Türkiye'nin konuştuğu elektrik faciasının sorumlularına 'ödül' gibi ceza!
Geçen yıl yaşanan felakette evlerinin yanındaki sulama kanalının kenarında oynayan 6 yaşındaki Özlem suda ellerini yıkamak isterken elektrik akımına kapıldı. Kızının çırpındığını gören Cennet Üstün de panikle suya atlayıp kurtarmaya çalışırken akıma kapıldı. Olay sonrası gözaltına alınan 9 şüpheliden 4'ü tutuklandı. İhmaller zincirinin sorumluları için mahkemeden çıkan karar acılı aileyi hayal kırıklığına uğrattı. Mahkeme sanıkların suçu işlediğini sabit gördüğü halde 3 yıl 4 ay ceza verdi.
Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, anne Cennet Üstün ile 6 yaşındaki kızı Özlem Üstün’ün elektrik akımına kapılarak hayatını kaybettiği olaya ilişkin yargılama tamamlandı. Mahkeme, ayrıntıları gerekçeli kararda açıklanmak üzere; sanıklardan 5’inin beraatine, 4 sanığın ise Türk Ceza Kanunu’nun 22/3 ve 85/2. maddeleri kapsamında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan ayrı ayrı 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi.
KABLOLAR FARK EDİLMİŞ AMA ÇALIŞMA DURDURULMAMIŞ
Yargılama sürecinde dosyaya sunulan bilirkişi raporları, tanık anlatımları, kamera kayıtları ve kolluk ifadelerinde; olaydan önce bölgede yürütülen kazı çalışmaları sırasında yer altı elektrik hattının zarar gördüğü, bazı sanıkların kabloyu fark etmelerine rağmen çalışmanın durdurulmadığı ve ilgili kurumlara herhangi bir bildirim yapılmadığı yönünde tespitler yer aldı.
İddia makamı esas hakkındaki mütalaasında, sanıkların meydana gelebilecek ölüm neticesini öngörebilecek durumda olmalarına rağmen gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmediklerini değerlendirerek bilinçli taksir hükümlerinin uygulanmasını talep etmişti.
SORUMLULAR İÇİN, 'CEZAİ SORUMLULUK' BULUNMADI
Mahkeme, dosya kapsamındaki delilleri değerlendirerek bazı sanıklar yönünden kusurun sabit olmadığı kanaatine varırken, mahkûmiyet kararı verilen sanıklar yönünden ise kazı faaliyetinin yürütülmesi ve kontrol süreçlerindeki ihmaller nedeniyle cezai sorumluluk bulunduğu sonucuna ulaştı. Ayrıntılı hukuki değerlendirme ve kusur tespitinin gerekçeli kararın yazılmasıyla birlikte netleşeceği öğrenildi.
'BEN ORAYA İNSAN GÖMDÜM, BUNUN YATARI BU MU?'
SÖZCÜ'ye konuşan acılı baba isyan ederek şu ifadeleri kullandı:
"Kararı bugün öğrendim. Ufak oğlumla biz böyle kaldık. 80 yaşında annem ve çocuğumla kaldık. Bu mu yatarı cezası yani? Benim annemin çocuğumun suçu ne? Böyle adalet mi olur? Böyle insan hakları mı olur? Büyük bir ihmal var bu mu Türkiye'nin adaleti? Ülkenin her yeri yol geçen hanı gibi. Kazı yaparken görgü şahitleri bu kablo açılmış sıkıntı olur dedi. Yetkililerin haberi bile olmamış durumdan. Ben oraya insan gömdüm başka bir varlık gömmedim. Bunun yatarı bu mu? Bu ülke zenginlerin ülkesi mi? Bir hakim kararı verirken elini vicdanına koymalı. Siyasi olmamalı. Garibanın hakkı yok mu? İnsan değil mi gariban? Böyle hukuk böyle devlet olur mu? Böyle bir adalet olur mu?"
'BU DAVA NE ÇABUK BİTTİ?'
Özlem Üstün'ün acılı kayınvalidesi gelini ve torununu gözleri önünde kaybetti. Acılı anne şu ifadeleri kullanarak isyan etti:
"Ben gelinimi torunumu ikisini 2 dakika içinde kaybettim. Gelinim benim kızım gibiydi. Bu dava ne çabuk bitti ne çabuk onaylandı? Ben bu çocukla kaldım ben yaşlıyım günah yazık. Azıcık elinizi vicdanınıza koyun.
