Sevgili okurlarım, evinizde veya iş yerinizde televizyon izliyorsunuz. Belki dikkat etmişsinizdir, karşınıza sürekli olarak kamu kurumlarının reklamları çıkarılıyor.
Özellikle de kamu bankalarının reklamları...
Türkiye’de üç kamu bankası var. Devlet ve hükümet tarafından tepe tepe kullanılan o bankalar aslında ekonomiyi yöneten kuruluşlar.
Ziraat Bankası, Halkbank, Vakıfbank.
Bunların bütün yönetim kurulu üyeleri hükümet tarafından seçiliyor. Yönetim kademeleri de öyle.
Siyasi gücü arkasına alan bu bankalardan hesap sorulması falan asla söz konusu değil. Onlar her konuda bildikleri gibi yapma özgürlüğüne sahip.
Yaptıkları işlerin, aldıkları kararların, dağıttıkları paraların hesapları her nedense hep ‘gizli’ tututuyor.
Size kısacık bir örnek vereyim.
Hürriyet grubunun sahibi Yıldırım Demirören’e geçmiş yıllarda Ziraat Bankası tarafından korkunç yüksek bir kredi açılmıştı.
Son rakamları bilmiyoruz ama kredinin miktarı 800 milyon dolara ulaşmıştı.
★★★
İktidarın adamı Hürriyet grubu şu anda bazı gazetelere ve televizyon kanallarına sahip. Lafı uzatmadan hemen kısaca değineyim...
Hürriyet, Milliyet, Posta ve Fanatik.
Ayrıca iki adet televizyon kanalları var.
CNN-Türk ve Kanal D.
Bu medya kuruluşlarının hiçbirinin durumu iyi değil. Örneğin grubun sözde amiral gemisi olan Hürriyet gazetesinin günlük satış rakamları ne yazık ki 20 bin’lere kadar düştü. Milliyet daha da beter. O güzelim gazeteleri batma aşamasına getirdiler.
Peki ama bu kuruluşları alsın diye Demirören ailesine devletin Ziraat Bankası tarafından verilen kredi ne oldu?
Ödenmedi!
Meclis’te bile sorulduğunda hep aynı yanıt veriliyor:
“Ticari sırdır, gizlidir. Açıklanması mümkün değildir!”
★★★
Bunların gerek gazetelerinde ve gerekse televizyon kanallarında hep kamu bankalarının ve kamu kurumlarının reklamlarını izliyoruz.
Şimdi karşımıza bir de 5G çıkarıldı. Tantanayı ve reklam pastasını bu yolla dağıtıyorlar.
Dağıtan hangileri?
Ziraat Bankası, Halkbank, Vakıfbank, Türk Hava Yolları, PTT, Turkcell, BOTAŞ, Türkiye Petrolleri, Türk Telekom, Türksat, Çaykur ve daha niceleri...
Bunlar reklam pastasını bol kepçe dağıtırken, milyarlarca lirayı yandaşlara pompalarken yandaş gazeteleri ve televizyon kanallarını da elbette unutmuyorlar.
Sabah, Star, Yeni Şafak, Akşam, Takvim, Yeni Akit en önde gelenleri.
Bunlar öyle gazeteler ki bazılarının satışı zaten sıfıra yakın.
Televizyon kanallarından bazıları:
Ülke TV, atv, A haber, 24 TV, Beyaz TV, TV 100, 360 TV...
Her gün dikkatle izliyorum, bu inanılmaz reklam furyasından iktidara karşı olan medya kuruluşlarının payına bir kuruş bile düşmüyor!
Örneğin Sözcü, şu anda Türkiye’nin en çok satan gazetesi.
Bu avanta reklamların Sözcü’de yer aldığına bugüne kadar hiç tanık oldunuz mu?
Elbette olmadınız.
Ya da Cumhuriyet, Nefes, BirGün gibi gazetelerde bu reklamları hiç gördünüz mü? Hayır!
★★★
Aynı durum televizyonlar için de geçerli. Örneğin o reklamları muhalif bir kanal olan ve izlenme oranı yükseklerde dolanan Halk TV’de görmüşlüğünüz var mı?
Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu dün bu reklam ambargosu konusunda özetle şunları söyledi:
“Halk TV’ye tam yedi yıldan bu yana bir liralık bile kamu reklamı verilmedi. Bu haksızlığa daha fazla seyirci kalmayacağız. Vergi alırken herkes eşit ama reklam verirken büyük haksızlık var. Muhalif medyanın güçlenmesini önlemek için görmezden gelmeyi, bizi yok saymayı tercih ediyorlar. Vergi alırken herkes eşit, halkın parasını dağıtırken ise sadece yandaşlar eşit! Kamu kurumları sadece halkındır, kimsenin çiftliği, babasının malı değildir.”
Karşımızdaki tablo gerçekten utanç verici.
Devletin ve milletin parası birtakım yandaş medya kuruluşlarına hortumlanıyor, üç beş adet bile satmayan gazetelere, hiç kimse tarafından izlenmeyen yandaş televizyonlara resmen peşkeş çekiliyor.
Rakamlar ortada ama işin üzerine giden yok.
Günün birinde bakarsınız o da oluverir!
Ne demiş atalarımız...
Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.