Önümüzdeki pazartesi başlıyor...

Sevgili okurlarım, İstanbul’da son yerel seçimleri de ikinci kez CHP ve İmamoğlu kazanınca iktidar cephesinde korkunç bir panik oluştu.

Öyle ya, 16 milyon nüfusuyla İstanbul dünyanın en önemli metropollerinden biriydi.

Büyükşehir Belediyesi Türkiye’nin her açıdan en güçlü kurumlarından biri olmuştu. Para kaynakları çok büyüktü.

AKP iktidarı bu güçlü kurumun kendi elinden çıkıp CHP’ye geçmiş olmasını bugün bile bir türlü hazmedemedi, içine sindiremedi.

Üstelik CHP, Büyükşehir’le birlikte İstanbul’un en önemli ilçe belediyelerini de kazanmıştı.

Kadıköy, Bakırköy, Şişli, Beşiktaş, Beyoğlu, Üsküdar, Beykoz, Şile, Silivri, Beylikdüzü, Tuzla...

İstanbul’da CHP 26, AKP 13 ilçeyi almıştı.

Yani AKP’nin bu hezimeti unutması mümkün değildi ve nitekim hiçbir zaman unutmadı.

Zaten Tayyipgillerin önemli bir sözü vardı.

“İstanbul’u yöneten Türkiye’yi yönetir.”

★★★

Bu iddialı söz acaba gerçek mi oluyordu...

Bu gidişin mutlaka önlenmesi gerekirdi!

İktidar ellerindeydi. CHP’li bütün belediyelerin yaptığı ve yapacağı işlerin çoğuna ellerindeki devlet gücünü kullanarak engel oldular. Paralarını, gelir kaynaklarını kestiler.

Her birinin bütün gelir kaynaklarıyla birlikte harcamaları da didik didik edilmeye başlandı.

Öyle ki, bazı belediye binalarında hükümet kesiminden gönderilen müfettişler için rahat çalışsınlar diye ayrı salonlar, ayrı odalar ve hatta çay ocakları kuruldu!

Ancak burada ilginç bir husus vardı.

Denetimlerin tümü İstanbul Büyükşehir başta olmak üzere sadece CHP’li belediyelerde yapılıyordu.

Bütün Türkiye’de olduğu gibi AKP’li belediyelere İstanbul’da da denetim gitmiyordu!

★★★

Sonunda siyasi olaylar bütün Türkiye’de hızla gelişti ve Ekrem İmamoğlu günün birinde CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildi.

Başını dik tutan bir adamdı. Mücadele sahnesine hızla girdi. Halk tarafından sevilen biriydi. Her icraatında, her konuşmasında ses getiriyordu.

Siyasetle uzaktan yakından ilgili olan herkes artık bir şeyi görmeye başlamıştı.

Birileri İmamoğlu’nun bu hızlı yükselişine günün birinde mutlaka şu veya bu nedenle “Dur” diyecekti.

Piyasaya önce diploma davası çıkarıldı.

İmamoğlu’nun üniversite diplomasının geçersiz olduğu iddia edildi.

Bir sürü anlamsız tartışmadan sonra mahkeme de aynı kararı verdi. İlk adım böylece, iktidar açısından başarıyla sonuçlanmış oldu... Çünkü üniversite mezunu olmayan bir kimse cumhurbaşkanlığına aday olamazdı!

Aynı dönemde İBB davaları ortaya çıktı Tutuklanan İmamoğlu ve ekip arkadaşları büyük paralar yemişti! Onların belediyelerinde her iş rüşvetle, çıkar karşılığında (!) yapılıyordu.

Siyaset meydanı iyice karıştı. AKP ve küçük ortak MHP bu işin üzerine gittiler.

Gerçi Türk Milletini ikna edecek belgeler ortaya hiçbir zaman çıkmadı ama çeşitli davalar açıldı, başkanlar tutuklandı, yerlerine iktidarın adamı olan kayyumlar atandı.

Halkın oylarıyla iş başına gelen CHP’li başkanların çoğu şimdi hapis yatıyor.

★★★

Bazı önemli duruşmalar (İmamoğlu davaları dahil) pazartesi günü başlayacak.

Bu amaçla şimdi Silivri Cezaevi kampüsünde yeni bir duruşma salonu inşa edildi.

Kişisel tahminim odur ki davalar sürerken bir sürü olaylar çıkacak.

Bütün Türkiye bir kez daha gerilecek, memlekette yargının, adalet ve hukukun durumu yeniden tartışma konusu olacak.

Pazartesi önemli bir gün. Önemli bir sürecin başlama günü. Bakalım neler olacak, bekleyelim görelim!

Türk dünyası

Sevgili okurlarım, meğer adına Türk Devletleri Teşkilatı denilen bir hayalet varmış. Üyeleri Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan oluşurmuş!

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın çağrısıyla bu teşkilat bugün İstanbul’da toplanacakmış.

Bunlar ne biçim Türk devletleridir ki, nüfusunun tümü Türk’lerden oluşan KKTC’yi adam yerine koymazlar, diplomatik olarak tanımayı kabul etmezler. Buna bizim iki devlet bir millet dediğimiz Azerbaycan dahil.

Oysa bu hayali Türk Devletleri Teşkilatı üyelerinin her birinin, maşallah, Kıbrıs Rum yönetiminde büyükelçilikleri var.

Burada kim kimi kandırıyor, alttan alan Türkiye Cumhuriyeti olarak niçin hep biz oluyoruz!

Çevremizdeki savaş giderek yayılırken Hakan Bey bu İstanbul toplantısından acaba ne bekliyor, bunlarla uğraşacak zamanı var mı!

Yoksa bu gibi ipe sapa gelmez konularla kendimizi mi kandırmaya kalkışıyoruz!

Yazarın Diğer Yazıları