Psikologlara göre uyanır uyanmaz müzik dinleyenlerin ortak özelliği

Sabah gözünü açar açmaz müzik açanların neden bunu yaptığı merak konusu olurken, bilimsel araştırmalar müzik dinleme alışkanlığı ile kişilik özellikleri ve psikolojik iyi oluş arasında dikkat çekici bağlantılar bulunduğunu ortaya koyuyor.

Müzik, yalnızca eğlendiren veya güne eşlik eden bir araç değil, aynı zamanda insanların duygularını düzenlemek için kullandığı güçlü bir araç olabilir. Yapılan bir sistematik inceleme, müzik dinleme alışkanlığı ile kişinin karakter özellikleri ve psikolojik iyi oluşu arasında dikkat çekici bağlantılar bulunduğunu ortaya koydu.

Araştırmacılar, farklı kişilik özelliklerinin insanların müzikten aldığı duygusal etkiyi değiştirebildiğini belirledi. Özellikle deneyime açıklık, dışadönüklük, nevrotiklik ve empati gibi özelliklerin müzik dinleme deneyimiyle ilişkili olduğu görüldü.

Müzik ruh halini değiştirmek için kullanılabiliyor

PROSPERO'ya kayıtlı sistematik incelemede, müzik dinleme, bireysel özellikler ve iyi olma hali arasındaki ilişki araştırıldı. Araştırmacılar PubMed, Scopus, PsycINFO ve Google Scholar'daki çalışmaları taradı. İlk aşamada 115 kayıt incelenirken, uygunluk kriterlerini karşılayan 8 çalışma değerlendirmeye alındı. Bu çalışmaların toplam katılımcı sayısı ise 2 bin 203 oldu.

İncelenen araştırmalar, insanların müziği yalnızca keyif almak için değil, mevcut duygularını desteklemek veya değiştirmek için de kullandığını gösterdi. Buna göre kişi kendisini nasıl hissediyorsa, seçtiği müzik de bu ruh haliyle bağlantılı olabiliyor.

Araştırmacıların “duygusal uyum ilkesi” olarak ele aldığı bu yaklaşımda, insanlar bazen içinde bulundukları duyguyu yansıtan, bazen de o duyguyu değiştirmelerine yardımcı olan müzikleri tercih ediyor.

Sabah müzik açanların ortak noktası ne?

Araştırmanın bulguları müziği günlük yaşamında düzenli olarak kullanan kişilerin müzik seçimlerinin, içinde bulundukları ruh hali ve bazı kişilik özellikleriyle bağlantılı olabileceğine işaret ediyor.

Özellikle deneyime açıklık düzeyi yüksek kişilerin müziğe daha fazla kapılabildiği ve müzikle daha yoğun bir etkileşim yaşayabildiği görüldü. Bu kişilerin hüzünlü veya duygusal müziklere yönelik ilgilerinin de daha yüksek olabildiği belirlendi.

Bunun yanında empati düzeyi, müziğe verilen duygusal tepkinin önemli unsurlarından biri olarak öne çıktı. Empati düzeyi yüksek kişilerin müzikten daha yoğun duygusal tepkiler alabileceği ve müzik deneyimine daha fazla dahil olabileceği görüldü.

Hüzünlü müzik dinlemek kötü hissetmek anlamına gelmiyor

Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de hüzünlü müzikle ilgili. Hüzünlü bir şarkıyı tercih etmek, kişinin mutlaka mutsuz olduğu anlamına gelmiyor.

İncelenen çalışmalara göre bazı insanlar hüzünlü müziği, içinde bulundukları duyguyu anlamlandırmak veya o duyguya eşlik etmek için tercih edebiliyor. Hatta müziğin yarattığı yoğun duygusal deneyim, kişinin müzikten daha fazla keyif almasına katkıda bulunabiliyor.

Bu nedenle sabah gözünü açar açmaz enerjik bir şarkı açan biriyle güne sakin ve duygusal bir parçayla başlayan başka bir kişinin müzik tercihlerinin farklı olması, yalnızca zevk meselesi olmayabilir. O anki ruh hali, kişilik özellikleri ve kişinin müziği duygularını düzenlemek için kullanma biçimi de seçimde rol oynayabilir.

Müzik günlük yaşamda bir duygu düzenleme aracı olabilir

Araştırmacılar, müziğin stres ve olumsuz duygularla başa çıkmada kullanılabileceğini belirtiyor. İncelenen çalışmalar arasında müziğin olumlu ruh halini destekleyebildiğini, stres ve kaygı düzeylerinin azalmasıyla ilişkili olabildiğini gösteren araştırmalar da bulunuyor.

Araştırmanın sonuçları, herkesin aynı müzikten aynı psikolojik faydayı göreceği anlamına gelmiyor. Kişinin karakteri, o anki duygusal durumu ve müzikle kurduğu ilişki deneyimin nasıl sonuçlanacağını değiştirebiliyor.

Araştırmacılar bu nedenle müziğin psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisinin, yalnızca dinlenen şarkının özellikleriyle değil, dinleyicinin kişisel özellikleri ve o sıradaki duygusal durumuyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Çalışmada ayrıca incelenen araştırmaların sayısının az olması, yöntemlerinin birbirinden farklılık göstermesi ve çalışmaların yalnızca İngilizce yayınlardan seçilmesi gibi sınırlılıklar bulunduğu belirtiliyor. Dolayısıyla bulgular, müzik dinleyen herkes için kesin bir kişilik profili ortaya koymuyor; müzik tercihleri ile kişisel özellikler arasında olası bağlantılara işaret ediyor.