Mekke Anlaşması'na tepkinin ateşi yükseliyor: 'Türk askerini Yemen’e göndermek Trump'ın planı'

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında MHP lideri Bahçeli'nin 'Türkiye S. Arabistan'a askeri destek sağlasın' sözlerine ise 'Askerimizi Yemen'e göndermek Trump'ın planı sonuna kadar karşı çıkacağız' dedi. Özel ayrıca fon soruşturması haberleri nedeniyle tutuklanan ve ceza alan gazetecilere ilişkin, 'Birazcık mert olun, yaptıysam yaptım, hesabını veririm deyin, gazetecilerle uğraşmayın kardeşim.' dedi.

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında fon skandalından, gazetecilerin tutuklanmasına, Mekke Anlaşması gereği Mehmetçik'in Suudi Arabistan'a gönderilmesine kadar gündemdeki pek çok konuya değindi.

Sözcü.com.tr editörü Mustafa Balcı ve gazeteci Şaban Sevinç'in fon soruşturması gereği yaptıkları haberler nedeniyle tutuklanmasına, Murat Ağırel ve İsmail Saymaz'a ev hapsi kararı verilmesine Özel sert çıktı.

Özel'in konuşmasından öne çıkanlar:

GAZETECİLERİN TUTUKLANMASINA İLİŞKİN AÇIKLAMA

Hayati Yazıcı, Hayati Yazıcı, oğlu işin içinde suçüstü yakalandı. Oğlunun ortağı, Allah rahmet eylesin. Canına kıydı ya da o işe çok daha dikkatli bakmak lazım. Ömer Çelik, Ömer Çelik, Fatma Betül Sayan Kaya'nın on katı vurgun yapmış kişiyle.
Bodrum'da tatil yapmış, konser izlemiş, aynı uçakla gitmiş, aynı uçakla gelmiş, şimdi. Fotoğrafı çıkmış, önlü arkalı oturmuş. O fonda milletin parasını çarpıp gidenle onu yayınlayan gazeteciyi hapse attırdı. Ömer Çelik öyle pahalı takım elbiseler, dik duruşlar, özgüvenli sözler konuşurken, Bu olay ortaya çıkınca çıktı, eli ayağı titriyor, eli ayağı. Ne dediğini bilmiyor, ağzından ateş çıkıyor, dedi ki.
Şu andan itibaren, ne andan itibaren Ömer Bey, ne oldu? Ne oldu, hangi andan itibaren? Şu andan itibaren diyor.

Teyakkuzdayız, en üst düzey alarmdayız. Siyasi ve hukuki mücadelede en üst noktaya çıkıyoruz, dedi. Dört gazeteciyi evden aldılar, ikisini hapse attılar, ikisine adli kontrol, Geceleyin itiraz üzerine ev hapsi verdiler. Savcıların, hakimlerin parti sözcüsünden talimat aldığı, parti sözcüsünün işin ucu kendine geldiği zaman. Haykırdığı, aslında çatıştıklarına ses yükselterek bu gazetecileri bari toplayın dediği. Haberin kaynağını değil de haberi yapanı hedefine koyduğu bir işin içindeyiz. Ömer Bey. Bu kadar gizlilik varken, bu kadar gizlilik varken bu işler nereden çıkıyor? Nereden çıkıyor? Bayrampaşa yeni parti örgütünden mi çıkıyor? Nereden çıkıyor? Birbirinizi yiyorsunuz, birbirinizin kuyusunu kazıyorsunuz.

Birbirinizden tehlikeli işlere girişiyorsunuz, sonra dönüp zavallı gazetecileri çocuklarından ayırıyorsunuz. Birazcık mert olun, yaptımsam yaptım, hesabını veririm deyin, gazetecilerle uğraşmayın kardeşim.

MERSİN BELEDİYE BAŞKANININ TUTUKLANMASI

Biz işçilerle, emeklilerle, çiftçilerle ve esnaflarla birlikte olduk. Önce büyük bir adaletsizliğin yaşandığı güzel Mersin'imize gittik. Mersin'in son yerel seçimlerde Türkiye rekoruna ortak olan, yüzde altmış oyla seçilen üç belediye başkanından biri olan. Sevgili Vahap Seçer'e ve dört belediye başkanımıza Silifke Haziran ayından beri. Ve Yenişehir Belediyemize, Mezitli Belediyemize ve Büyükşehir Belediyemize yapılan Siyasi operasyonlardan sonra Mersin'deydik. Hem Silifke'de hem Mersin'de Büyükşehir Belediyesi'nin önünde. Onları seçenlerle bir araya geldik ve o seçimin sonucunda göreve gelen belediye başkanlarına.

Yapılan siyasi maksatlı haksız suçlamaları, gizli tanıkları, itirafçı beyanlarını bahane ederek. Normal denetim yolları takip edilmeksizin doğrudan savcılık operasyonuyla yapılan bu haksızlığa karşı. Önce onları seçenlerle, sonra da kıymetli aileleriyle birlikte olduk.

Yine değerli evladını fevkalade üzücü bir şekilde kaybeden Atilla Taş'a o gün taziye ziyaretinde bulunduk ve Mersin'den. Buruk duygularla yüreğimizin bir kısmını Mersin'de bırakarak ayrıldık cumartesi günü.

10 EKİM GAR KATLİAMI

Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından bir tanesi olan 10 Ekim Ankara Gar katliamının 11. Anmasında ailelerle birlikteydik. İlk günden beri, ilk gün olayın olduğu andan beri o meydandaydık. Ardından üç gün boyunca adli tıptaydık ve on bir yıldır adalet arayışının peşinde. Özellikle o dönemlerde canlı bomba oldukları bilinen, istihbaratlara alınan, adı soyadı belli. Bombacıların nasıl olduğu da Manisa'dan, Malatya'dan, Trabzon'dan, Antalya'dan gelen. Ve barış için miting yapmaya gelenler dörder kez aranmışken, önlerine hiçbir arama, hiçbir engel, hiçbir bariyer çıkmadan. O miting meydanına kadar geldiklerini, IŞİD'li militanların halen daha firari olanlarıyla ilişkili. Ailelerin mücadelesini, yakalanmış olanların yargılanmasını ve en önemlisi de bunun insanlığa karşı bir suç olmasından dolayı. Zaman aşımına uğramamasını ve kamu görevlilerinin bu iktidar döneminde olamıyorsa da günü geldiğinde hesap vermeleri için. Ailelerin bu beklentilerini bir kez daha dile getirdikleri anma töreninde onlarla birlikte olduk pazar günü.

TİCARİ GEMİLERİN SALDIRIYA UĞRAMASI

Değerli milletvekillerimiz, kıymetli konuklar, Gemi kazalarının yanında bir de gemi saldırıları var. Rusya-Ukrayna Savaşı seyrü sefer güvenliğini tehdit ediyor. Tabii bu savaş çoktandır var ama Türkiye'nin dış politikadaki bir takım savrulmaları Karadeniz'de yaşanan Bir takım saldırılar ve buna karşı sessizliği de manalı kılıyor. Bugüne kadar yaklaşık 220 ticaret gemisi saldırıya uğradı. En az dokuz Türk bayraklı ve en az 45 Türkiye bağlantılı ticaret gemisi saldırıya uğradı ve bunların bir kısmı battı. Son iki gün içerisinde dahi üç Türkiye bağlantılı ticaret gemisinin saldırıya uğraması meseleyi Çok ciddi bir boyuta taşımış durumdadır. Gemilerimiz vuruluyor, iktidardan ses yok. Adeta ölü taklidi yapıyorlar. Bu konuda hiçbir politikaları, hiçbir girişimleri yok. Gemilerimizi güvende tutamıyorlar. Gemicilerimizin hayatlarıyla ilgili tehlikeleri bertaraf etmiyorlar ve bu konuda millete bir açıklama dahi yapmıyorlar.

TÜRK ASKERİNİ YEMEN'E GÖNDERMEK TRUMP'IN PLANIDIR

Sanki Orada olan insansız hava araçları, insansız gemileri, insansız deniz araçlarını vuruyormuş gibi davranıyorlar.
Karadeniz'deki gemilerin içindeki her bir canı ve onların evlerinde onların yolunu bekleyen ailelerini. Yok sayıyorlar. Bu konudaki dikkatimizi, duyarlılığımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum. Peki bizimkiler dış politikada neyle meşguller? Türk askerlerini Yemen çöllerine göndermekle meşguller. Bunun hesabındalar. Öyle. Evirmeden çevirmeden, kitabın ortasından söylemek gerekirse, Türk askerini Yemen'e göndermek. Türkiye'nin hesabı değildir. Düne kadar böyle bir konumuz var mıydı? Türk askerini Yemen'e göndermek. Türkiye'nin planı, Türkiye'nin programı değildir. Türk askerini Yemen'e göndermek Trump'ın planıdır, İsrail ve Amerika'nın çıkarlarına hizmet etmektir. Kimse meclise gelmemiş, somut bir anlaşmaya dönüşmemiş, Anayasanın 90 ve 92. maddelerini yani.

