ABD’nin küresel, AKP iktidarının bölgesel jeopolitik tasavvuruyla şekillenen Suriye politikası ortakların ayrışmasıyla sonuçlanmak üzere… Ne ABD ne de Türkiye hedeflerine ulaşabilmiş değil…
Artık 2. DS sonrasında Almanya’ya, Japonya’ya anayasal metin dayatan bir ABD yok. Irak ve Libya’yı darmadağın eden bir ABD de yok. Afganistan’dan yüz kızartıcı bir şekilde çekilmiş bir ABD var. Ama göreceli olarak hala güçlü; yıkıp yapamayan bir ABD var.
Suriye’de başarısızlığın eşiğinde. Nihayetinde Suriye’de yıkmaya çalıştığı rejimi yıkamadı. Ayrılıkçı Suriye Kürtlerini ordulaştırma ve devletleştirme adımları belli bir seviyeye ulaşsa da, politikasının sürdürülebilirliği tartışmalı.
ABD’nin Rusya’yı düşman, Çin’i en büyük rakip gördüğü bir ortamda Suriye’de en büyük ortağı olan Türkiye’yi kaybetmiş gibi duruyor. CB Erdoğan’ın NATO Zirvesi sonrasında verdiği ŞİÖ’ye üyelik başvurusu ve ardından “Sayın Esed” söylemi ve Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde barış arayışı, 2011’de yürürlüğe konulan Suriye politikasının iki mimarının yol ayrımına geldiğine işaret ediyor. ABD’deki başkanlık seçim sonuçları, sonuç üzerinde belirleyici olacak. Trump seçilirse ABD birliklerini Suriye’den çekecektir. O koşullarda yeniden yakınlaşma olur mu, ancak zaman gösterir…
Türkiye açısından bu birliktelik çok pahalıya mal oldu. Suriye’nin parçalanma olasılığı, bu ülkeyle sınırlı kalmayacak bir olguyu gözler önüne serdi. Ayrıca Suriye’nin kuzeyinde Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı operasyonlarıyla kontrol altına alınan bölgelerin yani “güvenli bölge” yaratmanın etkisinin sınırlı olduğu görüldü; yenileri yapılsa da bunun çözüm olmayacağı anlaşıldı. Bölgede askeri birlik bulundurmanın içerideki sığınmacı varlığıyla birlikte ekonomik kriz üzerindeki rolü de giderek açığa çıktı. Halk, refah kaybının sebeplerini daha net gördü. Tabii iktidara oy kaybı olarak yansıdı ve yansımaya devam edecek…
Türkiye için İdlip’teki HTŞ varlığı çok tehlikeli hale geldi. Serhat Erkmen’in yazısından (Fikir Turu, 18 Temmuz 2024) Suriye’nin kuzeyinde 1 Temmuz’da meydana gelen olayların yaratıcılarının SMO unsurları değil, İdlip’teki HTŞ mensupları olduğu anlaşılıyor.
Suriye’deki silahlı grupların tasfiyesi Türkiye’nin güvenliği açısından zorunludur. HTŞ tasfiye edilmelidir yolu da Suriye ve Rusya ile ortak operasyondan geçmektedir. SMO unsurlarının ise ikna ile farklı bir noktaya gelmesi mümkün gibi durmaktadır. PYD ise kendi güvenliğini sürdürebilir kılmak için ABD himayesinden çok Esad yönetimiyle işbirliği yapmayı tercih edebilir.
Sonuç olarak Suriye’nin toprak bütünlüğü, siyasi birliği, devletin egemenliğinin yeniden tescillenmesi Türkiye’nin çıkarınadır. Bundan rahatsız olan en başta ABD’dir. Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Suriye’de normalleşmeye karşı olduğunu açıklamıştır. Silahlı grupların hepsinin rahatsız olacağı da açıktır. Ancak bu sorun bugün çözülmezse yarın daha zor çözülecektir.
Esad’ın Türkiye ile barışa karşı koyduğu kanısında değilim zira buna en çok onun ihtiyacı var. Her ne kadar Türk askerinin Suriye’den çekilmesini ön koşul olarak öne sürdüğü dillendirilse de, Suriye’den verilen yanıtın bütünü dikkate alındığında, barış çağrısına olumlu yaklaştığı anlaşılıyor. Zira 2011 öncesine yapılan vurgu, Adana Mutabakatı çerçevesinde her iki ordunun terörist gruplara ortak müdahalesini öne çıkararak yumuşak geçişin yolunu açmaktadır. Yapılması gereken Esad’ın ve çevresinin güven duygusunun yükseltmektir.
Dış ve iç dinamiklerin sonucu olarak Erdoğan’ın zihninde Suriye ile barışmanın berraklaştığını varsaymak mümkün oysa sığınmacıların ülkelerine geri yollanmaları konusunda iyimser olmak olası değil. Çünkü onun stratejik vizyonu Türk kimliğini hâkim kimlik olmaktan çıkarmayı ve laik yapıyı ortadan kaldırmaya yöneliktir.
Gücü giderek zayıflasa da ülkenin kapılarını Müslüman olmaktan öte hiçbir vasfı olmayan Ortadoğu ve Afrika’nın cahil yığınlarına açması, ülkeyi tarikat ve cemaat cenneti haline getirmesi, Diyanet’i yeni vesayet odağı olarak inşa etmesi, bununla bağlantılı olarak Milli Eğitim Bakanlığının bilim karşıtı yeni eğitim-öğretim müfredatı, bu stratejik vizyonun ki siz ülkenin yıkımına giden yolun taşları olarak okuyabilirsiniz, parçalarıdır.
Suriye’ye ilişkin yeni denklemin sınırları böyle tanımlanabilir…
Sonuç olarak hem kalıcı bir barışın tesisi hem demografik yapımızın doğasına yönelik tehdidin ortadan kaldırılması hem cumhuriyetin bilim merkezli yaklaşımının hayata geçirilmesi ancak iktidar değişikliğiyle mümkün görünüyor…