Türkiye ve İsrail

NATO’nun 32. Zirve Toplantısı Türkiye’nin ev sahipliğinde Ankara’da yapıldı. 17. NATO Zirvesi de AKP iktidarının ikinci yılı olan 2004’ün Haziran ayında İstanbul’da yapılmıştı. Bu son toplantının, Türkiye’de ve de Ankara’da yapılmasından çok memnunum. Başkan Erdoğan bu toplantının ev sahipliğini üstlenirken bir yerde Türkiye’nin Batı bloğundan ayrılmaya niyeti olmadığı mesajını vermiştir. Ayrıca bu toplantı, hem TC’nin başkentinin Ankara olduğunu dünyaya bir kez daha hatırlatmış hem de Ankara’nın “marka değerini” artırmıştır. Türkçede “Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşır” diye bir deyiş vardır. İhtilafların diyalog yoluyla çözülmesi denen şey de budur. Başkan Erdoğan “Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz” deyip duruyor. Tahmin ediyorum, NATO zirvesine katılan tüm devlet ve hükümet başkanları da bu sözün altına imzalarını atar. Ama bu toplantının “ana teması” üye ülkelerin (herhalde barışı korumak için olsa gerek) askeri harcamalarını milli gelirlerinin %5’ine çıkarılmasıydı. Çifte standart, ulusal veya uluslararası ilişkilerde her zaman ve her yerde geçerli “tek” kuraldır.

‘ERDOĞAN’I DA NETANYAHU’YU DA SEVİYORUM’

Bugün Türkiye vatandaşları arasında “en sevmediğin ülke hangisi” konulu bir kamuoyu araştırması yapılsa, herhalde İsrail birinci çıkar. Anketin ikinci sorusu “en sevmediğin devlet adamı kim” olsa, Benjamin Netanyahu (Türkçesi: Bünyamin Hüdaverdi) açık ara “nefret edilme şampiyonu” olur. Ancak aynı anketler başka ülkelerde yapılsa hepsinde aynı sonucu vermeyebilir. Benim gözlemim, İspanya hariç başta ABD olmak üzere NATO üyesi olan ülke halklarının çoğunluğunun “İsrail, Filistinlilere gaddar davranmış olabilir ama tecavüze uğramış bir devlet olarak kendini savunma hakkı vardır; kaldı ki, bu savaşı da İsrail başlatmadı” diyeceğidir. Nitekim, NATO’nun patronu ve İsrail’in hâmisi Trump, Erdoğan’a iltifat ederken Netanyahu’yu da sevdiğini açıkça söylemekten çekinmedi. Hürmüz Boğazı’nda gemilere ateş eden İran’ı bombalama kararı vermekte de tereddüt etmedi.

BÜNYAMİN HÜDAVERDİ NATO TOPLANTISINA KATILSAYDI

Hal böyleyken şu veya bu şekilde Hüdaverdi Ankara’daki NATO toplantısına katılıp, Trump’ın da hazır bulunduğu üçlü bir toplantıda Başkan Erdoğan’la birkaç saat görüşseydi ne olurdu diye düşündüm. Sanırım Gazze’deki insanların ıstırabının azaltılması, İran’ın haklarının verilmesi ve Ortadoğu’da sadece ateşkesin değil kalıcı barışın sağlanması yönünde önemli bir “psikolojik” engel aşılabilirdi. Bugünkü şartlarda bu senaryo, tahmin ve tahayyül edilemeyecek kadar imkânsız duruyor. Ama ben “jeopolitik ve jeoekonomik” gerekçelerle Türkiye ile İsrail’in iş birliği yapmaya mahkûm olduğu kanaatindeyim. 1948’de kurulan İsrail Ortadoğu’nun haritadan silinemeyecek bir devleti olmuştur. Varlığını tahkim peşindedir. İçinde 7.5 milyon Yahudi ile 7.5 milyon Filistinli yaşayan İsrail “yayılmacı” bir politika izleyemez. Bu genişlemeye nüfusu yetmez. Hele hele bu amaçla Türkiye’ye sarkması söz konusu bile olamaz. Türkiye ile İsrail’in iyi geçinmesi, İsrail’i huzura kavuşturur.Türkiye’nin Batı Blokun’daki yerini güçlendirir. Ekonomik kalkınmasını ivmeler.

SON SÖZ: En büyük cihat sulhu inşa etmektir.

Yazarın Diğer Yazıları