Uluslararası anlaşmaların usulüne uygun müzakere ve yürürlüğe girmesini ve yurt dışına asker göndermedeki Meclis yetkisini ihlal edemez. Türkiye bu savaşın tarafı haline getirilmemelidir. Böyle pakt anlaşmaları barış zamanında güçleri birleştirmek, caydırıcılığı arttırmak. Savaşa mani olmak, tarafların hiçbirisinin savaşa muhatap olmamasını temin etmek için yapılır. Savaştaki bir ülkeyle sana saldıran bana saldırmıştır anlaşması yapmak, ülkeyi doğrudan savaşa sokmaktır. Ne böyle bir savaşa taraf olmak kabul edilebilir, ne böyle bir anlaşmayı imzalayıp imzaya rağmen.

'MEHMETÇİĞİ BURADA KULLANMAYA KİMSENİN HAKKI YOKTUR'

O ülkelerden birine saldırılıyorken, böyle bir anlaşma varken buna cevap vermemek, bir tanesi attığınız imzayı değersiz. Bundan sonra yapacağınız anlaşmaları hükümsüz, sizi de muhataplarınız nezdinde kıymetsiz kılar. Diğeri ise hiç suçsuz günahsız Mehmetçiğin Yemen çöllerinde boşu boşuna hayatlarını tehlikeye atar. Dış politika, Tayyip Bey ve çevresinin şahsi ilişkilerine göre, Amerika ile kurdukları al-ver ilişkisine göre. Ben senin her istediğini yapayım, sen bende olmayan meşruiyeti bana ver. Öyle anlaştık Tom Barrack'la. İlişkilerine göre olmaz. Ve böyle bir durumda herkes şunu bilsin ki kendine ait bir planı olmayan. Başkasının planının parçasıdır. Yemen çöllerine ilişkin Türkiye'nin bir planı, bir programı yoktur. Trump'ın figüranı olmaya, İsrail'in koruyucusu olmaya, Mehmetçiği burada kullanmaya kimsenin hakkı yoktur. Sonuna kadar karşı çıkacağız.

Trump'ın 3 Kasım'da seçimleri var. Trump gecede birkaç saat uyuyor, endişesi çok. Bizimkiler onun kadar da uyumuyor.
Bütün meseleyi Trump'ın varlığına, Trump'ın bunlara tanıyacağı meşruiyete seçimlerde bunlara vereceği desteğe ve Trump'la olan ilişkinin Kendilerini burada bir dönem daha iktidar yapmasına bağlamış durumdalar. Önce şunu söyleyeyim, ister Trump olsun ister olmasın. İster topal ördek olsun, ister çift ayakla, çifte telle oynasın, bu milletin elinden sizi Trump kurtaramaz.
Bunu bilin. Ama bir azim durum var ki. Trump, Temsilciler Meclisi'ndeki seçim stratejisini gerginliğe, kutuplaşmaya Yabancı düşmanlığına bağlayarak kendi arkasını kalabalıklaştırmaya çalışıyor. Böyle olunca Temsilciler Meclisi'nde bir göçmen kadın var. Kendisi Ilhan Omar.
Somalili Temsilciler Meclisi'nin tek başörtülü kadını. Trump onu hedef almış. Şu anda 3 Kasım'da yapılacak Temsilciler Meclisi'ne Bir önceki seçimde seçilmiş, yeminini etmiş, görevini yapan bir Temsilciler Meclisi üyesinin.

Dün evini bastırdı, evinde arama yaptırdı ve aradığı belge göçmen kayıt belgesi. Yani düşünün ki bir milletvekili seçilmiş birisine, sen bu ülkeye kaçak mı girdin, göçmen kayıt belgen var mı bahanesiyle. Somalili kadının evini bastırıp, ona dünya kadar zulmedip, bunu servis edip yabancı düşmanlığı üzerinden. Kendisine destek sağlamaya çalışıyor. Dünyada tüm duyarlı insan hakları aktivistleri. Tüm ülkeler, özellikle İslam ülkeleri, başörtülü İlhan Omar'a yapılan zulme karşı çıkıyor. Ses çıkarmayan bir tek ülke var, Türkiye. Ses etmeyen birisi var, başörtülü bacımı Trump'ın yaptığı zulme bırakan, ona sahip çıkmayan Recep Tayyip Erdoğan. Niye? Çünkü Bütün ilişkisini Trump'ın desteğine bağlamış, Trump'ın İslamofobik çabalarına karşı. Ses çıkaramayacak kadar göbeğinden Trump'a bağlı.

