Birçok insan övülmekten çok hoşlanır. Bu basit bir karakter meselesi değil, doğrudan insan doğasının bir parçasıdır. Beyin, övgüyü bir ödül olarak algılar.
Birisi sizi takdir ettiğinde vücudunuz dopamin salgılar. Yani övgü, fiziksel bir karşılığı olan bir haz yaratır. Bu yüzden insan, farkında olmadan o hissi tekrar yaşamak ister.
Ancak mesele sadece biyolojik değildir. İnsan sosyal bir varlıktır. Tarih boyunca bir gruba ait olmak, hayatta kalmanın temel şartı oldu. Kabul görmek güvenlik demekti, dışlanmak ise risk. Böyle bakarsak övgü, bir kabul mesajıdır. Bu yüzden içgüdüsel olarak rahatlatır.
Bunun yanında bir de işin kimlik boyutu vardır. İnsan kendini dışarıdan tam olarak göremez. Ne kadar doğru yaptığını, ne kadar yeterli olduğunu çoğu zaman başkalarının tepkisinden anlar. Övgü bu noktada bir tür pusula gibidir. “Doğru yapıyorsun” mesajını verir. Bu yüzden insan, sadece iyi hissetmek için değil, yönünü bulmak için de övgü arar.
***
İnsanlar övgüyü ne kadar çok severlerse, eleştiriyi de bir o kadar sevmez. Çünkü eleştiri çoğu zaman tehdit gibi algılanır. İnsan bunu yetersizlik mesajı olarak okur.
Özellikle kişi yaptığı işi kendisiyle özdeşleştiriyorsa, eleştiri doğrudan kimliğine yapılmış gibi hisseder. Bu da savunmayı tetikler. Kişi de o noktada kendini korumaya geçer.
Oysa eleştiri bir davranışı ya da ortaya konan bir işi değerlendirip neyin doğru, neyin eksik olduğunu söylemektir. Amaç karşısındakini kötü hissettirmek değil, konuyu netleştirmektir.
Bu yüzden doğru eleştiri kişiye değil yapılan işe yöneltilmelidir.
Aslında genel bakmak gerekirse eleştiri, gelişimin temelidir. Çünkü insan kendi kör noktalarını tek başına göremez. Dışarıdan gelen net bir geri bildirim, hatayı görünür kılar. Bu sayede kişi, değiştirmesi gereken şeyi daha net anlar.
***
Ancak eleştirinin de bir dozu vardır. Sürekli ve ölçüsüz eleştiri, gelişim sağlamaz; aksine kişiyi kapatır. Kişi bir noktadan sonra denemeyi bırakır çünkü ne yaparsa yapsın yeterli olmadığını düşünmeye başlar.
Öte yandan fazla övgü de zararlıdır. Sorun övgünün kendisi değil, dozudur.
Çünkü fazla övgü gerçeklik algısını bozar. Sürekli övülen biri, yaptığı şeyin gerçekten iyi olup olmadığını ayırt edemez. Bu da gelişimi durdurur. Hata görmeyen biri, zaten kendini düzeltmez.
Diğer bir sorun da dış onay bağımlılığıdır. İnsan zamanla “iyi miyim?” sorusunun cevabını kendi içinde bulamaz. Başkalarının tepkisine bakar. Övgü yoksa motivasyon da düşer. Bu noktada kişi üretmek için değil, alkış almak için hareket etmeye başlar.
Ayrıca kırılgan bir ego oluşur. Sürekli övgüye alışan biri eleştiriyle karşılaştığında bunu tolere edemez. Basit bir geri bildirim bile tehdit gibi algılanır. Çünkü zihni tek tip beslenmeye alışmıştır.
***
Bu özellikle çocuklarda sık görülür. Sürekli “çok zekisin” gibi genel övgüler alan bir çocuk, zor bir durumla karşılaştığında risk almaktan kaçınır. Çünkü başarısız olursa o etiket zarar görecektir. Bu yüzden güvenli olanı seçer ve gelişmesi yavaşlar.
Günümüzde çoğu ebeveynin düşündüğünün aksine çocuğu sürekli övmek özgüven kazandırmaz, gerçeklikten koparır. “Sen harikasın, mükemmelsin” gibi genel ve sürekli övgüler, çocuğa neyi doğru yaptığını öğretmez. Sadece iyi hissettirir.
Gerçek özgüven övgüyle değil, doğru geri bildirimle oluşur. Çocuğa “çok iyisin” demek yerine “burada şu kısmı iyi yaptın, şu kısmı biraz daha çalışırsan daha iyi olur” demek gerekir.
Bu yaklaşım çocuğa hem neyi başardığını gösterir hem de nasıl ilerleyeceğini öğretir.
***
Son olarak, fazla övgü değerini kaybeder. Sürekli verilen bir şey zamanla etkisini yitirir. Nadir ve yerinde olduğunda güçlü olan bir araç, sıradanlaşır.
Övgü, doğru kullanıldığında motive eder. Ama ölçüsüz kullanıldığında gelişimi yavaşlatır, bağımlılık yaratır ve kişiyi gerçeklikten koparır. Kişi, neyi gerçekten iyi yaptığını değil, sadece neyin alkışlandığını takip etmeye başlar.
Bu yüzden her yaşta asıl işe yarayan şey, yerinde, net ve dürüst geri bildirimdir. Çünkü insanı ileri taşıyan şey, neyi değiştirmesi gerektiğini açıkça görebilmesidir.