Son dakika... Silivri'de kritik duruşma: Ekrem İmamoğlu, hakim karşısına çıktı

CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, diploma davası kapsamında bugün Silivri Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde hâkim karşısına çıktı. Savunmasında, “Ne kadar imkânsız denilen şey varsa bu süreçte yaşatılıyor” diyen İmamoğlu, iktidar medyasına yönelik eleştirisinde de, “Sıçan gibi kaçacaklar” ifadelerini kullandı.

CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “resmi belgede sahtecilik” iddiasıyla açılan davanın duruşması için bugün Silivri Cezaevi’nde hakim karşısına çıktı.

Ekrem İmamoğlu’nun ailesi, CHP’li milletvekilleri, ilçe belediye başkanları ve İmamoğlu’nun üniversite arkadaşlarının yanı sıra çok sayıda vatandaş duruşmayı takip ediyor.

İMAMOĞLU DURUŞMA SALONUNA YOĞUN ALKIŞLA GİRDİ

Saat 11:06’da İmamoğlu, yoğun alkışlar eşliğinde duruşma salonuna geldi ve duruşma başladı.

Mahkeme başkanı, İmamoğlu’na “Önceki celseyi, idare mahkemesindeki davanın beklenmesi için ertelemiştik. Bir karar çıktı ama kesinleşmedi. Önceki savunmanıza ekleyeceğiniz bir şey var mı?” diye sordu.

İmamoğlu, savunmasına ek yapmak istediğini söyledi.

İmamoğlu, şunları söyledi:

-Teşekkürler hakim bey. Bu hafta Ramazan ayına giriyoruz. Ne yazık ki böyle talihsiz durumlarla yorulduğumuz durumları yaşıyoruz. Halbuki Ramazan berekettir, vicdanı harekete geçirir. Makam mevki varlık yokluk gözden geçirmesine razı olur ve yaradana sığınır.

-İnsanların eşitlendiğini hissetmesi adına bir fırsat ayıdır. Ama üzücüdür ki 2019’daki Ramazan’da seçimi iptal eden zihniyet 2025 yılında yine Ramazan’da diplomamı iptal eden zihniyet, bunu yine Ramazan’a denk düşürerek içi yalan ve iftirayla doldurulmuş şekilde yargılanacağımız bir süreci yaşayacağız”

“Ümidim çok değil ama dilerim ve isterim ki ülkemiz ve yargı düzeni açısından bu dava sağlıklı bir sürece evrilir. Ramazan’da bir kez daha ‘çirkin davasında’ buluşacağız. Ne kadar olmaz denilen şey varsa yargı düzeni içerisinde bize bu dönemde yaşatılıyor.

-İnancı kullanarak kendine bir yol çizenlerin utanç verici şeyler yapan insanlara haddini bildirme yolu olarak ben Ramazan’ı karşılıyorum ve dua ediyorum.

-Allah bu insanlara akıl versin. İnşallah bu şekilde üst makamlara gelmiş insanların diline terbiye gelir bu vesileyle. Yargı adına görev yapan insanların da arkadan iş çevirmenin, tuzak kurmanın, kumpas kurmanın, insanların ailesine göz dikmenin ne kadar ahlaksız bir tutum olduğunun hissettirilmesini diliyorum.

-İnanç akılda ve beyinde yaşar, göstermeye hiç gerek yoktur. Ancak insanların gözüne sokularak gösterilmeye yaşayan zihniyete yönelik bu bizim inancımız değildir diye düşünüyorum”

-Aziz milletimiz siyasi tarihi ne yazık ki demokrasiyi, insanların iradesini ve umudunu hapsetmeye çalışan yüz karası davalarla doludur.

-Bugün öyle skandal bir iddianameyle buradayız ki yüce Türk yargısının düşürüldüğü durumdan hicap duyuyorum.

-Planlanan ne var onu bilmiyorum ama oluşan davalar zinciri tarihte görülmemiş davaları milletimize yaşatmıştır. Böyle bir dönemin çöp bir iddianameyle oluşan sürecinde, hakimlerin değişerek adil yargılanma hakkımın ihlal edildiği bir dönemden geçiyoruz”

“Bu utanç verici iddianameyi yazan savcı amacına ulaşarak İstanbul’da bir ilçenin başsavcı vekili olarak görevine getirilmiştir.

-Bütün bunların ana sebebi çok net, korkudur. Sadece iktidarın başındaki zihniyete karşı 4 seçim kazandığım için ve önümüzdeki seçimleri kazanacağım için kurulan kirli tezgahlardan buradayım.