Milletimiz geçim derdiyle kıvranırken, iktidarın açtığı yolda iktidar partisi mensuplarının içinde olduğu. Asrın soygunu gerçekleşti, şimdi asrın soygununun nasıl olduğunu, nasıl yaşandığını Ve bu işten nasıl kurtulunacağını düşünmekle meşgul hepsi. Vatandaşın devlete emanet ettiği yatırımlarına çöktüler. Dört yüz elli beş bin yatırımcıyı mağdur ettiler. İki milyon kişi mağdur ancak.
Daha kötüsü borsa mağdurları var. Kimsenin sesini duymadığı ve bu işten etkilenen kişi sayısı beş milyonu. Etkilenen ailelerle birlikte 10 milyonu, 15 milyonu bulan, neredeyse Türkiye'deki her beş aileden birini. Vurmuş olan bir durumla karşı karşıyayız. Peki bu işin içinde kimler var? Erdoğan'ın atadıkları.

Vurgun yapan fon şirketlerinin yönetiminde geçtiğimiz hafta hem genel merkezimizde hem burada saydım. Teker teker her birisinin altında, yani fonu yönetenin, yardımcısının, fonun yönetim kurulunda olanların. Ya da TMSF'nin, SPK'nın, BDDK'nın her birisinin altında Erdoğan'ın atama imzası var. Yani şu kadarını söyleyelim, fon şirketlerinin yönetiminde büyükelçi ararsan var, cumhurbaşkanı başdanışmanı var. İstişare Kurulu üyesi var, Varlık Fonu yöneticisi var, eski milletvekili var. Aklınıza gelebilecek yönetimdeki herkes. AK Partili, burada fazladan kazanç sağlayanlara baktığınızda Fatma Betül Sayan Kaya'dan başlayın.

Bugün tutuklanan son Tarım Bakan Yardımcısına kadar aklınıza gelebilecek ne kadar AK Partili varsa. Bütün isimler orada teker teker var ve durum şundan ibaret. Sayın Erdoğan'ın zaman zaman İfade ettiği bir şey var. Tam olarak kendisine söyleyeyim. Ey Erdoğan, atayan AK Partili. Atanan AK Partili, soyan AK Partili, soyulan, dolandırılan AK Partili. Biz bu işin hiçbir tarafında yokuz. Sen tam göbeğindesin. Tam göbeğindesin. Biz bu işin Mağdurlar tarafındayız. Biz daha bundan üç hafta önce fon krizi çıktığında. Fon krizi çıkmadan iki gün önce, fonlar kapatılmadan iki gün önce Sayın Kerim Rota, 35 yıllık Finans deneyimi, bankacılık deneyimi, fon yönetimi deneyimiyle büyük bir felaket geliyor deyip partimizin ekonomi eşgüdüm konseyini Toplantıya davet etmişti. Benim başkanlık ettiğim toplantıda büyük bir felaket geliyor. Yıllardır.

Söylediğimiz eksiklikler vardı. Bir yıl önce Mehmet Şimşek bunu uyardı. Ama birileri gerekli düzenlemeleri yapmaya yapmaya beklettiler.
Ağustos ayında yapana kadar esas bu işi suistimal edenler kaçtılar, yükü milletin sırtına bıraktılar demişti. Tam olarak üç hafta sonra geldiğimiz noktada Sayın Kerim Rota'nın tam olarak tarif ettiği noktaya geldik. İlk duyulan isim Fatma Betül Sayan Kaya. İlk önce bu çıkana kadar günlerce sustular. Biz bir isim açıklayana kadar yokmuş gibi davrandılar. Tamamen gizlemeye niyetlendiler. Harıl harıl.
Nasıl yaparız da isimler ortaya dökülmeden, konuşulmadan bu işi örteriz dediler. Çünkü biliyor ki genel başkan yardımcıları orada. Mevcut bakanlar orada, bürokratlar orada, sarayın tamamı neredeyse orada. İşe aileden bulaşan da var.

