Saat 02.43...
Estonya’nın kuzeyindeki Vaindloo Adası yakınlarında radar ekranında üç iz beliriyor. Uçuş planı yok. Transponderler kapalı. Telsiz teması yok.
Üç Rus MiG-31.
Amari Üssü’nde alarm çalıyor. İki F-16 piste çıkıyor. Kuyruklarında ay yıldız.
Dakikalar sonra Türk ve Rus pilotlar Baltık’ın üzerinde burun buruna. Rus radarı F-16’ya kilitleniyor. NATO kontrolöründen tek kelimelik emir geliyor.
“Engage.” Türk pilot tetiğe basıyor.
“Fox Three.” Füze MiG-31’i vuruyor. Rus uçağı Baltık’a düşüyor.
NATO acil toplanıyor. Moskova “Karşılık vereceğiz” diyor.
Peki şimdi ne oldu? Türkiye-Rusya savaşı mı başladı, NATO-Rusya savaşı mı?
★★★
Neyse ki bunlar yaşanmadı.
Daha doğrusu sadece füzenin ateşlendiği bölüm yaşanmadı.
Çünkü Baltık semalarında bu filmin geri kalanı yıllardır oynuyor.
2023’te NATO savaş uçakları Rus askeri uçaklarını önlemek için 300’den fazla kez havalandı; çoğu Baltık’taydı. 2025’te üç silahlı MiG-31 Estonya hava sahasına girdi, tam 12 dakika çıkmadı.
Ve bugün Amari Üssü’nün nöbetini Diyarbakır’dan giden 181’inci Pars Filo tutuyor. Beş Türk F-16’sı Rusya’ya bakan gökyüzünde 7/24 alarmda.
Ama Türkler gitmeden üç hafta önce Ankara’daki NATO Zirvesi’nde oyunun kuralı değişti.
NATO, 2004’ten beri tam 22 yıldır yürüttüğü “hava polisliği” görevini “hava savunması” görevine yükseltti.
Yeni ve daha sert görevin ilk nöbetine Türk pilotları dikti.
Artık görevimiz yalnız Rus uçağının yanına gidip “buradan çık” demek değil.
Gerçek bir hava tehdidi ortaya çıkarsa, tetiğe uzanan karar zincirinin içinde Türk F-16’ları var.
★★★
Tam da bu sırada Avrupa’da başka bir şey oluyor. Savaş cepheden taşıyor.
5 Ağustos gecesi Almanya’nın Leipzig Havalimanı’nda Ukraynalı Antonov kargo uçaklarının yakınında patlayıcı taşıyan bir drone bulundu. İki gün sonra Patriot’ların bakımının yapıldığı Mechernich askeri üssünün üzerinde iki drone görüldü.
7 Ağustos’ta Polonya, Varşova’da Amerikan-Ukrayna vatandaşı bir kişiyi öldürmeye hazırlanan bir Rus ajanını yakaladı. Bu, Rusya’nın emriyle başka bir NATO ülkesinde bir Amerikan vatandaşına yönelik bilinen ilk suikast girişimiydi.
13 Ağustos’ta Roma’da KNDS Ammo Italy mühimmat fabrikasında yangın ve dev bir patlama oldu. Aynı gün Rotterdam Limanı’nda trafo yangını ve elektrik kesintisi yaşandı. Saatler sonra Gunvor petrol depolama tesisindeki patlamada bir işçi öldü, altı kişi yaralandı.
Bu yöntemler yeni değil. 2024’te Avrupa’nın kargo ağına yanıcı düzenekler yerleştirilmiş paketler sokuldu. Leipzig Havalimanı’nda, İngiltere’de bir depoda ve Polonya’da bir kamyonda paketler alev aldı. İki yıl süren soruşturmada 22 şüpheli belirlendi. Arkalarında Rus askeri istihbaratı olduğu görüldü.
Almanya Genelkurmay Başkanı Carsten Breuer “Rusya NATO savunmasını yokluyor” diyor.
Ne kadar sürede fark ediliyorum? Hangi radar görüyor? Kim ateş ediyor? İttifak ne kadar ileri gidiyor?
Baltık’ta uçaklarla, Avrupa’nın içinde sabotaj, drone, siber saldırı, kundaklama ve suikastla...
Ve iş artık teori değil.
14 Ağustos’ta Letonya hava sahasına giren kimliği belirsiz drone için iki Türk F-16’sı Estonya’dan havalandı. Drone vuruldu.
İki gün sonra Romanya hava sahasına giren şüpheli drone’u bu kez NATO görevindeki İspanyol F-18 düşürdü.
Yani yazının başındaki hayali sahne ile gerçek dünya arasındaki mesafe birkaç saniyeye kadar indi.
Türkiye açısından mesele daha hassas.
Biz Moskova’yla konuşabilen NATO ülkesiydik. Şimdi aynı zamanda Rus savaş uçaklarının karşısına çıkan, Rusya’nın en gergin sınırında silahlı nöbet tutan NATO ülkesiyiz.
Tarihten kötü bir hatıra akla geliyor. 1914’te Goeben ve Breslau’nun Osmanlı’ya sığınması gibi. Türk bayrağı çekildi, adları Yavuz ve Midilli oldu. Alman Amiral Souchon komutasında Karadeniz’e çıktılar, Rus limanlarını bombaladılar.
Bir geminin namlusundan çıkan mermi, bir imparatorluğun kaderini değiştirdi.
Baltık’ta tetiği bir Türk pilot çekerse herkes aynı soruyu soracak.
Bu NATO’nun savaşı mı? Yoksa bizim savaşımız mı?