-Milletimizin gönlündeki temizliğimi gördükleri için buradayım ama milletimizle bağım sahte değil, temiz ve samimidir. Milletimizin yüzde 70’i yanımdadır, yurttaşlarımın verdiği güçle alnım ak başım dik bir şekilde buradayım ama olan milletimize ve geleceğimize oluyor. Adalete olan güvenci yerle bir ettiniz, insanların yüzde 80’inden fazlası adalete inanmıyor”

“Ucube, ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ dedikleri yapı iki kişinin dudağının arasında çalışıyor.

-Devletimizin bütün kurumları dağıtıldı. Asırlık devlet ve devlet geleneğimizin geleceği tek bir adama mahkum edilmek isteniyor. Mevzu çok ciddidir. Bu kesinlikle beka sorunudur. Demokrasiyi yok etmeye çalışan zihniyet yüzünden aylardır Silivri’deyim”

‘BAŞSAVCININ GELECEĞİ YER ÇOKTAN BELİRLENMİŞTİ’

“Bu iktidar zihniyeti 2024 yılı yazından itibaren düğmeye bastı. Yerel seçimlerden 4 ay sonra İstanbul’a atanan başsavcı başarılı olursa, getirileceği makam çoktan belirlenmiştir. Sürecin savcılığına soyunan da iktidarın başındaki kişi olmuştur. Esenyurt’la birlikte yalanlarla operasyonlarla sürece başlanmıştır.

-65 yaşındaki saygın bir belediye başkanını (Ahmet Özer) almak nasıl bir vicdan çöküşüyse tüm belediye başkanlarımızın yaşadığı da o’dur. Hapiste yatan bütün arkadaşlarım aynı şekilde masumdur.

-Bu sahte sürecin içindeki tüm uygulamalar siyasidir ve hedefi bellidir. 19 Mart süreci öncesi ve sonrasıyla çöptür. Hukuksuzdur ve geçersizdir. Bu süreçte makam menfaat elde edenlerin makamları liyakatle elde edilmiş yerler değildir.

-O insanlara ifade ediyorum ki, siz kaçacaksınız ama bu fetret devri sona erecek ve 86 milyon yurttaşımız kazanacak. Zaman o kadar kısa değildir, yakındır ve kapının eşiğindedir. Tüm bunların hesabını adil mahkemelerde veriyor olacaksınız. Yaşattıklarınız sahtedir ve sahteciliktir.”

“SIÇAN GİBİ KAÇACAKLAR”

-Asıl makam milletin gönlündedir. Benim tek derdim de o olmuştur. İktidar bu makamı unutmuştur, bir kişinin gönlünün makamına dönmüştür. O makam da sahtedir ve aldatmacadır. Vakti dolduğunda anlayacaksınız.

-Güç, kendinden emin olana değil korkana sertleşir. Koltuk kaybetmekten korkanların yolu hep sahtecilik ve ahlak dışı yöntemler olmuştur.

-Dosya üretenler, manşet üretenler, TRT, Aanadolu Ajansı; bir ıslak çalındığında sıçan gibi kaçtıklarını göreceksiniz. Sıçan gibi kaçacaklar. Ben hakikat tarafındayım ve o taraftaki konumumu hiç değiştirmeyeceğim. Yer yüzünde benimki gibi, bu kadar didik didik edilen bir insan yaşamı yoktur.

-Buraya 12 metrekare hücreden geliyorum. Tarihte böyle bir tecrit yaşanmamıştır. Ne yapmışsak bu tecritin içerisindeyiz.

-Maşallah aramıza mikrop gelemiyor ama şunu söyleyeyim, mikrop aranızda. Bunu net olarak ifade ediyorum.

“DAVALARIN KOMİKLİĞİNE YARGININ SEFALETİNE BAKINIZ”

Diploma ceza davasında 5 Ocak’ta kararını açıklayan İdare Mahkemesinin kararının kesinleşmesinin beklenmesine ilişkin bir değerlendirme yapıldı. İmamoğlu’na ‘savunmanıza eklemek istediğiniz var mıdır?’ siye soruldu.

İmamoğlu da şu sözleri söyledi;

-Bu hafta Ramazan ayına giriyoruz. Ne yazık ki Ramazan aylarında ülkemizi yoran talihsiz süreçleri geçmişte de yaşadık.

-Oysa Ramazan ayı berekettir; insanların birbirini hissetmesidir. Vicdanı harekete geçirir, insanın aklını başına getirmesine vesile olur. “Neredeyim?” diye sorgulatır; makamı, mevkiyi, varlığı, yokluğu gözden geçirmesine vesile olur ve insanı Yaradan’a sığınmaya yöneltir. Aslında insanların eşitliğini hissetmesi ve eşitlenmesi adına bir fırsat ayıdır. Bu fırsat ayının bu şekilde hissedilmesi ve değerlendirilmesi de buradaki temennimdir.

