Türklerin en çok öğrenmek istediği 2 dil: İngilizce ya da İspanyolca değil
Ne İngilizce ne de İspanyolca... Türkiye’nin dil haritası hiç olmadığı kadar keskin bir yarılma yaşıyor. Bir yanda yurt dışı rüyasıyla mantığını seçen profesyoneller, diğer yanda ekranlardan taşan kültür dalgasıyla kalbinin sesini dinleyen Z kuşağı... Kurslarda uzun bekleme listeleri oluşturan bu iki gizemli akımın perde arkasını aralıyoruz.
Türkiye'de son yıllarda dil öğrenme haritası köklü bir değişim geçiriyor. İngilizcenin artık bir artı değer değil, küresel bir standart olarak kabul edildiği günümüzde, Türk gençleri ve profesyoneller rotayı iki farklı uca çevirdi. Bir tarafta Avrupa’nın sanayi devi Almanya’nın dili, diğer tarafta ise Asya’nın popüler kültür kasırgası Güney Kore’nin dili yer alıyor. Dil kurslarında uzun bekleme listeleri oluşurken, iki farklı motivasyonla hareket eden bu iki dilin yükselişi, Türkiye'deki sosyal ve ekonomik eğilimleri de gösteriyor.
ALMANCAYA TALEP PATLADI
Son yıllarda Türkiye'deki dil kurslarında en büyük yoğunluk Almanca sınıflarında yaşanıyor ve bu dili öğrenmek isteyenlerin yaş ortalaması genellikle üniversite öğrencileri ile beyaz yakalı profesyonellerden oluşuyor.
Almancaya olan talebin bu denli dramatik bir şekilde artmasının arkasında ise tamamen ekonomik ve kariyer odaklı büyük motivasyonlar yatıyor. Bunların başında, Almanya'nın nitelikli iş gücü açığını kapatmak adına doktor, mühendis, yazılımcı ve sağlık çalışanlarına yönelik göç yasalarını esnetmesi geliyor. Bununla birlikte, üniversite mezunu olmayan gençlerin Almanya'da hem maaş alıp hem de meslek öğrenebildiği "Ausbildung" yani mesleki eğitim programlarına başvuru şartlarında en az B1 veya B2 seviyesinde Almanca aranması, kurslara olan akını hızlandırıyor.
Ayrıca Almanya’daki devlet üniversitelerinin ücretsiz olması da eğitimine Avrupa'da devam etmek isteyen Türk öğrencileri Almanca kurslarının kapısına yönlendiren bir diğer güçlü etken olarak öne çıkıyor. Sektör temsilcileri, eskiden İngilizce bilmenin iş bulmak için yettiğini ancak bugün özellikle mühendislik ve sağlık sektöründe çalışanların Almanya vizesi alabilmek için gece gündüz Almanca çalıştığını belirterek sınıflarda yer bulmanın neredeyse imkansız olduğunu vurguluyor.
GENÇLİK KORECE DİYOR
Almanca daha çok ekonomik geleceği güvence altına alma ve kariyer odaklı bir tercihken, Korece tamamen bir tutku, hobi ve yaşam tarzı tercihi olarak dikkat çekiyor. Özellikle Z kuşağı ve daha genç yaş grupları arasında adeta bir Korece öğrenme furyası yaşanıyor. Bu ani ve büyük ilgi artışının en temel sebebi, tüm dünyayı kasıp kavuran ve "Hallyu" olarak adlandırılan Kore popüler kültür dalgasıdır.
Dünya genelinde milyonlarca hayranı olan K-Pop grupları ve küresel dijital platformlarda izlenme rekorları kıran K-Drama dizileri, gençlerin bu kültüre büyük bir hayranlık beslemesini sağlıyor. Genç nesil, sevdikleri şarkıların sözlerini doğrudan anlamak, dizileri altyazıya bağımlı kalmadan izlemek ve sosyal medyada devasa büyüklüğe ulaşan Kore fan topluluklarında bir aidiyet hissetmek amacıyla bu dili öğrenmeye yöneliyor. Bu durum, dil öğreniminin artık sadece iş bulmak için değil, küresel bir topluluğun parçası olmak için de yapıldığını gösteriyor.
TÜRKÇE BİLEN İÇİN KORECE ÖĞRENMEK ÇOK DAHA KOLAY
Koreceye olan talebin bu kadar hızlı bir şekilde pratik eyleme dökülmesinin arkasında ise çok önemli bir dilbilimsel avantaj yatıyor. İki dilin yapısal benzerliği, Türk öğrencilerin bu dili öğrenmesini oldukça kolaylaştırıyor. Hem Türkçe hem de Korece, dil bilgisi teorisinde sondan eklemeli diller grubunda yer alıyor ve bu durum mantık olarak büyük bir aşinalık yaratıyor.
En büyük kolaylık ise cümle diziliminde ortaya çıkıyor. İngilizcedeki "Özne, Yüklem, Nesne" sıralamasının aksine, Korecede cümle yapısı tıpkı Türkçedeki gibi "Özne, Nesne, Yüklem" şeklinde kuruluyor. Yani bir Türk, zihninde kurguladığı Türkçe bir cümleyi kelime kelime Korece karşılıklarıyla değiştirdiğinde, neredeyse kusursuz bir Korece cümle elde edebiliyor.