Tek başlarına sağlık deposu ancak bir araya geldiklerinde 'zehir' oluyorlar

Beslenme alışkanlıkları vücudumuzun genel sağlığını ciddi şekilde etkiliyor. Dengeli ve düzenli bir beslenme rutini ile genel sağlığımızı geri kazanabilirken yanlış beslenme önerilerini takip etmek ise hem gıdaların sağlıklı yapısından faydalanmamızı imkansız hale getiriyor hem de gıdaları adeta zehre dönüşüyor.

Sağlıklı bir yaşam sürmek adına beslenmemize dikkat etmeye çalışırken, aslında tabağımıza neleri koyduğumuz kadar, hangi gıdaları bir arada sunduğumuzu gözden kaçırabiliyoruz. Besinlerin kendilerine has kimyasal yapıları, bazı durumlarda yan yana geldiklerinde birbirlerinin olumlu etkilerini tamamen sıfırlayabiliyor.

Hatta bu durum sadece faydayı yok etmekle kalmıyor; sindirim sistemimizi yorarak vücutta toksin birikmesine zemin hazırlayabiliyor ve bünyede beklenmedik rahatsızlıklara yol açabiliyor. Günlük yaşamımızda sofralarımızdan asla eksik etmediğimiz, ancak yan yana geldikleri andan itibaren sağlığımız için gizli birer tehdide dönüşen bazı popüler kombinasyonların arkasında ise tamamen biyokimyasal gerçekler yatıyor.

BALIK VE YOĞURTTA HİSTAMİN KRİZİ

Halk arasında nesilden nesile aktarılan en yaygın inanışlardan biri balık ile yoğurdun birlikte tüketilmemesi gerektiğidir. Çoğu zaman bir şehir efsanesi gibi görülse de bu durumun temelinde ciddi bir tıp gerçeği bulunur. Balık, denizden çıkarıldıktan sonra tazeliğini yitirmeye başladığı andan itibaren içinde hızla histamin adı verilen bir protein türü biriktirir.

Benzer şekilde yoğurt, ayran ve diğer tüm fermente süt ürünleri de yapısal olarak yüksek miktarda histamin barındırır. Eğer tükettiğiniz balık yüzde yüz taze değilse ve siz onun yanında yoğurt tüketirseniz, vücudunuzdaki histamin miktarı bir anda tavan yapar. Yaşanan bu ani artış ise bireyde şiddetli mide bulantılarına, döküntülere ve hatta hayati risk taşıyan histamin zehirlenmelerine yol açabilir. Bu yüzden balığın tazeliğinden emin olunmayan durumlarda süt ürünlerinden uzak durup, tabağı bol limonlu yeşilliklerle doldurmak en güvenli yoldur.

KIRMIIZ ET VE AYRAN BİRBİRİNİ BİTİRİYOR

Bir diğer büyük savaş ise geleneksel mutfağımızın en sevilen ikilileri arasında, yani kırmızı et ile ayran veya yoğurt arasında yaşanır. Kebapçıya gittiğimizde hemen söylediğimiz o buz gibi ayran, aslında tam bir demir hırsızıdır. Kırmızı et, insan vücudu için biyolojik yararlılığı en yüksek olan kaliteli bir demir kaynağıyken, süt ürünleri ise tam aksine yoğun bir kalsiyum deposudur.

Vücuda alınan kalsiyum ve demir mineralleri, bağırsaklardan emilim aşamasına geçtiklerinde ne yazık ki tamamen aynı giriş kapılarını kullanmaya çalışırlar. Yapısal olarak kalsiyum demire kıyasla çok daha baskın bir karakter sergilediği için, etten alacağınız demirin bağırsaklar tarafından emilmesini neredeyse tamamen bloke eder. Bu hatalı eşleşme sizi o an aniden zehirlemese bile, uzun vadede kronik kansızlığa, sürekli devam eden halsizlik hissine ve bağışıklık sisteminin zayıflamasın.

ISPANAK VE YOĞURTTA KRİSTAL TEHLİKESİ

Çocukluğumuzdan beri ayrılmaz bir bütün olarak kabul ettiğimiz ıspanak ve yoğurt ikilisi de benzer bir mineral çatışmasının kurbanıdır. Temel Reis’ten beri demir deposu olarak bildiğimiz ıspanak, aslında yapısında çok yüksek oranda oksalat maddesi barındırır. Yoğurdun içindeki kalsiyum ile ıspanaktaki oksalat mide asidinde birleştiği andan itibaren çözünmesi imkansız olan kalsiyum oksalat kristalleri dönüşür. Bu hatalı birleşim sonucunda hem ıspanaktaki demir hem de yoğurttan gelecek olan kalsiyum vücut tarafından emilemeden doğrudan dışarı atılır. Durumun daha da düşündürücü boyutu ise, meydana gelen bu kristallerin zamanla böbrek kanallarında birikerek böbrek taşı oluşumunu tetikleyebilmesidir. Ispanaktan maksimum faydayı almak için üzerine yoğurt dökmek yerine bol limon sıkarak tüketmek çok daha sağlıklı bir yaklaşımdır.

YEMEKTEN SONRA MEYVE MAYALANDIRIYOR

Sadece ana yemekler değil, yemek sonrasındaki alışkanlıklarımız da sindirim sistemimizi doğrudan etkiler. Kuvvetli ve ağır bir akşam yemeğinin hemen üzerine keyifle yenen meyveler, midede tehlikeli bir fermantasyona neden olur. Meyveler özlerinde basit şeker bileşikleri barındırdıkları için normal şartlarda çok kısa bir sürede sindirilerek bağırsaklara geçerler. Ancak protein ve karbonhidrat yönünden zengin olan ana yemeklerin mide tarafından sindirilme süreci saatler sürmektedir.

Yemeğin hemen üzerine tüketilen meyve, midenin çıkış kapısında adeta uzun bir kuyrukta beklemek zorunda kalır. Sıcaklığı yüksek ve asidik özellikleri yoğun olan mide ortamında uzun süre mahsur kalan meyve, çok hızlı bir şekilde fermente olur, yani mayalanır. Bu mayalanma ise vücutta gaz ve asit salgılanmasını tetikleyerek kişide şiddetli şişkinliklere ve ilerleyen süreçte reflü ile gastrit gibi kronik mide rahatsızlıklarına yol açar. Bu yüzden meyveleri yemeklerin hemen ardından değil, ana öğünlerden en az iki saat sonra tek başına bir ara öğün olarak tüketmek gerekir.

DOMATES E SALATALIKTA C VİTAMİNİ KAYBI

Son olarak kahvaltı masalarının hiç ayrılmayan, adeta bir bütün olarak görülen ikilisi domates ve salatalık, biyokimyasal açıdan bakıldığında aslında birbirinin besinsel değerini baltalayan bir çifttir. Bu iki popüler sebzenin mide tarafından sindirilme süreleri ve bu süreçte ihtiyaç duydukları sindirim enzimleri birbirinden tamamen farklıdır. Bunun da ötesinde salatalık, içeriğinde askorbinaz adı verilen ve C vitaminini doğrudan parçalayarak yok eden özel bir enzim barındırır. Domates ise tam bir C vitamini deposudur. Bu iki sebze aynı anda mideye ulaştığında, salatalığın yapısındaki enzimler domatesteki zengin C vitaminini tamamen nöbetteyken imha eder. Üstelik iki sebzenin farklı hızlarda sindirilmeye çalışılması midenin asit dengesini altüst ederek gün içinde anlam veremediğiniz gaz, karın şişkinliği ve ciddi sindirim güçlükleri yaşamanıza neden olur.