Siyasetten bulaşan da var. O yüzden bu işi örtbas etmenin peşindeydiler. Ne zaman ki çıktı, hanımefendi 163 milyon lirayı, yani 27 ev parasını koyup, beş ay sonra 2.2 milyarı, yani 367 ev parası çekmiş. Yani 27 ev parası koyup 340 ev parasını milletin sırtından fonlara, borsalara koyanların parasını. Almış ve çekilmiş, ismi açıkladık. Ondan sonra yavaş yavaş dökülmeye başladılar. Tabii.
Bir yandan şunu kabul edelim, şunu düşünelim. Cumhuriyet Halk Partili belediyelere ya da muhalif insanlara.

Attığı bir tweetten ya da hakkında açılmış bir soruşturmadan, ya İBB'de 20 bin lira yemek yemişler. Yedi sekiz kişi, yedi kişi parayı birinin hesabına atmış. O atılan paraların hesaplarını sormak için bürokratlarımızı topluyorlar. Sabah altıda basıyorlar, ensesine basıyorlar, ters kelepçe icabında yapıyorlar. Doktora giderken ayrı video, doktordan çıkarken ayrı video.


Suçüstü yakalanmış kişi Fatma Betül Sayan Kaya'ya ifade verecek. Ertesi gün yazıyor, Fatma Betül Sayan Kaya ifade verdi.
Nerede verdi, burada verdi. Nereden girdi VIP'den. Nasıl çıktı özel asansörle. Kime verdi bilmiyoruz. Ne soruldu, cevap yok.
Gizlilik olan soruşturmalarda kişinin sabah evinden çıkışını.
Üstündeki gece kıyafetine kadar servis edenler, sabah evinden çıkıp verdiği ifadeyi dakika dakika servis edenler.
Cep telefonunun içindeki soruşturmayla hiç ilgisiz bütün konuşmaları, yazışmaları, fotoğrafları doğru yanlış Ders edenler Fatma Betül Sayan Kaya'yı havaya temas ettirmeden ifade verip uzaklaştırdılar. Geçmişin bir kirlisi.
Sakız çiğniye çiğniye geldi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne meydan okuya okuya Fatma Betül Sayan Kaya fotosentez yaparak ifade verdi.

OKUL SALDIRILARINA İLİŞKİN AÇIKLAMA

Nasıl oldu, nasıl bitti kimsenin haberi yok. İşte AK Parti'nin ikili hukuk sistemi budur. Soygunu bizzat yapanlar.
Şimdi biz bu işi çözeceğiz diyor. Hekime karşı şiddet var. Yirmi beş yıldır ülkeyi bunlar yönetir. Bütün sağlık bakanları buradan hekime karşı şiddeti birlikte çözeceğiz arkadaşlar. Parlamentoda komisyon kuralım, tamam, çözeriz. Kırk Pınar Başpehlivanına kadar doping çıkmış o sene. Doping ulusal sorun beyler. Hep beraber toplanalım. Meclis komisyonu kuralım, üzerinde birlikte çalışalım. Tamam. Okulda cinayetler, 25 senedir oradasınız. Okul polisini siz kaldırmışsınız. Üç bin polis sizinle meşgul, okullar saldırıya açık. Bireysel silahlanmaya tedbir almazsın. Her türlü şiddet çağrıştıran denetimsiz alanlara bakmazsın. Veya çeteler mobiletle adam tararlar.
Efendim, okul güvenliği yok. Hep beraber konuşalım arkadaşlar, hadi konuşalım. Şimdi milletin parasını fonda çalmışlar.

İlk başta böyle bir gaflete düşüp komisyon kursak mı sorularına kurulur demişler, şimdi geçen hafta hep birlikte ret oyu vermişler. Neden?
Bu işe siz bakmayın. Biz kendi kendimize soruşturacağız. Bu işin içinde kim var söylemeyeceğiz. Eğer isimleri gizli tutabilirsek AK Parti'yi mümkün mertebe bu işten hasarsız kurtarmaya çalışacağız. Siz kenarda durun. Bu durumda elbette milletvekillerinin bu meselenin ortaya çıkması için sorumluluğu var. Greko kriterlerinde dahi der ki, kamu adına denetim yükümlülüğü olan birisi kendine gelen bilgiyi saklamaz. Bunu araştırır, araştırtır, ilan eder, ifşa eder, ortaya çıkmasını sağlar. Bir takım bilgiler, bir takım listeler geliyor.
Fatma Betül Sayan Kaya'nın geldiği gibi. Bu listelerin içinden arkadaşlar bakıyorlar. Geçen hafta Sayın Ümit Özlale'ye geldiği gibi.

