Taştan taşıyıcı kolanları sütün olarak kullanıp çatıyı oturtuyordu. Sonraları yavaş yavaş köşeli kare ya da dikdörtgen evler yaptı. Evlerinin duvarlarını bulup geliştirdiği toprak harçla ördü. Bugünün mühendisliğinin yaptığı evlerin duvarları 50 yılda yaşlanıp bitiyor, Şanlıurfa kazılarında çıkan evlerin duvarlarının 10 bin yıldır kalabildiğini gidip siz de görebilirsiniz.
Onlar uygar insanlardı.
★★★
Şu ortaya çıkıyor:
Anadolu kültürünü Hititlerden-Sümerlerden- Eski Yunan’dan değil Şanlıurfa’da 11 bin 600 yıl önce yaşayan hem avcı-toplayıcı ve hem de aynı anda ovaya inip yerleşik düzene geçmiş insanlardan başlatmak gerekiyor.