Saadet Partisi lideri Mahmut Arıkan SÖZCÜ TV'de soruları yanıtladı! '2027 Kasım’daki erken seçime de biz müsaade etmeyiz'

SÖZCÜ TV'de 'Liderler Özel' programı Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan'ın katılımıyla devam ediyor. Sözcü Televizyonu Genel Müdürü Güney Öztürk, Sözcü Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni İpek Özbey ve Sözcü Televizyonu Ankara Temsilcisi Aslı Kurtuluş Mutlu soruyor; Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan canlı yayında yanıtladı. Erken seçim tartışmalarına değinen Arıkan "2027 Kasım’daki erken seçime de biz müsaade etmeyiz" dedi

SÖZCÜ Televizyonu Genel Müdürü Güney Öztürk, Sözcü Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni İpek Özbey ve SÖZCÜ Televizyonu Ankara Temsilcisi Aslı Kurtuluş Mutlu soruyor; Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan yanıtladı

Mahmut Arıkan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

'SÜREÇ ÖCALAN ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLDÜ'

"- Sayın Devlet Bahçeli bu süreci başlattığında ilk açıklama yapan genel başkanlardan biriydim. O zaman da şunu söyledim: “Terörsüz Türkiye” başlığı olumsuz çağrışımlar içeriyor. Gelin bunun adını “yaşanabilir bir Türkiye” koyalım. Sadece terör üzerinden değil, son yüz yılda yaşanan tüm mağduriyetler masaya gelsin. Geniş bir toplumsal mutabakat sağlansın.

- Biz komisyona isim de verdik. Ancak 16–17 aya yaklaşan süreçte bu geniş çerçeve kabul görmedi. Süreç yalnızca terör ve özellikle de Öcalan üzerinden yürütüldü. Oysa sıkıyönetimler, darbeler, e-muhtıralar, faili meçhuller, KHK’lılar, Barış Akademisyenleri, Diyarbakır anneleri, Cumartesi anneleri gibi pek çok başlık da konuşulmalıydı. Bu mesele 86 milyonun “umut hakkı” olmalı. Kişiler üzerinden yürütülürse geniş bir toplumsal zemin bulamaz."

'UMUT HAKKINI İSTERSE ERDOĞAN HALLEDEBİLİR'

"- Bugün gelinen noktada statü tartışmaları başladı. Bu beni üzüyor. İktidar ortaklarının grup toplantıları üzerinden mesaj vermesi sağlıklı değil. Sayın Bahçeli’nin açıklamalarını daha çok AK Parti yönetimine mesaj olarak yorumluyorum; sürece daha güçlü sahip çıkmaları çağrısı olarak görüyorum.

- Eğer bir “umut hakkı” düzenlemesi olacaksa, bu Cumhurbaşkanı’nın yetkileri çerçevesinde çözülebilir. Daha önce Sayın Abdullah Gül, Sayın Ahmet Necdet Sezer ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu yetkileri kullandılar. Türkiye’nin gündemini bu kadar meşgul etmesi gereken bir konu olmamalı.

- Ayrıca terör meselesiyle Kürt meselesi uzun yıllardır ayrı denirdi; ancak son dönemde yeniden iç içe geçirildi. Bu da sürecin sağlıklı yönetilmediğini gösteriyor. Biz ne Cumhur İttifakı’na destek oluyoruz ne de sürecin karşısındayız. Yanlış gördüğümüz noktaları dile getiriyoruz."

'TÜRKİYE'NİN ÇEVRESİNDE ÇEMBER DARALIYOR'

"- Sayın Bahçeli’nin “tehlikeyi gördüğü” ifadesine gelince: Türkiye’nin etrafındaki çember daralıyor. 2004’te ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini söylemişti. Bugün bölgede yaşanan gelişmeler, İran-ABD gerilimi, Suriye’de süren istikrarsızlık, Doğu Akdeniz ve Ege’deki gelişmeler bu riskleri canlı tutuyor. Türkiye’nin böyle bir dönemde iç meselelerini çözememesi büyük bir zafiyet doğurur.

