Bir dönem dünya ekonomisini anlamak için tek bir anahtar yeterliydi. Petrol ve dolar.
Petrol satılırdı... Dolar kazanılırdı... O dolar yine Amerikan tahvillerine dönerdi. Buna petrodolar sistemi denirdi. 1974’ten beri ABD’nin düzeni buydu.
Bugün o sistem hâlâ ayakta. Ama artık yalnız değil. Madalyonun bir de diğer yüzü var. Ve o yüz çok daha karanlık, çok daha karmaşık.
★★★
Hikayeyi denizin ortasından başlatalım. Çünkü bu yeni sistem karada değil, açık denizde kuruluyor.
Bugün Çin’i çevreleyen sularda, gözle görülmeyen bir petrol ağı var. Tankerlerin içinde bekleyen, limana uğramayan, kaydı bulanıklaştırılmış petrol...
Yaklaşık 150 milyon varil İran ham petrolü, “floating storage” dediğimiz yüzer silo (depolama) yöntemiyle denizin ortasında tutuluyor.
Bu petrol aslında satılmış. Ama ortada klasik bir satış yok. Çünkü bu ticaretin amacı para kazanmak değil ambargoyu aşmak.
★★★
İran petrol satıyor ama karşılığında para almıyor.
Sistem şöyle çalışıyor...
Çin’de uluslararası denetimden kaçabilen bağımsız küçük rafineriler, “teapot” (çaydanlık) olarak bilinen şirketler, İran petrolünü satın alıyor. Ama bu alım limanda yapılmıyor. Açık denizde, iki tanker arasında...
İran önce petrolünü Hürmüz’den yolluyor. Bu petrol silolara konuluyor.
Daha STS (tankerden tankere) transferiyle kritik hamle geliyor. Küçük şirketlerin tankerleri petrolü kendi şileplerine çekiyor. Ama karıştırarak...
“Blending” denilen bu işlemle İran petrolünün kimliği kayboluyor. Yani o petrol artık “İran petrolü” olmuyor.
★★★
Peki para?
İşte sistemin en kritik kırılma noktası burada.
Çinli alıcı şirket, çoğu zaman bir paravan yapı, petrolü alıyor. Ama parayı İran’a göndermiyor. Çünkü gönderirse yaptırımlara takılır.
Onun yerine parayı Şanghay, Dubai, Singapur’da Çin’e ait bir fona yatırıyor.
Yani İran petrol satıyor... Ama nakit elde etmiyor.
Peki karşılığında ne alıyor?
“Değer...”
O fondaki para, İran’da faaliyet gösteren çoğu müteahhit Çinli şirketlere ödeniyor. İran’da yol yapıyorlar... Baraj, nükleer santral, sığınak vs. kuruyorlar... Altyapı inşa ediyorlar.
Yani petrolün geliri, Tahran’a giren serbest bir nakit akışı oluşturmuyor. İran içinde, Çinli müteahhitlerin alacaklarını kapatıyor. Müteahhitler petrol karşılığı, yatırılan yuan ile İran’da iş yapıyorlar.
Bu artık ticaret değil. Bu kapalı devre bir ekonomik sistem.
★★★
Üstelik bu sistem, İran’ı izole etmiyor. Tam tersine... Onu yeni bir blokun içine yerleştiriyor.
İran, tüm yaptırımlara rağmen BRICS’e katıldı. Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girdi.
Ve belki daha da önemlisi...
2023’te Çin, İran ile Suudi Arabistan arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına aracılık etti.
Yani Çin sadece ticaret ortağı değil. Aynı zamanda jeopolitik mimar.
İran’ı sistemin dışına itmek yerine... Alternatif bir sistemin içine çekiyor.
★★★
Üstelik sistem sadece ticaretle sınırlı değil. Finansal mühendislik burada bitmiyor.
Bu döngünün riskini kim üstleniyor? Tabii ki Çin devleti.
Sinosure denilen Çin’in ihracat ve kredi sigorta kurumu, İran’da iş yapan Çinli şirketlerin bu sistemden doğan risklerini sigortalıyor.
Yani sadece ticaret değil... Risk de merkezileştirilmiş.
Ve bu mekanizma giderek genişliyor.
Petrol sevkiyatı geçekleştikçe karşılığında dron motorları, elektronik bileşenler, roket yakıtı kimyasalları gibi “çift kullanımlı” ürünler de bu ağ üzerinden İran’a hareket ediyor.
Raporlara göre Çin’den çıkan 1000 tonluk bir sevkiyat, yaklaşık 260 orta menzilli füze üretiminde kullanılabilecek kapasiteye sahip.
2025 ortasında ise İran’ın Çin’den binlerce ton füze yakıt bileşeni siparişi verdiği ortaya çıktı. Yani bu sistem aynı zamanda askeri bir tedarik hattı.
★★★
Şimdi tabloyu büyütelim. Bir tarafta petrodolar sistemi var. Diğer tarafta ise...
Yuan ile yapılan enerji ticareti, açık denizde kimliği silinen petrol, paravan şirketler,
Çin’de tutulan fonlar ve mal-hizmet üzerinden çalışan bir takas ekonomisi...
Bu yeni yapıya petroyuan sistemi deniliyor.
Petrodolar dünyayı şekillendirdi. Amerika’ya ülkelere yaptırım koyma, onların paralarına bloke koyma, siyasete müdahale ve rejim değişikliği hakkı verdi.
Ama bugün...
O dünyanın gölgesinde, sessizce başka bir sistem kuruluyor.
Ve bu kez savaş... Tanklarla değil, tankerlerle yapılıyor.