Efendim, MKK yani Merkezi Kayıt Kuruluşu. Numarası belli, işlem belli, isim soy ad belli, içinde bakan var, başkaları var, bir bakanın da babasının adı soyadı var. Ümit Özlale'ye soru soruyor. Bir bakanın babası böyle bir işlem yapmış mıdır? On dakika sonra. Sayın Bakan, benim babamın TC'si bu. Aynı isim soy addakinin TC'si bu. Eyvallah, özür dileyin benden. Mağdurum da mağdurum. Babama haysiyet cellatlığı.
Köşe yazarları yazıyor, Mahinur Hanım'dan özür dilensin. Gazeteciler ya da milletvekilleri, AK Partililer Mahinur Hanım'dan özür dilensin.
Allah Allah ya, ne güzel memleket. Ne kadar normal şartlar. Bir atmosfer basınç, 25 santigrat derece ısı.
Memlekette her şey öyle. İlk kez biri mağdur oldu, Mahinur Hanım'dan özür dilensin. Ben kendim.
Parti'nin genel başkanı olarak Mahinur Hanım'ın babasının ellerinden öpüyorum dediğim ve burada Mahir Ünal'ıma Önemli bir sorumluluk yükledim. O kadar iyi oldu ki bu iş, o kadar iyi oldu.

Neden bir hafta önce Ümit Özlale isimli birinin adını bütün AK Partililer Servis etti, paylaştı. TC'si farklı çıktı. Özür dileyen yok. Özür dilensin diyen yok. Geçelim. Babam karalandı. Ne kadar zaman? Yedi dakika. Liste sizin elinizde, bakarsın TC'sine. Babam karalandı. Yedi dakika sürdü babanın karalanması. Yedi dakika. Ekrem İmamoğlu'nun babası. On sekiz ay senin oğlun hırsız diyorlar, gidip babasının köydeki evinin bahçesini üç farklı kez dozerle kazıyorlar. Buraya para sakladı mı diye. Babasının evinin köşesindeki Su kuyusunun dibinde kasa arıyorlar. Altı yaşında küçücük Gizem'in kulağındaki küpeye sabahın altısında dedektör tutuyorlar. Altın mı? Babası aldı da altına çevirdi rüşvet parasını da kızın kulağına mı taktı diye.

Altın diye öterse çıkartıp kulağından altı yaşında kızın küpesini alıyorlar. Küçücük çocuklar okula gidiyor.
Dün senin babanı televizyonda gördüm diyor. Bütün gece babaların, annelerin görüntüsü fır fır A Haber'de, TRT'de dönüyor.
Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı'nın mühür çıkan kasasından yalan dolan görüntüsü servis ettiler. Stok görüntü.
Boş kasa görüntüsü yok da onu koyduk dediler. İnsanların dağdaki evlerinin kasasından mermi çıkıyor. Euro çıktı diyorlar. Sonra yalan çıkınca Allah'ın kulu özür dilemiyor. Babanızın yedi dakika uğradığı mağduriyete yedi ay, bir yıl yedi ay, bir buçuk yıldır muhatap olan. Ailelerin dayanışmağı, oraya gidin. Oraya haysiyet suikasti nasıl yapılıyor onlardan öğrenin. Sizin okuduğunuz, sizi savunan gazeteler yıllardır bu insanlara ne yaptı görün, deyin ki yedi dakika başıma geldi. Doğrusunu söyledim. Özgür Bey bile babama selam yolladı, özür diledi ama ben de bir şey öğrendim. Bu memlekette böyle oluyormuş bunlar deyin, o zaman aile bakanısınız. O ailelere sahip çıkarsanız.
Aile bakanısınız. Buradan şunu söyleyeyim, bütün milletvekili arkadaşlarıma söylüyorum. Eline belge gelen Bilgisi olan bu bilgiyi, aman ha öyle mi olur böyle mi olur, kaya gibi arkanızdayız, kaya gibi bütün Türkiye. Koyacaksınız ortaya, koyacaksınız ortaya, doğru mu yanlış mı onlar söyleyecek.