- Ancak süreç çok yavaş ilerliyor. İktidarın kamuoyu yoklamalarını dikkate alarak adım attığı izlenimi var. İrlanda örneği de bu çerçevede konuşuluyor: Terör sorununu çözen iktidarın ilk seçimde kaybettiği ama sonra geri geldiği söyleniyor. Türkiye’de de benzer bir kaygının yaşandığı anlaşılıyor.

- Sayın Bahçeli bu konuda daha net ve oy kaygısından uzak bir duruş sergiliyor. Ancak AK Parti’nin daha temkinli, genel ifadelerle süreci yürüttüğü görülüyor. Eğer gerçekten çözüm isteniyorsa, bu meselenin daha kararlı ve kapsayıcı bir yaklaşımla ele alınması gerekir."

'KİŞİSEL HUKUK OLMAZ'

"- Ben kişisel hukuki uygulamalara karşı çıkıyorum. Parti olarak diyoruz ki; 86 milyona uygulanan hukuk neyse herkese aynı şekilde uygulanmalıdır. A-B-C şartlarını özel uygulamanın doğru olmadığını iddia ediyoruz. Parti politikamız bu.

- Öcalan yarın ne açıklama yapacak, emin olun ben de bilmiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı ya da Sayın Bahçeli biliyor mu, onu da bilmiyorum ama bu konuda tereddütlerim var.

- Çünkü sürekli arkadan geliyoruz. Öcalan bir açıklama yapıyor, biz ancak 15–20 gün sonra iktidar yetkililerinin değerlendirme yaptığını görebiliyoruz. Burada bir kopukluk var. O 15–20 günlük süreçte kamuoyu yoklaması yapıldığını düşünüyorum. “Nasıl bir tavır takınırsak oy kaybetmeyiz ya da oy kazanırız?” değerlendirmesi yapılıyor ve bu nedenle açıklamalar gecikiyor. Yarın bekleyip göreceğiz."

'SAADET PARTİSİ PKK İLE ANLAŞMA YAPTI DEDİLER'

"- Samimiyetten kastım: 2019 yılında dönemin İçişleri Bakanı Üsküdar’da miting yaptı ve “Saadet Partisi PKK ile anlaşma yaptı, metin elimde” dedi. İki vatandaş “Nerede bu anlaşma?” deyince cezaevine atıldılar.

- Biz bunun doğru olmadığını söylediğimizde “Ayakkabı numaralarını biliyoruz, 80 kişi kaldı, 100 kişi kaldı” gibi açıklamalar yapılıyordu. Şimdi bu açıklamalardan sonra en üst perdeden “umut hakkı” gibi çıkışlar yapıp “Terörist Türkiye’yi ilan edeceğiz” derseniz güvensizlik oluşur. Şu anda yaşanan sıkıntı da bu: Süreç yönetiminde şeffaf olunmadığına dair kaygılar var.

- Silahın ötesinde meseleler var. Türkiye içinde PKK’nın bittiğini herkes görüyor. Eylemsizlik vardı ve güvenlik güçleri tarafından eylem yapamaz hale getirilmişti. Bu noktadan sonra tekrar “silah bırakma” söylemi sembolik kalıyor."

'SURİYE BOYUTUNU GÖRMEK GEREKİYOR'

"- Bunun Suriye boyutunu da görmek gerekiyor. Fırat’ın doğusunda yaşananlar konusunda taraflar farklı şeyler söylüyor. Bir taraf katliam olduğunu, diğer taraf huzur geldiğini iddia ediyor. Ben o dönemde de söyledim: TBMM’den bir komisyon bölgeye gitmeli, inceleme yapmalı ve Meclis’e rapor sunmalı. Hadise silah bırakmanın ötesinde.

- 2010–2020 arasında AK Parti münferit katılımlarla iktidarını sürdürdü. Ancak 2020’ye yaklaşırken bunun yetmeyeceğini gördü ve partisel katılımlara zemin oluşturdu. MHP “beka meselesi” diyerek Cumhur İttifakı’nı oluşturdu.

- 2023’e gelindiğinde bunun da yeterli olmayacağını gördüler ve altı partili bir yapı ortaya çıktı. Şu an o partilerden biri olmayacağını söyledi, beş parti devam ediyor. Kamuoyu yoklamaları beş partinin birlikte seçime gitmesinin yeterli olmadığını gösteriyor. Bu nedenle yeni katılımlar arayışı var.

