Suriye bilmecesi!

Sevgili okurlarım, Türkiye’nin yeni yılda başına açılacak en büyük belalardan biri, belki de en önde geleni, hiç kuşkusuz Suriye olacak.

Aslında bu belayı başımıza biz açtık.

Beğenelim ya da beğenmeyelim orada bir yönetim vardı.

Esad ailesi tarafından yönetilen bir devlet... Bir diktatörlük...

Suriye ile 933 kilometre uzunluğunda sınırımız var. Git git bitmeyen ve sorunlarla dolu olan bu sınırın üst tarafında biz, sürekli olarak Suriye’deki rejimi yıkmak ve sonra değiştirmek için çaba harcadık.

Hele AKP iktidarı sonrasında bu çabalarımız acayip bir biçimde yoğunlaştı ve artış gösterdi. Bizimkiler bunu dünya kamuoyundan, hele de Türk kamuoyundan gizlemeyi bile düşünmüyordu.

Her fırsatta nutuk atmaya başladılar.

“Suriye Osmanlı döneminde bizim vilayetimizdi. İnşallah yine öyle olacak ve Şam’da Emevi Camisinde Allah’ın izniyle hep beraber namaz kılacağız!..”

Günün birinde Suriye Cumhurbaşkanı Hafız Esad ölünce yerine oğlu Beşar Esad geçmişti. Artık bütün amacımız onu da devirmekti!

Suriye’nin iç işlerine müdahale etmeye başladık.

İşin ilginç yanı, aynı çizgide bizimle aynı siyaseti izleyen İsrail de vardı! Suriye ile her ne kadar düşman görünse bile Esad yönetiminin devrilmesini istiyordu.

★★★

Suriye’nin içini hep birlikte kaşımaya başladık...

Sonunda Esad devrildi ve bütün servetiyle birlikte Rusya’ya kaçtı.

Peki bundan sonra ne olacak, Suriye’yi kimler yönetecekti?

Bizim iktidar bu sorunun yanıtını bilmiyordu!

Bu kargaşa ortamında ortaya Ahmet Şara isimli kıdemli bir terörist çıktı. Kafasındaki takkeyi, sırtındaki cüppeyi falan attı, saçını sakalını tıraş ettirdi ve hayatında ilk kez takım elbise giyip kravat taktı.

Hükümet kurdu, ABD’nin onayı ile kendisini cumhurbaşkanı seçtirip yanımıza yaklaştı.

Ancak gelin görün ki Suriye’deki kargaşa ortamı bir türlü bitmiyordu. Sınırımıza yakın bazı bölgelerde PKK’nın başka isimlerle bilinen SDG gibi yan kuruluşları egemendi.

★★★

Aradan aylar geçti...

Suriye bir türlü durulmadı. Olaylar aynen sürüp giderken bizim iktidar bu işin sorumluluğunu da Türk ordusuna ihale etti!

Suriye şimdi kaynayan bir kazan. Gerçi ortalıkta göstermelik bir hükümet var ama kimin eli kimin cebinde belli değil.

Mezhep kavgaları, aşiret kavgaları, etnik kavgalar, PKK’nın yan kuruluşları olan bölücü örgütlerin çabaları olanca hızıyla sürüp gidiyor.

Apo bu çıkar kavgalarında önemli payı olan yandaş gruplara İmralı’dan mesajlar gönderiyor

Onun bütün amacı kendini hapishaneden kurtarıp tahliyesine kavuşmak! Kendisinden ne istenirse onu yapmaya hazır!

İmralı’daki devlet görevlileri ‘seninkilere şunu yaz’ deyince yazıyor, ‘bu konuda konuşma’ deyince susuyor.

★★★

Koskoca Türkiye Cumhuriyeti şu anda yeni Suriye rejimine tam kadro destek vermek bir yana, bir sürü parasal destek sağlıyor.

ABD mutlu, bizimkilere güveniyor.

Ordumuz ise tetikte bekliyor. Bir terslik olduğu zaman Suriye’ye gireceğimizi bütün dünya gibi artık bizler de biliyoruz.

Ama bu gibi çapraşık konularda girmek kolaydır da çıkmak biraz zor olur.

Suriye’nin içinde, kritik yerlerde askerimiz zaten var.

Ama bu işler elbette ki parasız olmuyor. Suriye’ye de kesenin ağzını açtık. Devletimizin ve milletimizin paraları artık oluk oluk bizim komşu ülkeye pompalanıyor.

TSK adına açıklamalar yapılıyor. Açıkça söylenmese, vurgulanmasa bile anlamı şu:

“Sınırlarımızı PKK’ya bırakmayacağız. Gerekirse Suriye’ye harekât düzenlemekten kaçınmayacağız!..”

★★★

Ancak ortada başka konular da var...

Uzun yıllar aradan sonra Türkiye Cumhuriyeti olarak biz Şam’a yeni büyükelçi atadık. Diplomaside bu işlerin ‘karşılıklı’ olması gerektiğini çocuklar bile bilir.

Suriye ise aradan aylar geçtiği halde Ankara’ya –her nedense- büyükelçi atamıyor.

Burada son haftalarda defalarca yazdım...

Bu durum Türkiye açısından büyük bir ayıptır.

Bu heriflerin Ankara’ya büyükelçi olarak atayacak bir adamı yok mu yani!

Paralarımızı cukkaladıkları halde bizi adam yerine koymuyorlar mı!

Ya da iki paralık Suriye, Türkiye ile oyun mu oynuyor!

İnşallah beter olsunlar.

Biz onları yeniden, Osmanlı zamanında olduğu gibi ‘vilayetimiz’ yapalım da o zaman görsünler günlerini.

Yazarın Diğer Yazıları