Nobel ödüllü iktisatçı Mundell, İstanbul’da yaptığım söyleşide, biraz da azarlayarak, bana “Para biriminin (currency) piyasa fiyatı olamaz” demişti. O ana kadar “para da bir maldır; onun da fiyatı piyasada serbestçe oluşur” diye yazıp konuşuyordum. Bunu duyunca süreci sıfırdan düşünmeye başladım. Burada yer alan “piyasa fiyatı” tabiri “çok satıcılı çok alıcılı” malların adil rekabet şartları içinde piyasada serbestçe teşekkül eden “fiyatı” (market price) anlamındadır. Nasıl her sakallı dedeniz değilse, piyasada gördüğünüz her fiyat da iktisadın tanımladığı “piyasa fiyatı” değildir. Mundell, bu önermesini şöyle savunmuştu: Çünkü bir para biriminin üretim imtiyazı ilgili devlet (veya devletler birliği) tarafından “tekel” olarak tek bir kuruma (merkez bankasına) verilmiştir. Tanım icabı üretimi tekel olan malın, piyasa fiyatı olmaz. Para biriminin fiyatı, diğer para birimleriyle değiştirme katsayısıdır. Buna “kambiyo kuru” (Exchange rate) veya kısaca “kur” ya da “parite” deniyor. Kurun oluşmasında o para birimini üreten tekelci merkez bankasının dahli vardır. TL’nin, referans para birimi (dolara) dönüşme kurunun ne olacağına TCMB’nin izlediği para politikasının (faiz artı miktar) etkisi büyüktür. Pek tabii TCMB’nin bu etki gücü sınırsız değildir.
TUTARSIZLIK
T.C. Merkez Bankası, şu aralık enflasyonu indirmekle meşgul. Bunun için de “yüksek faiz-düşük kur” politikası uyguluyor. Bu da Türkiye ekonomisinin ezeli derdi “cari açık” ve “döviz açığı”nın kapanmaması sonucunu yaratıyor. Zaten yurdum iktisatçıları ve onların ağzına bakan yurdum siyasetçilerinin bu açığı kapamak diye bir derdi yok. Ama herkes “cari fazla vererek” muhteşem bir iktisadi kalkınma gerçekleştiren Japonya, Kore ve Çin ekonomilerine hayran. Onları örnek alalım ama cari açık vermeye devam edelim diyor. Yaman bir tutarsızlık. İktisadın temel öğretisi “Arz ve Talep” kanunudur. Bu kanun, arz ile talebin mesela “döviz gelirleriyle ile giderlerinin” döviz fiyatı sayesinde denkleştiğini söyler. Yüksek faizle borç döviz girişi sağlanırsa, artan döviz arzı, döviz fiyatını baskılar. Bu sayede enflasyon düşer ama ihracat zorlaştırır, ithalatı kolaylaştırır. Günün sonunda döviz açığı, döviz fiyatının yükselmesine yol açar. Ben böyle sanıyordum.
MEĞER DÜŞÜK FİYAT TALEBİ ARTIRMIYORMUŞ
TCMB Türkiye’de ihracatın artmasıyla kur seviyesi ve dış talep büyümesi arasındaki ilgileşimleri araştırmış. Sonuçlar şöyle: Dış talep büyümesi %1 artarken ihracatımız %2.3 artıyormuş. Buna mukabil reel kur %1 düşerse, ihracatımız %0.2 artıyormuş. Yani ihraç mallarımızın fiyat esnekliği yok denecek kadar düşükmüş. İhracat artışı için dış talebin canlanmasını beklemekten başka yapacak bir şey yokmuş. Anlaşılan Merkez Bankası, “acaba bir yerde ters enerji mi birikiyor diye tasalanmadan” döviz kurunu baskılamaya devam edecek. Uzmanlara saygım var. Araştırma sonuçlarına saygım yok. Matematiksel hata yapmamış olabilirler ama modelleme, varsayım ve anlamlandırma hataları yaptıkları kesin. Neyse, lafı uzatmayacağım. Şöyle bir ikazda bulunmak istiyorum. Bilindiği gibi, ne iktisatta ne de hayatın herhangi bir kesitinde hiçbir ilgileşim (korelasyon) sonsuza kadar doğrusal (lineer) değildir. Ne kadar çok veya az o kadar iyi diye bir şey yoktur. Bir an gelir ilgileşim terse döner.
Viraja girdikten sonra değil girmeden önce hız kesilmezse, araba savrulur.
SON SÖZ: Her karar yarına dairdir.