ERMENİSTAN Başbakanı Nikol Paşinyan’ı (D.1975) bu göreve geldiği 2018’den beri izliyorum. O’nu tarihte emsali az bulunan bir “barış mücahidi” olarak görüyorum. Paşinyan, ülkesinin makus talihini yenecek cesur bir önderdir. Eğer, halkının geleceği düşünüyorsan “bağrına taş bas, barışı inşa et” diye özetlenecek düsturunu, akılcı ve iktisadi buluyorum. Paşinyan, bir “siyasetçi gazeteci”dir. Yani mesleği sureta gazeteciliktir ama esas işi siyasetçiliktir. Bu türün Türkiye’de belki yüzlerce örneği vardır. Namık Kemal ilklerden biridir. En başarılısı Bülent Ecevit’tir. Ermenistan siyasetine çok uzun süre keskin milliyetçi ve savaşçı “Karabağ Çetesi” diye bilinen bir hizip hâkim olmuş. Paşinyan da 2018 seçimlerinde bu çeteyi yenmiş. Azerbaycan’la olan ihtilafı, başka türlü sonuca gidilemeyeceğini anladıktan sonra, çok büyük tavizler vererek çözmüştür. Bu sonuçta, Türkiye’nin Azerbaycan’a askeri destek sağlamasının payı büyüktür. Paşinyan’ın en büyük emeli, Türkiye ile iyi geçinmektir. Ama önünde Ermenistan halkının ve diasporanın ruhuna işlemiş çok derin bir Türk’ten nefret engeli vardır. Eğer Ermenilerin aklından hiç çıkmayan bu 100 yıllık kini kısmen silebilirse, bu dostluk hem Ermenistan’ın “jeoekonomik” gelişmesini sağlayacak hem de Türkiye’nin Hristiyan dünyasında itibarını yükseltecektir. Kendisi, bu sebeple, İsrail’in Türkiye’yi Hristiyan âleminde zora sokmak amacıyla başlattığı “Ermeni Tehcirini” soykırım diye gündeme getirme girişimini, elinin tersiyle itmiştir.
MÜSLÜMANLAR VE GAYRİMÜSLİMLER
Büyük Osmanlı Devleti (Devleti Âliyye-i Osmaniye) çok milletli (dinli) ve çok kavimli (etnik kökenli) bir “birleşik halklar topluluğu” idi. Türklere her ne kadar asli unsur dense de çoğunluğu Kürtlerle birlikte Osmanlı’nın en imtiyazsız sınıfı oluşturuyordu. Devletin mülki ve askeri kadrolarında yer alamayanlar köylü ve askerdi. Buna mukabil Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler dış ilişkileri ve dinleri sayesinde Avrupa düzeyinde bir burjuva hayatı sürüyordu. Bir Ermeni şehri (hatta başkenti) olan Van’da 1910-12 yıllarında İngiliz Konsolosluğu’nda kâtip olarak çalışan tarihçi Arnold Toynbee, hatıratında “Van’daki suburban hayatı Londra, New York, Paris’teki gibi” diye yazmıştır. Osmanlı Devleti, gerici dincilik yüzünden “Hasta Adam” haline düşünce parçalanması kaçınılmaz olmuştur. Bu süreçte Balkanlarda milyonlarca Türk kıyıma uğramıştır. Ermenilerin, Rum ve Bulgarların başkaldırısına benzer ayaklanması, (müttefiklerden askeri destek alamadıklarından) tehcir faciasıyla sonuçlanmıştır.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE VEYA KÜRT AÇILIMI
Tarihteki olaylar Çetin Altan’ın deyişiyle “başka türlü olamadığı için” öyle olmuştur. Baltacı Mehmet Paşa Çariçe Katerina’nın çadırına gitmeseydi, Rusya bizim olacaktı muhabbetine benzeyen tezler çok aptalcadır. 1920’de TBMM’de Kürt mebuslar vardı, Kürdistan kelimesi kullanılırdı, 1924 Anayasası’nda devletin dini İslam diye yazıyordu diye başlayan demagojik tiratlar, barışı değil savaşı meşru kılma gayretleridir. Atatürk, şeriatla yönetilen çok milletli bir devletin, Türkler ve Kürtler için iyi olmayacağını gördüğü için “laik bir ulus devlet” kurmayı amaçlamıştır. Bu proje büyük oranda gerçekleşmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün geldiği nokta Türkler ve Kürtler için hiç de fena değildir. Kimse şeriatla ve çok milletli bir yapıyla daha yüksek bir medeniyet düzeyine erişirdik diyemez. Bağrımıza taş basalım, kinimizi toprağa gömelim, kan davası gütmeyelim. Paşinyan’ı örnek alalım.
SON SÖZ: Yapmak bir ömür alır, yıkmak bir dakika.