Hem siyasi hem ekonomik alandaki sertlik ve bozulmanın hızlandığı görülüyor. Bozulma yaşanırken, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, iş insanlarıyla, yatırımcılarla toplantılar yapıp, “her şey kontrol altında” diyor. Bu yolla piyasaları sakinleştirmek istese de doğal olarak, mümkün olamıyor.
Bakan Şimşek, geçen perşembe günü iftar yemeğini, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesinde kalabalık iş insanları grubuyla yedi. Amaç belliydi; tüm Anadolu’dan gelen iş insanlarına, siyasi yargı kararı ardından yaşanan çalkantı konusunda “sıkıntıyı atlattık, her şey kontrol altında” dedi.
Bakan Şimşek genel olarak bakıldığında, son günlerdeki mesajlarının ötesinde yeni bir mesaj vermemiş. Anadolu’dan gelen bazı iş insanları, biraz örtük biçimde, “hukuk işleyişinden kaynaklanan sıkıntıların artık ekonomiyi olumsuz etkilediğini” söylemişler. Bakan Şimşek, bunlara da somut bir yanıt vermekten kaçınmış.
Özet olarak; Bakanla yemeğe katılıp, sakinleşme mesajlarını dinleyen iş insanları tatmin edilmiş değil. Çok yoğun biçimde “Kendilerine işlerin ikinci çeyrekten itibaren düzeleceğinin söylendiğini” hatırlatıp, “önlerini göremediklerini” söylemişler. Yaşadıkları finansman sıkıntıları üzerinde durup. “faizlerin tekrar artmasının kendilerini ne kadar zor durumda bıraktığından” yakınmışlar.
İş insanları sıkıntının büyük olduğundan, giderek büyüdüğünden, son siyasi kararın piyasaları iyice zora soktuğundan söz etmişler. Buna karşılık Şimşek ise kurların tutulduğunu, rezervlerin bu yüzden biriktirildiğini, hala yabancı fonların çekilmesi için uygun ortam olduğunu söylemiş.
AÇLIK SINIRI BÜYÜYOR, TV’LER KARARTILIYOR
Şimşek bunları anlatırken, uzun zamandır zor duruma sokulan işçi, memur ve emeklilerin durumu her geçen gün ağırlaşıyor. Türk-İş dün yaptığı açıklama ile açlık sınırının 23 bin 615 TL, yoksulluk sınırının 76 bin 922 TL’ye çıktığını açıkladı.
Bu tablo asgari ücretle açlık ve yoksulluk sınırı arasındaki farkın giderek büyüdüğünü ortaya koyuyor. Mart enflasyonunun ne olacağı merakla beklenirken, martta olmasa bile, yaşanan çalkantının nisan ayı enflasyon oranını yükseltmesi, dolayısıyla farkın daha da açılması kaçınılmaz.
Buna karşılık Bakan Mehmet Şimşek, “asgari ücrete yarıyıl zammı yapılıp yapılmayacağı” sorularını yanıtsız bırakan, “böyle bir şeye ihtiyaç duyulacağını sanmıyorum” yanıtıyla yetiniyor.
Öte yandan iktidarın yaşanan toplumsal olayların ardından yumuşamayı seçeceğine, ortamı iyice sertleştirmesi de dikkat çekiyor. Hapishaneler dolup taş arken, hâlâ her gün yeni tutuklamalar yapılıyor: Bu yetmezmiş gibi RTÜK kararlarıyla, muhalif TV kanalları üzerindeki baskı artırılıyor. Sözcü TV ekranlarının 10 gün karartılması gibi, şimdiye kadar hiç olmadık ölçüde, iletişimdeki baskılar artırılıyor.
Yargının siyasi kullanımının had safhaya ulaşması, geniş toplumsal kesimlerin büyüyen sorunlarıyla birleştiğinde, sokakların hareketlenmesi kaçınılmaz oldu. “Açlık sınırı büyürken, bu gerginliği yansıtan TV’lerin karartılmasının, sorunu azaltmak yerine artıracağı” kesin, ama bu görülemiyor.
YABANCI TEPKİSİ GELMEYE BAŞLADI
Dün yayımlanan, kargaşanın başladığı haftaya ilişkin veriler, yabancının hızla ülkeden çıktığını, yerlilerin döviz hesaplarını artırdıklarını, kredi faizlerinin 3 puan civarında yükseldiğini, yani bozulmanın her alana yayıldığını gösterdi.
İktidar bu süreçte Batı’dan tepki gelmemesine sevinirken, hem siyasi hem de ekonomik açıdan tepkiler gelmeye başladı. Avrupa ve ABD’den son tutuklamalara ilişkin siyasi tepkiler başlarken, yabancı bankalar, Şimşek’in dediğinin tersine, Türkiye’deki yatırımlarını azalttıklarını açıkladılar.
Financial Times’ın haberinde “yabancı yatırımcılar, 25 milyar dolarlık müdahaleye rağmen Türkiye’ye temkinli yaklaşıyor” yorumu yer aldı. Yatırımcıların, “Erdoğan’ın Bakan Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ı görevden alabileceği endişesi” taşıdığı belirtilen FT haberinde “Bu da piyasalarda güven sorununu artırıyor” denildi. Erdoğan piyasadaki çalkantı için muhalefeti suçlarken. FT’ye görüş bildiren uzmanlar, bir yılda biriktirilen rezervin bir haftada eritilmesini “siyasi kararın ekonomik maliyeti” olarak tanımladılar.