'LANET LİSTEYİ AÇIKLAYIN'

Eğer yanılgı olsun istemiyorlarsa o lanet listeyi açıklasınlar görelim. Kendileri açıklasın, haramzadeler. Sen listeyi açıklama, TCS yanlış, sanki iftira atmış. Birbirinize iftirayı birbirinize atıyorsunuz.
Attırıyorsunuz, parti içinde birbirinizi yiyorsunuz. Sonra gidip bize ahkâm kesiyorsunuz. Hadi oradan, hadi oradan. Bütün arkadaşlarımın sonuna kadar arkasındayım. Bir santim geri adım atan Siz de beter olsun. Sistemde parası kalan her bir vatandaşımız mağdurdur.
Ev parasını, ameliyat parasını, okulunun evladının okul taksitini buraya kaptıranlar var. Mağdurların bir kısmı bugün grup toplantımızdalar. Biz mağdurun partisine bakmayız. Mağdurun siyasi görüşüne bakmayız. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin mağdurlara duyarsızlığının ve onları bir şekilde bastırmaya çalıştığının da farkındayız.

Mağdurlar şunu bilsin, hangi görüşten olursa olsunlar, biz sarayda oturanlardan, kibirle aşağıya bakanlardan Sizi karınca gibi görenlerden değiliz. Karıncanın kardeşi var, o da Yeni Parti'nin ta kendisidir. Yapılması gereken bellidir. Erdoğan masasının üstündeki soyguncu listesini bir an önce açıklamalıdır. Bu paralar soygunu yapanlardan alınmalıdır. Amerika bunu geçmişte yaptı, bir daha benzer olayların yaşanması çok çok azaldı.

Ama siz eğer siyasi saiklerle bu kişileri gizlemeye, suçlarını örtmeye, bazılarını feda edip Kodamanları, tepedekileri gizlemeye, bakanları, bir bakanlığın yetkililerini korumaya, saraydaki, yanı başınızdaki üst düzey bürokratları. Korumaya kalkarsanız o zaman bu milletin size hiçbir güveni kalmaz. Ayrıca fonların Hoplatıp zıplatıp millete çakıp kaçtığı hisse senetleri var. Bu senetlere sıkışmış, satamamış, perişan olmuş insanlar var.

'BU YANGIN YERİNDE İZMİR BELEDİYE BAŞKANI DA GİTTİ'

Değerli arkadaşlar, biz son yerel seçimleri kazanan kadrolarız. Biz AK Parti'yi tarihinde ilk kez yenen kadrolarız. Biz seçimi kazandık diye 19 Mart darbesine maruz kalan kadrolarız.

Biz arkadaşlarımızı bırakmadık diye 21 Mayıs'ta partisine kayyım atanan, partisinde kazandıkları son 4 kongre yok sayılan ve bir seçilmemiş heyete partileri verilen ve iki aylık mücadelenin sonunda milletin talimatıyla yeni bir yola çıkan, Yeni Parti'yi kuran kadrolarız.

Yakınları, aileleri, akrabaları, yol arkadaşları, cumhurbaşkanı adayları hapse atılan, zulmedilen kadrolarız. Tarihte görülmemiş bir baskıyla karşı karşıyayız. Eğer AK Parti muhalefette olsaydı ve ona bu baskıları yapacak bir ceberut iktidar bulunabilmiş olsaydı emin olun %95'i 15 gün içinde dağılırdı.

Biz topuklayıp gidenler, kaçanlar, satanlar bir yana; 'Onlara teslim olacağıma aslanlar gibi içeride yatarım' diyen aslanların yol arkadaşlarıyız!

Bu yangın yerinde, bu yangın yerinde kimi tehditlere direnirken, mücadele ederken onuru ve haysiyeti için yataktaki anasını, babasını bırakıp hapiste yatarken; beşikteki çocuğunu, hatta kendisi içerideyken doğan çocuğunu açık görüş günleri ayda bir kere kucağına alabilirken birileri tehditle, şantajla, teklifle, bir sebeple gidiyor, parti değiştiriyor. Bu yangın yerinde İzmir Belediye Başkanı da gitti, AK Parti'ye katıldı.

Kendisini seçenlere ihanet edip, arkadaşlarına, yol arkadaşlarına ihanet edip; söylediği her sözü, ettiği her yemini, verdiği her teminatı hiçe sayıp daha 10 gün önce söylediği sözleri hepsini birden yok sayıp gidip bir de orada birilerine methiyeler düzmeye, oralarda pişkin pişkin sırıtmaya, İzmir'i- İzmir'le alay etmeye ve İzmirlileri kahredecek işler yapmaya başladı.

Bu ne ilk, belki de son olmayacak. Tarihte de hep böyle oldu. Çünkü dönem kirli bir dönem ve bu dönem kirlilerle temizler, cesurlarla korkaklar, menfaatçilerle kahramanlar birbirinden öyle ayrışacak, tarihte öyle yerlerini alacaklar.

