Hafta başında tarihçi İlber Ortaylı’nın fani vücudu toprağa verildi. Ancak o, daha nice yıllar, aramızda yaşamaya devam edecektir. Enformasyon teknolojisinde gelişmeler, evrenin dördüncü boyutu denen zamanı ete kemiğe büründürmüştür. Bilgisayardan veya akıllı telefondan internete girilince zamanda yolculuk başlıyor. Kayda alınmış her şey adeta “canlıya” dönüşüyor. İlber Ortaylı da özellikle Yaşar Nuri Öztürk ve diğer popüler bilim insanları gibi bizi “eğlendirerek bilgilendirmeye” devam edecektir. Bu imkânı geniş kitlelere ulaştıran da gazeteci Fatih Altaylı’dır. Fatih Altaylı’nın adını anınca, Murat Bardakçı’dan bahsetmemek olmaz. Gerek Fatih’i ama özellikle Murat’ı, Hürriyet’teki yıllarımdan (1983-2013) tanırım. Murat, derya deniz bir uzman gazetecidir. Şimdiye kadar kendisine kaç üniversite tarih dalında Fahri Doktora verdi bilmiyorum ama korkarım bu sayı sıfırdır. Bu bapta, eski program ortaklarından Milli Savunma Üniversitesi Rektörü tarih profesörü Erhan Afyoncu harekete geçse çok isabetli bir iş yapmış olur. İlber Ortaylı denince anmamız gereken diğer hoca, yerbilim profesörü “malumatfuruş” Celal Şengör’dür.
TARİH BİLİM MİDİR?
Bu soru İngilizcede “Is history a science or an art?” yani “Tarih bir bilim mi yoksa sanat mıdır?” şeklinde sorulur. Ancak bu soru bağlamında “art” sözcüğünün Türkçesi “sanat” değil, “temeli fizik olmayan bilim”dir. Mesela matematik bir sanattır. Nitekim Amerikan üniversitelerindeki “School of Arts and Sciences”ın ülkemizdeki karşılığı “Fen ve Edebiyat Fakültesi”dir. Bilim, evrendeki olayların “sebep sonuç bağlantısını” açıklayan bilgiler demektir. Bilimsel çalışma, kuramdan uygulamaya (teoriden pratiğe) doğru şu sırada yürütülür: 1. Gözlem. 2. Tanım ve tasnif. 3. Hipotez tasarımı. 4. Deney, sınama ve kanıtlama. 5. Yasalaştırma. 6. Modelleme ve kestirim. Tarihçiler, geçmiş olayları gözlemleyemez ve laboratuvarda deneyleyemez. Dolayısıyla tarihe, “kanıta dayalı” bilim demek doğru olmaz. Bu yüzden tarih çok tartışmalı bir alandır. Geçmiş olayları “ne, ne zaman oldu” sorusuyla birlikte “ne, niçin oldu” sorusuna cevap verecek şekilde incelemek bilimsel tarihçiliktir.
İLBER ORTAYLI’DAN NE ÖĞRENDİM
Tarihçinin siyasi/dini tercihini ve değer yargılarını yansıtmayan tarih yoktur. Çünkü tarihçilerin kanıt olarak kullandığı belgeler de böyledir. Kullanacağı belgenin çapraz tahkikini yapan, dil bilen, dünya görmüş ve bilimsel namusu olanıyla, ideolojik saplantılı tarihçi bir değildir. İlber Ortaylı belki büyük bir tarihçi değildi. Bunu ben bilemem. Ama temelde bir bilim insanıydı. Hayranlık uyandıran bir belleği ve olaylar arası bağlantı kurma yeteneği vardı. Biraz tahammülsüzdü, iyi dinleyici değildi. Ben kendisinden hem Osmanlı hem de Cumhuriyet ile gurur duymanın mümkün olduğunu öğrendim. Son dönem padişahların hain olarak nitelemesini asla kabul etmedi. Olayları, cereyan ettiği zemin ve zamana göre değerlendirdi. Laikliği savundu ama İslam’a saygıda kusur etmedi. Gelibolu’ya gömülmek istemişti. Fatih Camii Haziresi’ne defnedildi. Bu izni verenler isabetli hareket etmişlerdir. Aynı avluda yatan Halil İnalcık ve Kemal Karpat da benim ODTÜ’de hocalarımdı. Bu da bana çok ufak da olsa bir gurur vesilesi teşkil etti.
SON SÖZ: Tarihten ders alınır, husumet çıkarılmaz.