Televizyondaki kariyerini bırakıp köye yerleşti: Organik tarım yaparak geçiniyor
Parlak televizyon kariyerini ve konforlu yaşamını tek bir kararla geride bırakıp nüfusu 50'yi bile bulmayan köye yerleşti. Büyük şehrin kaosunu arkasında bırakarak toprağa sarıldı ve organik tarımla geçimini sağlamaya başladı.
Büyük şehrin karmaşasından ve yoğun iş temposundan bunalan genç bir kadın, hayatını tamamen değiştirecek ezber bozan bir karara imza attı. İskoçya'nın batısındaki İç Hebridler adalar topluluğunda yer alan ve nüfusu 50'yi bile bulmayan ıssız Rum Adası'na taşınan eski gazeteci, aradığı huzuru ve gerçek mutluluğu bu vahşi coğrafyada buldu.
TELEVİZYONDAKİ KARİYERİNİ BİR GECEDE BIRAKTI
Glasgow'da televizyon haberciliği yaparken ve şehir hayatının tüm imkanlarına sahipken görev için gittiği Rum Adası'na ilk görüşte aşık olan genç kadın, bu büyülü coğrafyayı zihninden çıkaramadı. Bir süre sonra adadaki pansiyonu işletecek çift arandığına dair bir ilan görünce eşini de ikna ederek radikal kararı verdi. Sıradan bir salı günü işe kabul edildiklerini öğrenen çift, birkaç hafta içinde dairelerini boşaltıp kedilerini de yanlarına alarak feribotla bilinmezliğe doğru yola çıktı.
ORGANİK TARIM YAPARAK GEÇİMİNİ SAĞLIYOR
Büyük şehrin tüketim çılgınlığını ve hazır odaklı yaşam tarzını arkasında bırakan eski gazeteci, adaya yerleşir yerleşmez toprağa sarıldı. İşlettiği pansiyonun yanı sıra adanın çetin iklim şartlarına uygun olarak kendi sebze ve meyvelerini yetiştirmeye başladı. Doğal yöntemlerle ürettiği katkısız ürünler ve organik tarım faaliyetleri sayesinde hem ailesinin gıda ihtiyacını karşılayan hem de geçimini sağlayan genç kadın, kentteki masa başı işine kıyasla doğayla iç içe üretmenin huzurunu yaşadığını belirtiyor.
YAŞAMI HAVA DURUMUNA GÖRE DEĞİŞİYOR
Yaklaşık 650 bin nüfuslu metropolden sadece 50 kişinin yaşadığı Kinloch köyüne gelen aile, ada şartlarına uyum sağlamakta ilk başlarda zorlandı. Sert rüzgarlar yüzünden feribotların iptal olabildiği adada; doktora gitmekten gıda tedariğine kadar her şey hava durumuna bağlandı. Kış aylarında anakaradan tamamen izole kalma ihtimaline karşı dondurucularını dolduran ve yıllarca yetecek kadar çay stoklayan çift, zamanla yavaşlamayı ve doğanın ritmine teslim olmayı öğrendi.
KÖYLÜLERİN DAYANIŞMASI KORKULARI BOŞA ÇIKARDI
Sadece bir mil uzunluğundaki küçük köyde yaşamanın getirdiği endişeler, adalıların sıcak yaklaşımıyla yerini büyük bir güven duygusuna bıraktı. Taşındıkları ilk gün feribottan inen tüm ada sakinleri, çiftin eşyalarını taşımak için seferber oldu. Topluluk yemekleri ve köy meydanındaki sosyal etkinliklerle pekişen bu sıkı dostluk bağı, ailenin adayı gerçek evi olarak benimsemesini sağladı.
YILLAR SONRA ADADA DOĞAN İLK BEBEK OLDU
Adadaki bu güçlü dayanışma ortamı, çiftin ailelerini büyütme kararı almasını da sağladı. Uzun yıllardır yeni bir bebeğin doğmadığı adada hamile kalan genç kadın, taşındıklarının birinci yılında oğlu Cailean'ı kucağına aldı. Bu doğum adeta bir kıvılcım çaktı ve ardından adada başka bebekler de dünyaya gelmeye başladı. Sağlık hizmetlerine erişimin zorluğu ve sert hava şartları gibi engellere rağmen, büyük şehrin bitmeyen telaşından kaçan aile, Rum Adası'nın kendilerine hayal ettiklerinden çok daha fazlasını sunduğunu vurguluyor.