Silivri’de 13 gün yerde yattım tahtakurusu yedi

Koğuş yedi kişilikti. 48 yatak vardı. 59 kişi kalıyorduk. Her gün 10 kişi yerde yatıyordu. İlk üç gün vücudumda 256 tahtakurusu ısırığı saydım. Tek tesellim ise ailemle konuşabilmekti.

AKUT’un kurucusu Nasuh Mahruki, 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin sosyal medya paylaşımı nedeniyle 63 gün tutuklu kaldı. Tahliyesinin ardından SÖZCÜ’ye konuşan Mahruki, tutuklanmasına neden olan paylaşımını, cezaevinde geçirdiği 63 günü ve hakkında verilen 15 aylık cezayı anlattı. Hukuk mücadelesi kadar Silivri Cezaevi’nde karşılaştığı ağır koşullar ve içeride tanık oldukları da öne çıktı.

‘O İFADEYİ KULLANMADIM’

Mahruki’ye göre sürecin en büyük çelişkisi, tutuklanmasına gerekçe gösterilen ifadelerin kendi paylaşımında hiç bulunmamasıydı. Üç satır, iki cümle ve 40 kelimeden oluşan paylaşımında “tiyatro” demediğini, buna rağmen önce bu ifadeyi kullandığı gerekçesiyle tutuklamaya sevk edildiğini, daha sonra hazırlanan iddianamede ise tiyatrodan vazgeçilip bu kez “oyun” ifadesinin kullanıldığını söyledi.

“Oysa tweet’te tiyatro da oyun da geçmiyor” diyen Mahruki, savcının kendisine ne anlatmak istediğini sormadan işlem yaptığını öne sürdü.

Arkadaşımız Cengiz Karagöz, Nasuh Mahruki ile.

‘ÇOK BÜYÜK ADALETSİZLİK’

Daha önce de sosyal medya paylaşımı nedeniyle 16 gün tutuklu kaldığını anlatan Mahruki, bu kez TCK’nın 216 ve 218. maddelerinden yargılandığını söyledi. Söz konusu maddelerin de önceki gibi “niyet okuma”ya açık olduğunu savunan Mahruki, “İnsanların söylemediği şeyler söylenmiş, yüklemediği anlamlar yüklenmiş gibi yorumlanabiliyor. Bana çok büyük bir adaletsizlik ve hukuksuzluk yapıldığını düşünüyorum” dedi.

‘HER YER KAN LEKESİYDİ...’

- 63 gün boyunca Silivri’de neler yaşadınız?

Aslında koğuşlar uluslararası standartlara göre yedi kişilik. Biz koğuşta 59 kişiye kadar çıktık. İçeride 48 yatak vardı, her gün yaklaşık 10 kişi mecburen yerde yatıyordu. Ben de 13 gün yerde yattım. İlk üç gün ise geçici koğuşta kaldım. Orası çok kötüydü. Üç kişilik olarak tasarlanmış yerde 25 kişi kalıyordu. İlk üç günde vücudumda 256 tane tahtakurusu ısırığı saydım. Gece kimse uyuyamıyordu. Duvarlar kan lekeleriyle doluydu. Tahtakurularını gördüğünüz yerde eziyorsunuz, kan emdikleri için kırmızı iz bırakıyorlar. Bacakları ve ayakları şişen insanlar gördüm.

Mahruki, Kaptan-ı Derya Nasuhzâde Ali Paşa’nın 5. kuşaktan torunu. Evinin köşesinde ise yağlı boya bir tablosu asılı.

Şehit torunuyum kanlı bir darbeye oyun der miyim?

- Tutuklanmanıza neden olan paylaşımda ne yazıyordu?

Üç satırdan, iki cümleden oluşan 40 kelimelik bir tweet attım. 15 Temmuz’un önceden gelen emareleri olduğunu, tutanaklara bile girdiğini, bunun bilerek engellenmediğini ve yaşananların Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş için bir fırsat olarak görüldüğünü anlatmaya çalıştım. Satranç metaforunu kullandım. Savcı benimle hiç görüşmedi.

“Bunu niye yazdın, ne demek istedin?” diye sormadı. Ama benim yazdığım tweette 15 Temmuz’a “tiyatro” dediğimi iddia ederek tutuklamaya sevk etti. Tiyatro kelimesi tweetimde geçmiyor. Tweetin altında 10 yıl önce, 15 Temmuz’dan iki gün sonra yazdığım, SÖZCÜ’deki köşemde yayınlanan yazıyı da paylaşmıştım.

‘ŞİDDETLE REDDEDİYORUM’

O yazıda 15 Temmuz’u açıkça kanlı bir darbe girişimi olarak anlatmışım ama savcı bu yazıyı Sorgu Hakimliğiyle paylaşmadı. 253 şehit vermişiz, sayısız gazi. Ben şehit torunuyum. Böyle acımasız ve kanlı bir olayı hiç oyunlaştırır mıyım, tiyatro gibi bir şey söyler miyim?