- Ancak seçmen artık “lider ne derse o” anlayışını sorguluyor. 23–24 yıl çok uzun bir süre. AK Parti iktidara geldiğinde doğan çocuklar bugün evlenme çağına geldi. Buna rağmen hâlâ emekli maaşını, bayram ikramiyesini, asgari ücreti konuşuyoruz."

'24 YILIN SONUNDA HALA VAAT EDİLİYOR'

"- Cumhurbaşkanı Yardımcısı tarımı, üretimi ve enerjiyi geliştireceklerini söylüyor. 24 yılın sonunda hâlâ bunları vaat etmek seçmenin dikkatini çekiyor. Seçmen artık sorunun ülkeyi düzlüğe çıkarmak mı yoksa iktidarı sürdürmek mi olduğunu sorguluyor.

- AK Parti seçmeninde de bir sorgulama başladı. Partimize bir teveccüh olduğunu görüyorum. Yargıtay verilerine göre 2025’in ikinci altı ayında muhalefet partileri içinde en fazla üye kaydı yapan parti olduk. Şu anda 320 bin üyemiz var, hedefimiz 400 bin.

- Eskiden üyelikte tedirginlik olurdu. İnsanlar işe girme kaygısıyla istifa ederdi. 2022–2023’te bu yaşandı. Ama artık o da azaldı. Teşkilatlarımız daha motive. Önceden merkezden “üye yapalım” denirdi; şimdi teşkilatlar kendiliğinden sahaya çıkıyor.

- Gerçekten sahada hareketlilik var. Muhalefet partileri açısından ortam son derece müsait."

'2027'DE ERKEN SEÇİME BİZ MÜSADE ETMEYİZ'

"- Gerçekten sahada hareketlilik var. Muhalefet partileri açısından ortam son derece müsait. Tabii bunu da iktidar gördüğü için biz haklı olarak bütün muhalefet erken seçimi istiyor. Ben erken seçim olma ihtimali görmüyorum.

- Hiçbir şekilde. Yani 2027 Kasım’daki erken seçime de biz müsaade etmeyiz. Oraya kadar geldikten sonra 2028 Mayıs’ını bekleriz. Tabii şu anda herkeste şöyle bir algı oluştu: 2027’nin sonbaharında seçim olacak. İktidar da bunu söylemeye başladı. Ama o seçimi yapabilmek için 360’a ihtiyaç var. Şu anki tabloda bunu yakalayamazlar. Ama o güne kadar neler değişir, milletvekilleri nerelere gider...

- (Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi) Görüşmenin daha sık yapılmasından yana olduğumu söyleyeyim. Sayın Cumhurbaşkanı’nın davetiyle gerçekleşmişti. Ülkenin gidişatını konuştuk. O dönem Gazze’de yaşanan katliam çok üst seviyedeydi. Görüşmenin büyük bir kısmını Gazze merkezli yaptık.

- Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanı ile ailelerimizin geçmişten gelen bir hukuku da var. Kendisi İstanbul İl Başkanı iken babam da Kayseri İl Başkanıydı. O yıllardan gelen bir tanışıklık söz konusu. Biraz o çerçevede sohbet ettik ama ağırlıklı olarak Gazze, Amerika’yla olan diyaloglar konuşuldu. Çok iç siyaset konuşmadık. Daha ziyade Gazze merkezli bir görüşmeydi.

- Ben de orada şunu ifade ettim: Gazze ile ilgili adımlar konusunda ellerinin rahat olması gerektiğini söyledim. Sonuçta Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi oldukları için bazı teklifleri Meclis’e getiremeyebilirler. Böyle bir durumda bizim parti olarak o teklifleri getirebileceğimizi, hatta muhalefeti de organize ederek Gazze konusunda kararların oy çokluğuyla değil, oy birliğiyle çıkması için yardımcı olabileceğimizi söyledim. Kendisi de teşekkür etti.

- Sonrasında bununla ilgili birkaç denememiz oldu. O katliamın zirve yaptığı dönemlerde insani yardım koridoru açılmasıyla ilgili birçok kez teklifler sunduk. Ancak ne hikmetse AK Parti ve MHP oylarıyla bu teklifler her zaman reddedildi."