'BU KADAR HAFİF BİR YAPTIRIM KABUL EDİLEMEZ'
Avukat Büşra Kapan, 'verilen karar adalet duygusunu karşılamadı' diyerek şu açıklamayı yaptı:
"Bugün Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dosyada, iki canın yitirilmesine neden olan olay bakımından verilen karar, bizim açımızdan asla adalet duygusunu karşılamamıştır.
Bu dosyada, küçücük bir çocuğun ve annesinin yaşamını yitirmesine yol açan son derece ağır bir ihmal, açık bir sorumluluk zinciri ve göz göre göre büyüyen bir tehlike vardır. Buna rağmen yargılama sonunda 5 sanık hakkında beraat kararı verilmiş, 4 sanık hakkında ise yalnızca 3 yıl 4 ay hapis cezası kurulmuş; ayrıca hükümle birlikte tutuklama talebimiz de reddedilmiştir.
'OLAY SIRADAN BİR İHMAL DOSYASI DEĞİL'
Biz açıkça ifade ediyoruz: Bu olay, sıradan bir ihmal dosyası degildir. Bu olay, gerekli izinler alınmadan, gerekli denetimler yapılmadan, gerekli güvenlik önlemleri sağlanmadan ve ortaya çıkan tehlike ortadan kaldırılmadan sürdürülen bir süreç sonunda yaşanmıştır. İki insanın hayatına mal olan böylesine ağır bir olay karşısında verilen bu karar, ne vicdanlarda karşılık bulmuştur ne de adalet beklentisini tatmin etmiştir.
Mahkemece verilen ceza miktarı ve beraat kararları, meydana gelen sonucun ağırlığıyla kesinlikle orantılı değildir. İki kişinin ölümüne neden olan bir olayda, özellikle dosya kapsamındaki deliller, resmi yazılar, bilirkişi tespitleri, görüntü kayıtları ve çelişkili savunmalar birlikte değerlendirildiğinde, bu sonucun bu kadar hafif bir yaptırımla geçiştirilmesi kabul edilemez.
'ŞÜPHELİLER İFADELERİNİ DEĞİŞTİRDİ'
Hükümle birlikte tutuklama talebimizin reddedilmiş olması da ayrıca kamu vicdanını yaralamıştır. Çünkü burada yalnızca geçmişte yaşanmış bir ihmal değil, sorumluluktan kaçınan, çelişkili beyanlarla süreci perdelemeye çalışan ve ortaya çıkan ağır sonuca ragmen gerçek anlamda hesap vermeyen bir tablo bulunmaktadır. Şüpheliler ilk ifadelerinde kabloyu gördüğünü havaya kalktığını ama sadece gözle muayene edip çalışmaya devam ettiklerini belirttiler. Bu durumun ardından herhangi bir kuruma da bilgi vermemişler. Şüpheliler sonraki duruşmada tamamen ifadelerini değiştirerek; 'tanıkları görmedik kablo görmedik' dediler.
'BU KARAR BİZİM İÇİN BİR ADALET DEĞİLDİR'
Biz aile adına şunu net biçimde söylüyoruz: Bu karar bizim için kesinleşmiş bir adalet değildir. Bu karar, sadece hukuk mücadelesinin bir aşamasıdır. Karara karşı bütün kanun yollarına başvuracağız. İstinaf dâhil olmak üzere gerekli her türlü hukuki girişimi sonuna kadar sürdüreceğiz. İki canın hesabı, bu kadar hafif bir sonuçla kapatılamaz.
'DENETİMSİZLİĞİN NELERE MAL OLABİLECEĞİNİ GÖSTEREN ACI BİR ÖRNEK!'
Buradan kamuoyuna da çağrımızdır: Bu dosya sadece bir ailenin dosyası değildir. Bu dosya; denetimsizliğin, sorumsuzluğun, koordinasyonsuzluğun ve cezasızlık algısının nelere mal olabileceğini gösteren çok acı bir örnektir. Bugün adalet tam olarak tecelli etmemiş olabilir; ancak biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Cennet Üstün ve Özlem Üstün için, onların yarım kalan hayatları için, geride kalan aile için ve benzer faciaların bir daha yaşanmaması için hukuki mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz."