Türkiye'de keşfedildi, tartışma nedeni oldu
Türkiye’de keşfedilen anıtsal bir mezarın, efsanevi Frigya Kralı Midas’ın ailesinden bir kişiye ait olabileceği öne sürüldü. Ancak araştırmacılar arasında bu yorum konusunda görüş birliği bulunmuyor. Yeni bulgular, Frigya Krallığı’nın siyasi yapısına dair yerleşik kabulleri de tartışmaya açtı.
Keşfedilen mezar, M.Ö. 1200–675 yılları arasında varlık gösteren Frigya Krallığı’na ait bir tümülüs içinde yer alıyor. Sekizinci yüzyılda yaşamış olan ve “altın dokunuşu” efsanesiyle tanınan Kral Midas’ın ailesinden bir kişiye ait olabileceği düşünülen bu mezar, Frigya’nın başkenti Gordion’un yaklaşık 160 kilometre batısında bulunuyor. Araştırmacılara göre bu mesafe, Frigya’da siyasi gücün yalnızca başkentte toplanmadığını, Orta Anadolu’ya yayılmış bir yapı bulunduğunu gösteriyor.
Mezar, Türkiye’nin kuzeybatısındaki Bozüyük ilçesinde yer alan Karaağaç Tümülüsü içinde bulunuyor. Yaklaşık 8 metre yüksekliğe ve 60 metre çapa sahip olan tümülüs, çevredeki ovadan ise 30 metreden fazla yükseliyor. Alan, 2010 yılında uydu görüntülerinde tespit edilen kaçak kazı izleri sayesinde fark edildi ve 2013’ten itibaren akademik olarak kazılmaya başlandı.
Ocak ayında American Journal of Archaeology dergisinde yayımlanan çalışmada, Bilecik Üniversitesi’nden arkeolog Hüseyin Erpehlivan, mezarın mimarisini ve mezar hediyelerini inceledi. Erpehlivan’a göre ahşap mezar odasının anıtsal yapısı, Gordion yakınlarındaki seçkin mezarlarla karşılaştırılabilecek düzeyde. Ayrıca mezarda bulunan seramik kaplar ve bronz situlalar, başkentteki kraliyet mezarlarında ele geçen buluntularla benzerlik gösteriyor.
Araştırmacılar, mezar hediyeleri arasında Frigce bir isim taşıyan seramik kaplar ve savaş, av ve tören sahneleriyle süslenmiş bronz situlalar bulunduğunu belirtiyor. Bu tür situlaların daha önce yalnızca Gordion’daki ve Kral Midas’ın babası Gordias’a ait olduğu düşünülen “Midas Tümülüsü”nde belgelenmiş olması, mezarın M.Ö. 740–690 yılları arasına tarihlendirilmesine yardımcı oluyor. Bu durum, gömülen kişinin yerel bir kraliyet statüsüne sahip olabileceği ya da Midas’ın ailesiyle bağlantılı olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.
Buna karşın Erpehlivan, mezarın mutlaka bir kraliyet mensubuna ait olmayabileceğini de vurguluyor. Zengin mezar eşyalarının, kral ailesiyle ilişkili önemli bir kişiye verilen diplomatik hediyelerin sonucu olabileceği, örneğin bölgenin bir yöneticisine ait olabileceği ihtimali de değerlendiriliyor. Bazı uzmanlar da situlaların varlığının doğrudan kraliyet bağına işaret etmediğini savunuyor.
Tümülüs içinde insan kemikleri bulunmuş olsa da, araştırmacılar bunların mezarın asıl sahibine ait olmadığını düşünüyor. Kemiklerin bir kısmının tümülüs inşa edilmeden önce bölgede bulunan eski bir mezarlıktan, bir kısmının ise daha sonraki dönemlerde yapılan gömülerden kaldığı belirtiliyor. Buna rağmen Karaağaç Tümülüsü, geçirdiği yaklaşık üç bin yıllık kullanım süreciyle arkeologlar için benzersiz bir örnek olarak değerlendiriliyor.