Psikologlara göre mutluluğu bu 3 şey baltalıyor ve farkında olmadan hepimiz yapıyoruz
Sürekli mutlu görünme çabası ruh sağlığımıza zarar veriyor olabilir mi? Terapistlere göre bizi gerçek tatmin ve neşeden alıkoyan şey olumsuz duygular değil, farkında olmadan benimsediklerimiz. İşte psikologlara göre mutluluğun önündeki en büyük 3 barikat
Sosyal medya akışlarında sürekli gülümseyen, tatilde veya kutlamada olan insanları görmek, modern dünyada gizli bir baskı yaratıyor: "Her an mutlu olmak zorundayım." Oysa uzmanlar, sürekli mutlu hissetme zorunluluğunun ("toksik pozitiflik") ters teptiğini; mutluluğu asıl baltalayan şeyin farkında olmadan benimsediğimiz bazı düşünce kalıpları ve alışkanlıklar olduğunu söylüyor.
Klinik direktör Tamika Lewis’e göre, mutluluğun önündeki en büyük üç barikat utanç, suçluluk ve endişedir. Bu duygular bizi ya geçmişteki hatalara ya da geleceğin belirsizliğine hapseder; sonuç olarak "şu anı" kaçırırız.
Aynaya bakarak şu dört cümleyi tekrarlayın: "Özür dilerim, lütfen beni affet, teşekkür ederim, seni seviyorum." Bu mantra, suçluluk duygusunu kırarak öz sevgiyi tetikler.
Kendinizi eleştirmek yerine bedeninizin sizi nasıl taşıdığına odaklanın. Unutmayın: "Bunu yapmak zorunda değilsin, bunu yapma fırsatın var."
Hata yapmaktan korkmak eylemsizliğe sürüklüyor
Psikoterapist Sadaf Siddiqi, birçok insanın sürekli düşünme döngüsünde (overthinking) sıkışıp kaldığını ve onları mutlu edecek adımları (iş değiştirmek, toksik bir ilişkiyi bitirmek vb.) atmadıklarını belirtiyor. Hata yapmaktan korkmak, insanı eylemsizliğe ve bir tür "felç" durumuna sürüklüyor.
Büyük ve radikal kararlar yerine, anında sonuç vermese de uzun vadede değişimi başlatacak küçük adımlarla başlayın.
Kendi hayatınız yerine sürekli başkalarının (örneğin kardeşinizin veya arkadaşınızın) sorunlarına odaklanıyorsanız, bunu kendi hayatınızdan kaçmak için bir "dikkat dağıtma" yöntemi olarak kullanıyor olabilirsiniz.
"-Meli / -Malı" cümlelerini bırakın
Sosyal hizmet uzmanı Stephanie Dahlberg, insanların sosyal medyada sadece hayatlarının "en iyi anlarını" (vitrinlerini) paylaştığını hatırlatıyor. Biz ise kendi normal hayatımızı, başkalarının bu kusursuz görünen özenle seçilmiş anlarıyla kıyaslayarak mutsuz oluyoruz.
"Şu yaşta kariyerimde daha ileride olmalıydım" gibi beklentiler şimdiki anı terk etmenize neden olur. Olduğunuz yeri takdir etmeye çalışın.
Uyandığınızda ilk iş Instagram'a girmek yerine, telefonunuzun notlar kısmına minnettar olduğunuz 5 şeyi yazın. Bu, güne endorfin salgılayarak başlamanızı sağlar.
Kendi değerini tamamen başkalarının onayına veya toplumun takdirine bağlamak, içsel boşluğun en büyük nedenidir. Kendi sınırlarını, değerlerini ve güçlü yönlerini bilmeyen bir insan, kendini neyin mutlu edeceğini de bulamaz. Kendinizi tanımak, zayıf yönlerinize göz yummak değil, onlara şefkatle yaklaşmaktır.
Kendi kendinize olumlu konuşmalar yapın, kendinizi onaylayın ve tek başınıza aktiviteler yaparak özgüveninizi inşa edin.
Her şey yolundaymış gibi davranmayı bırakın
Psikolog Shavonne Moore-Lobban, travmaların (çocukluk, ilişki veya toplumsal travmalar) üstünü kapatarak "her şey yolundaymış" gibi davranmanın iyileşmeyi engellediğini söylüyor. Ayrıca, dijital olarak bağlı ama fiziksel olarak izole yaşamak (yalnızlık) mutsuzluğu kronikleştiriyor.
Gerçek mutluluk için geçmişteki olumsuz deneyimleri yok saymak yerine, onları keşfetmek ve bir uzman eşliğinde çözümlemek gerekir. Sadece sosyal medyadan mesajlaşmak yetmez; bir arkadaşınızı kahveye davet edin, ailenizi arayın veya iş arkadaşlarınızla plan yapın.
Altın kural: "Mutluluk bir varış noktası değildir"
Sürekli "Evlenirsem mutlu olacağım", "10 kilo verirsem mutlu olacağım" gibi somut hedefler koymak bir yanılsamadır. İnsanlar bu hedeflere ulaştıklarında bile hayatın getirdiği yeni sorunlarla karşılaşırlar.