Ben bir yıl önce kongremizi yaparken 'Ben size iktidara gül bahçelerinden yürümeyi değil; dikenli yollarda yürümeyi, eziyet çekmeyi, üzülmeyi ama teslim olmamayı vaat ediyorum' demiştim. Oradaki yolda devam ediyoruz.

Elbette İzmir'de yaşananlar ve İzmir'de yaşananların İzmirlilere hissettirdiklerini anlıyorum. 10 yaşında bir başka şehre ilk kez gitmiş, İzmir'e yatılı öğrenci olarak gitmiş; iki haftada bir çıktığı çarşı izinlerinde bugün o ihaneti yapanların hizmet etmekle mükellef olduğu şehirde 1985'te koca koca binalara baka baka dolaşmış... Hayatı tanımış, insanları tanımış, İzmir gibi bir şehri tanımış. 12 yaşında Zübeyde Hanım'ın kabri başına gitmiş, Karşıyaka'da dua etmiş. İlk Kurşun Anıtı'nın önünde gözyaşı dökmüş. Her 9 Eylül'ü kendi yaş gününden daha büyük bir heyecanla karşılamış küçücük bir çocuğun ilkokulu, ortaokulu, liseyi, üniversiteyi, vatani görevini yaptığı bir şehirde...

Genel başkan seçildikten sonra, hatırlayın o köşe yazarlarını, efendim 'İzmir'i felaket bekliyor, İzmirli küskün, İzmirli kırgın' yazıları arasında İzmir'de 31 belediye başkanı adayı göstermiş ve 29'unun seçilmesini 31 Mart akşamı sevincini sizlerle birlikte yaşamış birisiyim ben.

O gün, o gün İzmir'in bugün bizde olanlar olmayanlar, bütün milletvekilleri başarıyı sahipleniyorlardı. Bugün orada burada yalan beyanlarda bulunanlar ilk telefonla kutlamaları yapıyorlardı. Türkiye tarihinin en büyük yerel seçim başarısıydı. Türkiye'nin %65'i, ekonominin %85'i; İzmir'de bir Menemen ve Aliağa özel durumu olan iki ilçe dışında tamamı kazanılmıştı ve çok büyük bir zaferdi.

O gün belirlenen, çeşitli yöntemlerle diğer adayların belirlendiği gibi belirlenen aday bugün ihanet etti. Şimdi birileri, o gün 'Büyük bir zafer, başarı' deyip sahiplenen birileri dönmüş bize ıvır zıvır konuşuyor. 'Onu yapacak mısın, bunu yapacak mısın, özeleştiri yapacak mısın?' Özeleştirine, özeleştirine... İçim yanıyor, içim!

Bakın özeleştirinin şusunu söyleyeyim: Cemil Tugay'a eğer son imzayı bu el attıysa, bu el kırılaydı! Bu kafa kırılaydı! Bugünü görmeyeydi de o namussuza da yapmayaydı! Özeleştirine...

Ama, ama... Kendilerinin ilk ilan ettiği aday, prensesleri Aydın'da topuklayıp kaçarken hiç orada sorumluluk almayanlar... Prensesleri Afyon'dan AK Parti'ye koşa koşa giderken..."

AK Parti'ye koşa koşa giderken hiç sorumluluk almayanlar...

Ataşehir'de taraf değiştiren altı belediye meclis üyesinin beşi önceki dönemin sorumluluğunda olanlar...

Çıkıp da bize, İzmir'le aramıza girip 'Özür dileyecek misin?' İzmirlinin ayağının altına yatarım! Ama sizin gibi haysiyetsizlik peşinde koşanlara bu partiyi teslim etmem ulan! Aklınızı başınıza alın! Kimsiniz siz?!

Butlancılar! Kimsiniz siz?! İktidara teslim olanlar! Kimsiniz siz?! 47 yıllık zaferden sonra kaybetmeye görevlendirilenler!

Herkes şunu bilsin: İzmir'le Yeni Parti'nin arasına, İzmir'le Özgür Özel'in arasına kimse giremez! İzmir'de bir üzülen varsa, bir gözyaşı döken varsa kurban olayım ona! Özür ne, özür ne; köle olayım ona!

Ama herkes haddini bilecek! O İzmir'i 31'de 31 alacağız! O seçimlerde İzmir'de dünya rekoru kıracağız! Haydi bakalım!

İzmir, sana selam olsun! İzmir, Yeni Parti ve Özgür Özel sana kurban olsun! Hepinizi çok seviyoruz, hepinizi!"