Hâkim karşısına çıktığımda da bunu şiddetle reddettim. Ama hakkımda tutuklama kararı verildi.

Hasta tutuklulara mahkumlar bakıyor

- Cezaevinde sizi en çok etkileyen şey ne oldu?

Cezaevinde beni en çok sarsan olaylardan biri şeker hastası, 50’li yaşlarında bir vatandaşın durumuydu. İlk günlerde sorun yaşamış, durumu hızla kötüleşmiş. Ayağındaki yara ilerlemiş, hastaneye sevk edildiğinde bacağını kesmişler. Bir süre sonra 60 kişilik koğuşa getirdiler. Öz bakımını yapamıyordu. Koğuştaki diğer bazı tutuklular gönüllü olarak onu yıkadı, temizliğiyle, kan şekeri ölçümüyle, ilaçlarıyla ilgilendiler. Koğuştakiler ilgilenmese yaşayamazdı. Bir süre sonra kolu kesildi. Sonra tahliye olmuş. Böyle ağır bir hasta tutkulunun bakımından diğer tutukluların vicdanen sorumlu olması çok garip buldum.

Semaverde tost yapmayı öğrendik

- Bunca ağır koşula rağmen cezaevindeki hayat nasıldı?

45 yaş üstündekiler temizlik işlerinden muaf. Meydancının gençlerden oluşan ekibi var. Her sabah koğuş temizleniyor, çöpler atılıyor. İnsanların birbirine anlayış ve saygıyla yaklaşması o zor süreci daha katlanılabilir hale getiriyor. Semaverde kaynatılan suda torba içinde yemekler ısıtılıyor, yemek de yapıyorlar. Hatta semaverde çıtır çıtır tost yapmanın yöntemini bulmuşlar. En önemli imkân görüntülü telefondu. Haftada toplam 60 dakika konuşabiliyorduk. Çocuklarımı görebiliyordum. Eşimle ve çocuklarımla her gün 10 dakika bile konuşmak çok rahatlatıcıydı.

Nasuh Mahruki, eşi Mine, çocukları Barlas (13) ve Bilge (11) ile...

63 günümü çaldılar

- Tahliye olduktan sonra ne hissettiniz?

Tahliye olduğuma elbette sevindim ama içim buruk sevindim, kendi adıma da, hukuk adına da. En başta zaten tutuklanmamam gerekiyordu. 63 günüm çalındı benim hayatımdan, ailemle, çocuklarımla geçireceğim zamanımızdan... Toplumdan tecrit edildim. Böyle bir travma yaşamayı asla hak etmedik.

‘ÇOK YARALAYICI...’

Bana yapılan suçlama da öte yandan çok yaralayıcı. Benim gibi 30 yıldan fazladır ülkeye sayısız gönüllü hizmeti olmuş, uluslararası dünyada çeşitli alanlarda pek çok kez gururla ve başarıyla temsil etmiş, 1995’te Everest’e çıkan ilk Türk dağcı olarak ve 1999’da da öncü deprem kurtarma çalışmalarıyla koca toplumda ufuk açmış, Türk Bayrağı’nı her yerde yüceltmiş, Türk milletine sadece gurur vermiş birine halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek suçlaması gerçek olamayacak kadar aşırı zorlama kalıyor.

‘DEVLETİN DİNİ ADALET’

Hukukun üstünlüğü sıralamalarında uluslararası değerlendirmelerde ekonomik büyüklüğümüzle doğru orantılı olmayan çok gerilerdeyiz. Atatürk’ün Türkiyesi bunu hak etmiyor oysa devletin dini adalettir. Hukukun üstünlüğünü, adil ve tarafsız mahkemeleri yeniden hâkim kılmalıyız. Aksi sürdürülebilir olamaz.

Diyene beraat demeyene hapis

- Sonrasında hukuki süreç nasıl ilerledi?

İçerdeyken emsal kararı olan bir dosya öğrendim. 15 Temmuz’dan dört gün sonra bir vatandaş açıkça “tiyatrodur, senaryodur, oyundur” gibi ifadeler kullanmış. Yargılanmış ve beraat etmiş. Ben tiyatro ve oyun demediğim halde 63 gün hapis yattım. Bu akılalmaz bir durum. Duruşmada ben bunu anlatınca savcı “Tiyatro ve oyunu çıkarıyorum” dedi. Yani 63 gün tutuklu kalmama gerekçe yapılan ifadelerden vazgeçti. Ama “hâlâ suç unsuru görüyorum” diyerek cezalandırılmamı istedi. 15 ay ceza verildi ve hükmün açıklanması geri bırakıldı. Gerekçeli kararı gerçekten merak ediyorum.