Sıtmayı bitirmek için tüm dünyaya püskürttüler: Küresel bir kabusa dönüştü

İkinci Dünya Savaşı sonrası sıtmayla mücadele amacıyla küresel ölçekte kullanılan DDT'nin, uygulanmasının üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen topraktan anne sütüne ve kutup bölgesine kadar ekosistemlerdeki varlığını sürdürdüğü tespit edildi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında geliştirilen ve sıtma salgınlarına karşı yaygın şekilde kullanılan DDT (Dikloro Difenil Trikloroetan) insektisitinin, uygulanmasının üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen ekosistemler ve insan sağlığı üzerindeki etkilerinin devam ettiği bildirildi.

İlk olarak İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan ordusu tarafından tifüs ve sıtma taşıyıcısı böceklere karşı kullanılan DDT, 1939 yılında böcek öldürücü özelliklerinin keşfedilmesinin ardından kitlesel üretime geçirildi. Söz konusu keşif, 1948 yılında Nobel Tıp Ödülü'ne layık görüldü.

1945 yılından itibaren sanayi ölçeğinde üretilmeye başlanan kimyasal madde, 1950'li yıllarda uluslararası sağlık kuruluşları tarafından başlatılan küresel sıtma eradikasyon kampanyasının temel aracı haline geldi. Asya, Afrika ve Latin Amerika'da yürütülen ilaçlama çalışmaları sonucunda ilk on yılda sıtma kaynaklı ölüm oranlarında belirgin düşüş kaydedildi.

KUTUPLARA KARŞI ULAŞAN KALICI KİRLİLİK

Suda ve toprakta kimyasal yapısını uzun süre koruyan DDT'nin, yağmur suları ve akarsular aracılığıyla okyanuslara taşındığı tespit edildi. 1960'lı yıllarda yürütülen araştırmalar, maddenin besin zinciri yoluyla canlı organizmalarda biriktiğini ortaya koydu.

Yapılan incelemelerde, ilaçlama yapılan bölgelerden binlerce kilometre uzaklıktaki Antarktika'da yaşayan penguenlerde dahi DDT kalıntılarına rastlandı. İlacın, özellikle yırtıcı kuşların yumurta kabuklarını incelterek üreme başarısını düşürdüğü ve bazı türleri neslin tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığı belirlendi.

TOPRAKTA VE İNSAN VÜCUDUNDA KALINTI BIRAKIYOR

1970'li yıllardan itibaren gelişmiş ülkelerde kullanımı yasaklanmaya başlanan kimyasalın, topraktaki yarılanma ömrünün 10 yılı aşması sebebiyle tarım arazilerindeki varlığını koruduğu bildirildi.

Son dönemde yapılan laboratuvar analizleri; yasağın yürürlüğe girmesinden sonra doğan bireylerin kan örneklerinde ve anne sütünde düşük miktarlarda DDT kalıntısı bulunduğunu gösteriyor. Uzmanlar, anne sütündeki kalıntı miktarının çok düşük düzeyde olduğunu ve emzirmenin sağladığı faydaların bu riskten daha yüksek olduğunu ifade etti.