Tarikat rezaletleri

Sevgili okurlarım, Kurtuluş Savaşı döneminde Türkiye’de büyükelçi unvanıyla görevli bir Sovyet temsilcisi vardı.

Bizim açımızdan bakıldığında özellikle çok değerliydi çünkü yeni Türk devletini tanıyan ülkelerin başında Sovyetler Birliği geliyordu. Diğer iki temsilci Afganistan ve Azerbaycan idi.

Sovyetler Birliği Büyükelçisi Semyon İvanoviç Aralov Ankara’ya geldi.

Mustafa Kemal Paşa ile yakın dost oldular ve birlikte Anadolu gezileri yaptılar. Aralov bu vesile ile savaşan Türkiye’yi daha iyi tanıma fırsatı buldu.

Rusya’ya dönüşünde çok ilgi çeken bir kitap yazdı:

“Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları.”

Bizim savaşımızı bir yabancının gözüyle anlatan ilk kitaptı.

★★★

Günün birinde Atatürk’ün davetiyle bir Anadolu gezisine çıktılar...

Bu arada Konya’ya da uğradılar. Kenti geziyorlardı.

Yolları bir medreseye düştü. Konya’da ve Anadolu’nun dört bir yanında böyle nice medreseler vardı.

O dönemde Osmanlı’dan kalan utandırıcı bir gerçek vardı.

Medrese talebeleri askere alınmazdı!

Başka bir deyişle, askerlikten kaçan herkes çözümü medreselere sığınmakta bulurdu.

Bunlara o medreselerde sözüm ona ‘Müslümanlık’ öğretilir, içerideki softalar yan gelip yatardı. Başlarında sarıklı takkeli hocalar olurdu.

★★★

Aralov kitabında çok ilginç bir olay anlatıyor...

Medreseye birlikte giriyorlar. İçeride yan gelip yatan bir sürü genç adam var.

Atatürk bu manzarayı görünce çok kızıyor ve tepki veriyor:

“Vatanımız düşmanlar tarafından işgal edildi. Bu vatanın evlatları cephelerde savaşıyor, can verip şehit düşüyor. Sizler o kadar sağlıklısınız ki yanaklarınıza iğne batırsak hepinizin suratından kan fışkırır. Ama siz buralarda ense yapıyorsunuz...”

Bu manzaraya tanık olan Aralov şaşkın ama Atatürk’ün mavi gözlerinde yine şimşekler çaktığını görüyor.

Belli ki kafasında zaten yer alan bazı konuları yine aynen düşünüyor.

“Şimdi henüz erken. Önce savaşı kazanmalıyız. Gereğini zamanı gelince elbette yapacağız.”

★★★

Ordumuz savaşıyordu. Müslümanlıkla, dinimizle uzaktan yakından ilgisi olmayan bu yobazlar güruhunun ilk isyanları memleketin çeşitli bölgelerinde patladı.

Düzce, Gerede, Konya, Yozgat...

Onları 1925 yılında Doğu’daki Şeyh Sait isyanı ve daha niceleri izledi. Dinci kesim her yerde ayaklanıp Mehmetçiğe kurşun sıkıyordu.

İsyanların her birinde bir tek özellik vardı.

Padişaha sahip çıkmak, Osmanlı’daki dinci yönetimi aynen sürdürmek.

★★★

Cumhuriyet ilan edildi ama tavırları hiç değişmedi. Önce yeraltında örgütlendiler, sonra yerüstünde!

Tarikatlar, cemaatler, dinci vakıflar oluştu.

Ellerinde nereden geldiği belli olmayan muazzam miktarda paralar vardı. Artık her biri sahaya inmişti.

Sonraki yıllarda adını o günlere kadar hiç duymadığımız tarikatlar ve cemaatler vardı.

Örneğin ticaniler piyasaya çıktı. Başlarında Kemal Pilavoğlu vardı. Türkiye’nin dört bir yanında Atatürk heykellerini ve büstlerini çekiçle kırıyorlardı.

Sonra başkaları piyasaya çıktı.

Nurcular, Süleymancılar, Menzilciler, Fetöcüler vesaire!.

Bunlar örgütlenme işini doğrusu iyi biliyordu! Ellerinde para basma matbaası gibi çalışan vakıflar ve milletten topladıkları büyük bağışlar vardı. Atatürk’ün kurduğu devletin önemli bir takım parasal olanaklarını kısa sürede ellerine geçirdiler... Devletin Diyanet’i bile siyasi iktidarların kucağına çekilmişti.

★★★

Bütün dünyada Müslüman alemine örnek olan ‘Türk devrimleri’ hemen başlatıldı. İlk devrim padişahlığın kaldırılması idi.

Sonra bütün devrimler birbirini izledi. Halifelik kaldırıldı, harf devrimi yapıldı. Tekkeler ve medreseler kapatıldı, Batı takvimine geçildi, kadın hakları verildi, Medeni Kanun yürürlüğe girdi ama bu dinci güruh pes etmedi...

Günümüzün AKP iktidarı ve daha önceki bazı iktidarlar güçlerinin çoğunu bunlardan almış durumda. Ama bunları doyurmak bir türlü mümkün oluyor. Size iki kısacık örnek vereyim.

Eskişehir ve Adıyaman’da örgütlü Menzil tarikatı oralarda köy adında iki büyük kent kurdu. Müritlerin paralarını topladılar, şimdi şeyhleri arasında trilyonluk miras kavgası sürüp gidiyor.

Süleymancılardan birinin evinde iki gün önce yapılan aramada net 200 kilo külçe altın bulundu.

Tarikatlara ve cemaatlere siyaset ve ticaret bulaştı. Memleketin büyük kaynaklarını onların emrine sunan AKP iktidarının marifetleri (!) bunlar.

Önce seçimlerde Allah, din iman diyerek oylarını alıyorlar, sonra her şey zora girdiğinde aynen Fetö olayında olduğu gibi üzerlerine gidiyorlar ama iş işten geçtikten sonra...

Şimdi ikinci bir Atatürk’ümüz yok ki bunların üzerine gitsin, devrimleri yeniden yapsın!

Atatürk’ümüz yok ama bol miktarda Recep Tayyip’ler var!

Yazarın Diğer Yazıları