“Tabanca seçimi, devlet aklıyla belirlendi”

Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’nde ele alınan konulardan çok yenilen yemekler, verilen armağanlar konuşuldu. Özellikle liderlere ‘tabanca’ armağan edilmesi tüm ülkelerde olay yarattı. Kimi ülkelerine girişi yasal olmadığı için tabancayı ülkesine sokamadı. Kimisi bu hediyeyi kabul etmedi kimisi ise armağanını çok beğendi, silahla kameralara poz verdi. Çok “Anlamlı armağan” olduğunu söyledi.

NATO toplantısı için gelen 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarına tabanca hediye edilmesini yadırgamayan, çok doğru bir armağan olduğunu söyleyen AK Partililer de oldu. Örneğin Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Grubu Başkanı Tuğrul Türkeş, tabancanın çok yerinde, doğru seçilmiş bir armağan olduğunu söyledi. Nedenini ise şöyle açıkladı:

HER BABAYİĞİDİN HARCI DEĞİL

“Türkiye, çeyrek asır içindeki çok önemli bir uluslararası organizasyona imza attı. NATO toplantısının Ankara’da yapılması azımsanacak bir şey değil. Bunun için çok büyük gayretler gösterildi. Türkiye ile İran arasında 560 kilometrelik sınırımız var.

İran, savaş hali içindeyken NATO toplantısının Ankara’da yapılmasını sağlamak her babayiğidin harcı değil. Dost, düşman, muhalefet dahil herkesin bir kere bu hakkı teslim etmesi gerekir.

TABANCA, NATO’NUN RUHUNA UYGUN

Türkiye Cumhuriyet devleti, Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere dört dörtlük bir organizasyona imza attı. Armağan edilen silah çok konuşuldu, Türkiye’yi hırpalamaya kalkanlar olsa da, armağanlar NATO’nun ruhuna ve mevcut dünya konjonktürüne uygun seçilmiş. Bu seçim, tam bir devlet aklıdır.

Ama bazı liderler bir tabancayı alıp memleketine götüremiyorsa, dünyanın savunması hakkında da çok kolay konuşamaz. Yani ‘Ay ben bunu ülkeme nasıl götüreceğim?’ diyor. Aslanım, bir hediye tabancayı memleketine götüremiyorsan Avrupa’nın güvenliğini, Ukrayna’nın güvenliğini seninle nasıl konuşacağız? Yani sen, kendi elini kolunu bağlıyorsun, ondan sonra da iş yapacaksın?”

TABANCA DEĞİL, PAPATYA MI VERSEYDİK?

AKP hükümetinde daha önce devlet bakanlığı görevinde de bulunan Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’e, “Tabanca armağan edilmesi iyi bir seçim mi?” diye bir kez daha sordum. Yanıtı şöyle oldu:

“Evet, tabanca verilmesi çok iyi oldu. NATO toplantısında ne verecektik? Papatya mı verseydik? Türkiye’nin yüzlerce çeşit hediyesi vardır ama devlet aklı tabancaya karar verdi. Şunu söyleyeyim: Bakanlık yaptığım dönemde birkaç devlet büyüğüne hediye konusundaki toplantılara girdim-çıktım. Biliyorum ki tabanca verilmesine de devlet aklıyla karar verildi. Doğru, akıllıca bir karardı. NATO, Avrupa’nın ve dünyanın güvenliğiyle ilgili bir organizasyon. Günün anlam ve önemine en uygun armağan oldu.”

Üç bin civarında gazeteci zirveyi izledi. Yabancı ülkelerden gazeteciler toplantıyı izlemek için gelirken, Türkiye’de bulunan gazetecilerin, televizyon temsilcilerinin alınmaması gerçekten insanın içini acıtıyor. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın, bu kronikleşmiş sorunu çözmesini de yürekten dilediğimizi eklemek istiyorum.

Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin’e önemli bir hatırlatma

Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin, ders kitaplarında “Kurtuluş Savaşı” yerine “Milli Mücadele” yazılacağını belirtti, “Neyden kurtuluyoruz ki, Kurtuluş Savaşı diyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” dedi. Bu açıklamaya AKP içinden de tepkiler oldu. Örneğin Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’in, bakanın sözlerine yanıtı, “Kurtuluş Savaşı, Türk’ün ateşle imtihanıdır. Nokta” oldu.

Tuğrul Bey ile konuşurken, bu konuyu açmasını söyledim. “Aslında bu konuda bakana uzun bir şey söylemek caiz değil. Yani herkesin bir fikri var ama yanlış fikri olanı da uyarmak da bizim görevimiz” dedi. Türkeş, şöyle devam etti:

“Yani herkesin muhakkak ki bir fikri var. Bu doğru olabilir, eksik bilgi kaynaklı olabilir. İyi bir Türk milliyetçisi olarak şunu söyleyeyim: İstanbul’u istila eden İngilizler İstanbul’u bırakıp gidecekler. İngilizler, Ankara’ya haber yolluyorlar. ‘İstanbul’u teslim edeceğimiz birini yollayın’ diyorlar.

ATATÜRK’ÜN SEÇTİĞİ İSİM

Mareşal Fevzi Çakmak, o dönemin bütün Osmanlı paşaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları hepsi Atatürk’ün etrafında yeni bir Ankara kuruyor. Yeni meclis, yeni bir Cumhuriyetin temellerini atılıyor. Büyük bir ufku gören devlet adamı Atatürk, Yusuf Akçura’yı çağırtıyor, ‘İstanbul’u bize geri verecekler, siz gidip teslim alınız’ diyor. Yusuf Akçura başkanlığındaki heyete, İstanbul teslim ediliyor. Şimdi bu vesileyle bunu bilen, bilmeyen herkese bir hatırlatmakta fayda var.”

Yusuf Akçura, İtilaf  Devletleri işgali altındaki İstanbul’u 6 Ekim 1923’te TBMM adına resmi bir tutanakla teslim aldı. Atatürk’ün emriyle İstanbul milletvekili sıfatıyla görevlendirilen Akçura, işgal güçlerinin temsilcileriyle masaya oturarak devir-teslim anlaşmasını imzaladı ve bu tarihi sürecin diplomatik başrolünü üstlendi. Atatürk’ün onayıyla gerçekleşen bu devir teslim işlemi, İstanbul’u ikinci bir fetih edasıyla Türk Ordusu’nun girişine hazır hale getirdi. Türk Ordusu 7 Ekim 1923’te şehre girip kontrolü sağladı.

Yusuf Akçura, Türk Tarih Kurumu’nun kurucu üyelerinden. Dört dönem milletvekilliği yapan Akçura’nın, 1904 yılında yayımladığı “Üç Tarz-ı Siyâset” başlıklı makalesi Türkçülük akımının manifestosu olarak kabul ediliyor.

Yazarın Diğer Yazıları