-Ne var ki, 2019’da Ramazan ayında seçimi iptal eden zihniyet, 2025 yılında yine Ramazan ayında diplomamı iptal eden zihniyet, bu kez de Ramazan ayına denk getirilen; içi yalanla, iftirayla ve büyük günahlarla doldurulmuş, sahtecilik kavramı altında toparlanmış bir iddianameyle Mart ayında yargılanacağımız bir süreci önümüze koymuştur. Bu dava Ramazan ayının arefesine denk gelmiştir. Umarım bugün yapılan bu duruşma, ülkemiz ve yargı düzeni açısından sağlıklı bir sonuca evrilir. Ümidim çok büyük olmasa da bunu diliyor ve istiyorum.

-İnancımız insanın kalbinde, vicdanında ve aklında yaşar; gösterilmeye ihtiyaç duymaz. Gösterildikçe tılsımı kaybolur. Allah herkese o güzel inancı yaşamayı nasip etsin. Ben böyle büyüdüm, böyle yetiştim.

-Anadolu’nun da böyle bir toprak olduğuna inanan bir insanım. Yüce Türk milletinin de bu topraklara aynı inançla sarıldığını yaşayarak büyüdüm. Ne yazık ki siyasi tarihimiz; demokrasiyi ve milletimizin özgür iradesini hapsetmeye çalışan utanç verici davalarla doludur. Bugün ise skandal ötesi bir iddianame sonucunda buradayız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve yüce Türk yargısının düşürüldüğü bu tablo karşısında gerçekten hicap duyuyorum.

-Yaklaşık 16 aydır iktidarın talimatıyla İstanbul’a konumlandırılmış bir avuç muhterisin yürüttüğü operasyonlar ve oluşan kararlar zinciri, tarihte görülmemiş bir yargı skandalı dönemini ülkemize yaşatmıştır. Bunun milletimize maddi ve manevi maliyeti ağır olmuştur. Koltuk hırsıyla yürütülen 19 Mart darbesinin maliyeti 250 milyar doları aşmış; milletimiz fakirleşmiş, işsizlik artmış ve ülke itibarsız bir döneme sürüklenmiştir.

-Devlet geleneğimizle, kanunla ve anayasa ile ilgisi olmayan; kurumlar ve yargı eliyle yürütülen kumpasların, işkencelerin ve insanları lekeleyen düzenin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. İşte böyle bir dönemde, çöp niteliğinde bir iddianameyle açılan diploma ve evrakta sahtecilik davasında; iki celseden sonra hakimi değiştirilen, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ve doğal hâkim ilkesinin yok sayıldığı bir uygulamayla dördüncü duruşma için buradayım.

"REZALET"

-Bu iddianameyi yazan savcı ise sözde amacına ulaşmış, yer değişikliğiyle İstanbul’da bir ilçeye başsavcı vekili yapılmıştır. Bilinmelidir ki bu mesele ne diplomadır ne de yolsuzluk. Davaların komikliğine ve korkunun doğurduğu yargı sefaletine bakınız: Ahmak, çirkin, casusluk, diploma iptali, evrakta sahtecilik, savcıya ve bilirkişiye hakaret… Rezalet, rezalet, rezalet.” dedi.

KARAR AÇIKLANABİLİR

Bugünkü duruşmada savcının mütalaasını sunması bekleniyor.

Mahkeme ek süre talep etmezse karar verilebileceği bildirildi.

İDDİANAMEDEN

İddianamede, İmamoğlu'nun Kıbrıs'ta öğrenim gördüğü Girne Amerikan Üniversitesi'nin (GAÜ) 1990 yılında YÖK tarafından tanınan bir üniversite olmadığı savunuluyor.

O yıllarda Kıbrıs'ta faaliyet gösteren kurumlarından sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin tanındığı, ancak "yatay geçiş kontenjanlarının usulsüz olarak arttırıldığı" iddia ediliyor.

İddianamede, İmamoğlu'nun "resmi belgede sahtecilik" suçunu "zincirleme şekilde" işlediği öne sürülüyor.

İddianamede, yatay geçiş için gerekli evrakın "şeklen doğru ancak içerik bakımından sahte" olduğu savunuluyor.

İddianamede İmamoğlu hakkında "zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik" suçlamasından hapis istemi ve Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 53. maddesinde yer alan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılması (siyasi yasak) talep ediliyor.